Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Pastacılar kralı

Şirket egemenliği böyle işte. Patronların ayrıcalıklı yurttaş olması anlamına geliyor. Bozuk düzen de diyebiliriz. Bozuk düzene çomak sokmanın yolu ayrıcalıklının karşısına dikilmekten geçer.

Yayın Tarihi: 23.07.2026 , 08:25 Güncelleme Tarihi: 23.07.2026 , 08:30

Hazine ve Maliye Bakanlığı açıkladı, merkezi yönetim bütçesi Haziran ayında yaklaşık 114 milyar lira fazla vermiş. İktidar kalemşorlarında bir keyif, görmeyin. Bu para, ilk altı ayın 943 milyar liralık bütçe açığına zerre merhem olmamış ya ne gam. Kemer sıkma politikaları sonuç veriyormuş. Yalakalık diz boyu.

Aslında haklılar, evet sonuç alıyorlar. Milyonlarca emekçinin, işsizin, emeklinin kemerini sıktıkça kasada kalan ne varsa değişik biçimlerde kaynak olarak şirketlere akıyor. Yoksa memura enflasyon altı, emekliye sadaka niyetine, işçiye sıfır zam para yok diye değil, patronların iştahı hiç eksilmesin diye yapıldı. Patronlar ferah ferah kazansın diye kemerler sıkılıyor...

Soygun var, hem de büyük. Haziran ayı bütçe fazlası bu soygunun sonucu, önceki ayların bütçe açığı da. Nasıl olmasın? Patronların beyan ettiği vergilerin toplam gelir vergisi içindeki payı yüzde 1,71 iken işçilerin ücretlerinden daha bordrolar hazırlanırken kesilen vergilerin payı yüzde 24,7. Yani bütçe gelirleri patronların kasasından değil, emekçi halkın cebinden çıkıyor.

Organize halk soygunu bu. Çünkü şirket egemenliği çağındayız. Her şey şirketler için. Güvenlik onlar için, güvence onların geleceğine ait, devlet onlar için var. Her zaman kazanıyorlar. Kârları azaldığında kıyameti koparıyorlar ama o zaman bile deli gibi kazanıyorlar. Şirketi çalıştırıp kazanıyorlar. Şirketi batırdıklarında da... "Kazan kazan" adında bir dünya yarattılar.

Şüphe eden, son günlerde işçilerin kapısına dayandığı pastacılar kralına bakabilir. Panista patronu Gürsel Erbap’tan söz ediyorum. Pastacı derken öyle mahalle pastanesi gibi, kendi yağında kavrulan esnaflardan değil kendisi, bir dönem neredeyse tüm Türkiye’ye yayılan Komşu Fırın isimli zincir fırın-marketlerin sahibidir. Hikayesi ilginçtir, özel sektörün ülkede nasıl bir soygun düzeni kurduğunu anlatır.

2006 yılında açtığı Komşu Fırın’dan milyonlarca lira kazanan pastacılar kralı, 2020 yılında onu batırdı. Onlarca şubeyi kapattı, çalışanları kapının önüne koydu. İçeride kalan maaşlarla tazminatları ödemedi.

Batırdığı şirketin yerine yeni bir şirket açtı. Komşu Fırın tabelaları indi, yerine Panista tabelaları takıldı. Borçlar, işçi alacakları hepsi eskisinde kaldı. Pastacılar kralı yeni şirketi ve yeni markasıyla, biraz küçülmüş olsa da iyi kazanmaya devam etti. Parasını isteyen işçilere “o şirket battı” yenisini soranlara “eski şirketle alakası yok” dedi.

Pastacılar kralı Gürsel’in marifeti pastasında değil hileli iflaslarında. İkinci şirketi de bu marifetini kullanarak batırdı. Panista’nın bağlı olduğu şirket konkordato ilan etti. SGK, alacakları için haciz işlemi başlattı. Başlattı başlatmasına da ne hikmetse haciz işleminden iki gün önce Panista şubeleri bir başka şirkete devredilip, üçüncü şahıslara isim hakkıyla (Franchise diyorlar) satıldı. Bu Franchise Panistalar ile nasıl bir ilişkisi olduğunu bilmiyoruz ama İstanbul’un en lüks semtlerinde yüksek cirolu iki şubeyi onlara değil karısının sahibi olduğu şirkete devrettiğini biliyoruz.

İflas, bir "kazan kazan" stratejisidir. Hilesiz olanına pak rastlanmıyor. Benzeri gibi pastacılar kralının da başvurduğu yollardan biridir ve anladığımız kadarıyla hâlâ bir patron olarak gemisini yüzdürebilmesini buna borçludur.

Bunca şirketi batır, işçilerin alacaklarına çök, sonra hiçbir şey yokmuş gibi hayat devam etsin! Pastacılar kralı Gürsel Erbap için durum böyle. Geçtiğimiz aylara kadar sektörün önemli şirketlerinin üyesi olduğu Hububat Tedarikçileri Derneği’nin (HUBUDER) başkanıydı. Halen Doruk Un adlı şirketin sahibi. Tekirdağ’da un üretimi yapan bir un fabrikası, kendine ait bir un markası, tarımsal üretim ve ar-ge işlerini yapan bir tohumculuk şirketi var. Markalarının Türkiye’de ilk üçe girdiğiyle övünüp, başkanlığını yaptığı derneğin ABD Büyükelçiliği Tarım Müsteşarı onuruna verdiği yemeklerde boy gösteriyor. Uluslararası tarım ve ticaret çevreleriyle Türkiye tarımının geleceğini pazarlıyor.

Şirket egemenliği böyle işte. Patronların ayrıcalıklı yurttaş olması anlamına geliyor. Bozuk düzen de diyebiliriz.

Bozuk düzene çomak sokmanın yolu ayrıcalıklının karşısına dikilmekten geçer. Şu sıralar Panista işçileri bunu yapıyor. Bir araya gelip Patronların Ensesindeyiz Panista İşçileri Dayanışma Ağı’nda örgütlendiler. Sonra Panista şubelerinde, patronun villasının önünde, şirket merkezinde, sektörün patronları ne zaman toplansa onların buluştuğu beş yıldızlı otellerin önünde, yani hayatına hiçbir şey yokmuş gibi devam eden patronun karşısına her yerde dikildiler. Böyle olunca işler değişti, pastacılar kralı işçilere tüm alacaklarını ödeme sözü verdi. 15 Ağustos kendisinin verdiği son tarih.

Panista işçileri patron sözüne güvenerek hareket etmemeleri gerektiğini bilecek kadar deneyime sahip artık. Örgütlendiler, daha ne olsun. Bozuk düzene çomağı soktular bir kere.


NOT: Pastacılar kralı Gürsel’in marifetlerini ve haklarına çöktüğü Panista işçilerinin yürüttüğü mücadelenin tüm detaylarını Patronların Ensesindeyiz Haberleşme Mücadele ve Dayanışma Ağı tarafından dün yayınlanan rapordan görebilirsiniz.

Alpaslan Savaş 'ın Son Yazıları