Alpaslan Savaş
NATO aşkı başkadır
Yayın Tarihi: 01.07.2026 , 23:44 Güncelleme Tarihi: 02.07.2026 , 00:35
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi yaklaşıyor. Türkiye yüz kızartıcı bir iştahla dünyayı uluslararası tekellerin çöplüğüne çevirenleri baş tacı etmeye hazırlanıyor. Ankara zirve için adeta kafese kapatıldı. Yasaklar dün itibarıyla başka illere de yaygınlaştırıldı.
1945’te Amerikan zırhlısı Missouri’nin Türkiye ziyaretinde genelevleri boyayıp Amerikan askerlerine eğlenceler düzenleyenler şimdi de bir pedofili ağırlamanın heyecanını yaşıyorlar.
Utanç verici.
Siyasal İslamcıların gözleri bir kez daha Amerikan bayrağının yıldızlarıyla kamaşıyor. Amerikancılıkları tescillidir. Bir NATO darbesi olan 12 Eylül’den yararlanıp serpildiler. Darbecilerin işçi sınıfına ve sola baskısından yararlanıp önce iktidar ortağı, sonra iktidar oldular. 2000’lerin ortalarında Washington’a yalvardılar, biraz da kendilerini kanıtlayıp “süpürülmeyip kullanıldılar”. NATO’ya ve ABD’ye hizmet ettiler. Hiç kimse onları zorlamadı, iktidara gelebilmek ya da orada tutunabilmek için rol falan da kesmediler. Çünkü hep NATO’cu ve Amerikancıydılar.
Siyasal İslamcıların NATO’culuğu 69’da İstanbul Boğazı’na demirleyen Amerikan 6. Filosu’nu protesto etmek için toplanan devrimci gençler ve işçilere saldırıp donanmayı kıble yaparak namaza durabilecek kadar da ideolojiktir.
Milliyetçiler de böyledir. İktidar ortağı MHP lideri Bahçeli’nin son dönem işaret ettiği Türkiye’nin Rus-Çin ittifakı içinde yer alması tiratları kimseyi yanıltmasın. Bu hareketin kuruluşunda NATO gladyosu var. Bugünkü MHP’nin pazarlıkçılığı, NATO’da daha güçlü rollere talip olunmasından.
Bir ülkenin emperyalist hedeflerini sermaye sınıfı belirler. O sınıf Türkiye’de bugün 60’lara göre çok daha gelişkin ve agresif. Türkiye’nin kendi sınırları dışında yayılması, sermaye sınıfının yeni coğrafyalarda sömürü alanlarına yerleşmesi demek. 60’larda sermaye sınıfına içeride hizmet eden, bunun için ülkeyi iç savaşa sürüklemeyi göze alan milliyetçi hareket, şimdi iktidar ortağı olarak Türkiye burjuvazisinin sınır ötesi yayılmacılığının sözcülüğünü yürütüyor. Yeni Osmanlıcılık diyoruz. Adında yeni olduğuna bakmayın, kökleri aynı uğursuzluğa, Amerikancılık-NATO’culuk ve anti-komünizme uzanır.
Diğer milliyetçi partiler de Bahçeli’nin MHP’sinden farklı değil. Pazar günü İYİP’in çağrısıyla yapılan bayrak mitinginin gündemi çözüm süreciydi. Bunca Türk bayrağının, vatan millet edebiyatının, ülke bütünlüğü vurgusunun yanında ilaç için tek bir NATO kelimesi duyulmadı. Zirveye bir hafta kala muhalefetteki milliyetçilerimizin tek gündemi Kürt düşmanlığıdır.
İYİP mitingleri böyleydi de DEM’in aynı hafta sonu yapılan “özgürlük mitingleri” farklı mıydı? Orada da ne NATO ne NATO’cular gündem edildi. Süreç hızlansın istendi, Öcalan’a özgürlük talep edildi. Oysa tam o sırada Türkiye, önümüzdeki hafta yapılacak zirvede emperyalist barbarlıkta birinci sınıf roller üstlenmeye hazırlanıyordu.
Liberaller de aynı havadalar. Kimi aydınların Ankara’da toplanacak zirveye öyle çok da ses etmemelerinin altında, güvenlik mimarisini yeniden kurgulayıp güçlendirmeye çalışan AB’nin önümüzdeki dönem Türkiye ile ilişkilerini yeniden gündeme alma ihtimali yatıyor. Güvenilir bir NATO üyesi olduğu teyit edilmiş Türkiye’ye AB’nin yeni kapılar açma ihtimalinden heyecan duydukları kesin. Yalnız bu kez motivasyonun “AB demokrasisi” değil “AB ordusu ve güvenliği” olduğunu bir köşeye not etmeliyiz. Liberalizmin Batıcılığı ve demokrasiciliği Amerikancılık ve NATO’culuğa bağlıdır.
Ve aslan sosyal demokratlarımız!
Butlan kriziyle çözülen CHP’nin atanmış başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yeni dönem NATO’culuğunu mikrofonu eline geçirdiği ilk toplantıda “Osmanlı coğrafyasına gitmeliyiz” diyerek teyit etmişti zaten. Sonra Sözcü TV’de kendisine sorulan sorulara uzun uzun verdiği yanıtlarla ayrıntılandırdı bu inancını. O da Türkiye kendi sınırlarının ötesine bakmalı diyor, Bahçeli de.
Peki Özgür Özel?
Birkaç hafta arayla önce ABD’nin sonra İngiltere’nin önemli gazetelerinde yayımlanan iki ayrı yazısını ciddiye almak zorundayız. Özetle diyor ki Özel, müttefiklerimiz Erdoğan’a değil bize güvensin, çünkü NATO’nun aradığı istikrarı iktidar partisi değil kendi partileri sağlayabilir. İki yazıyı da tümüyle NATO’ya bağlılık beyanı olarak okuyoruz.
Akla İnönü ve Menderes geliyor. Türkiye’nin NATO’ya girişi 1952 yılında, Demokrat Parti iktidarında gerçekleşti. Fakat ilk başvuru CHP iktidarında, 11 Mayıs 1950 tarihinde yapıldı. Üç gün sonra yapılan seçimlerde DP iktidara geldi. Üyeliğe kabul için iki yıl daha beklemek gerekti. İnönü de Menderes de Türkiye’nin NATO üyeliğini kendilerinin başardığıyla övündü. Bu tartışma Meclis görüşmelerine de yansıdı. 18 Şubat 1952 tarihinde NATO üyeliğinin resmiyete kavuştuğu meclis görüşmesinde partiler birbiriyle yarıştı. Yapılan oylamada, bir çekimser oya karşı tüm milletvekilleri evet oyu verdi. Çekimser oy veren DP milletvekilinin de derdi NATO değil, bir süredir parti içinde muhalefet ettiği Celal Bayar’a duyduğu tepkiydi.
Türkiye’de iktidar NATO’cu. Sosyal demokrat ana muhalefet tüm kanatlarıyla NATO’cu. Milliyetçiler, liberaller NATO’cu. Geçmişte de böyleydi, bugün de öyle. Düzen siyasetinin NATO aşkı bir başkadır.
Biz komünistiz. Düzen siyasetinin NATO’culuğunu yadırgamayız. Fakat bunun toplumdaki anti-emperyalist duyarlılığı aşındırmasını önemseriz. NATO’culuğu, Amerikancılığı kanıksamış bir toplum eşitlik, özgürlük ve adalet arayışından da uzaklaşır çünkü. Bu nedenle sadece yasaklara karşı değil, toplumun kuşatılmasına karşı da yürütülecek bir mücadele duruyor önümüzde.