Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Yağmanın böylesi

Yağmanın sona ermesini istiyorsak kâr getiren her işletme, holding tekelinden halkın tekeline geçmeli. Bunun yolu devletleştirmedir. Ücretini alamayan, tazminatına çökülen işçinin de güvencesi burada. Devletleştirmeyi mümkün kılacak yegane şey ise bu talebin işçi sınıfının temel talebi haline gelmesidir.

Yayın Tarihi: 06.05.2026 , 22:30 Güncelleme Tarihi: 07.05.2026 , 00:00

Önceki gün açıklanan 4,18’lik Nisan enflasyonu, ekonomide frenin iyiden iyiye boşaldığını gösteriyor. Rampa aşağı gidiyor kamyon. Kabine toplantısı sonrası gelen destek açıklamasına rağmen, Erdoğan’ın direksiyondaki Mehmet Şimşek’in emniyet kemerini daha ne kadar çözmeden tutacağı ise meçhul.

Aynı Şimşek’in yönetimindeki Merkez Bankası, yıla başlarken 2026 için enflasyon hedefini yüzde 13-19 aralığında ve 16 olarak belirlemişti. Şubat ayı geldiğinde hedef yüzde 15-21’e revize edildi. Şimdi ise rakam, yılın daha ilk dört ayında yüzde 15’e yaslandı. Önümüzdeki dört ay için, geçen yılın aynı aylarında görece düşük açıklanan rakamlar nedeniyle oluşacak baz etkisini de düşünürsek, Şimşek’in yıllık hedefi beş ay dolmadan aşılmış olacak.

Yüksek enflasyon ücretlilerden mülk sahiplerine bir kaynak aktarma mekanizmasıdır. Yaşadığımız tam olarak bu. Sermaye sahipleri her türlü maliyet artışını mal ve hizmet fiyatlarına doğrudan yansıtırken milyonlarca emekçinin ücreti reel olarak geriliyor. Yürürlükteki ekonomi programı şirket kârlarını güvence altına almak üzerine kurulu. Bu olabilsin diye milyonların kemerleri sıkılıyor. Adına yağma diyoruz. Böylesi pek az görüldü.

Önceki hafta Erdoğan’ın şaşaalı bir törenle açıkladığı, bu hafta düzenlenip yasa teklifi olarak meclis genel kuruluna gönderilen yeni teşvik paketi de yağmanın kesintisiz süreceğini gösteriyor. Halk hayat pahalılığından inim inim inlerken, yeni kaynakları devlet kasasından patronların cebine koymak üzereler. Yurt dışından gelecek paranın 20 yıl boyunca vergiden muaf tutulması, kurumlar vergisi istisnası, çalıştırılan işçi başına gelir vergisi muafiyeti ve teşvikler bu tasarının içinde. 15 maddelik bir torba yasa olarak düzenlenen tasarı öncelikle uluslararası finans tekellerini ihya edecek. İstanbul Finans Merkezi’ni adlı adınca serbest kazanç bölgesine dönüştürüyorlar. Adına “Nitelikli Hizmet Merkezi” dediler. Katılımcılara yüzde 100 kazanç indirimi geliyor. Devlet, buradaki şirketlerden ne gelir ne kurumlar vergisi alacak. Torbanın içine yeni bir varlık barışı da sokuldu. İhtiyaç duyulan kaynak bir kez daha kara para aklamasıyla karşılanacak.

Kemer sıkan halk, semirense yerlisi-yabancısı iç içe geçmiş sermaye sınıfı.

Bu arada, önceki gün Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin birinci çeyrek bilançoları açıklandı. İlk sırada bankalar var. Garanti, Yapı Kredi, Akbank, QNB, tabiri caizse ‘para basmış’ gibi kazanmış. Geçen sene de çok kazanmışlardı, önceki sene de. Merak edenler için Patronların Ensesindeyiz Banka ve Finans Emekçileri Dayanışma Ağı’nda örgütlenen banka emekçileri, bankaların kârlarını 1 Mayıs’tan hemen önce tek tek yayımlamıştı, göz atmanızı öneririm.

Bilançolara yakından bakanlar Türkiye’nin nasıl bir holding cennetine döndüğünü görecektir. Kârı kanatlanan bankalar esas olarak reel sektörde faaliyet gösteren şirketlerin de bünyesinde olduğu holdinglere bağlılar. Analistlerin tabiriyle ‘reel sektördeki negatif ayrışma’ bu şirketlerin zarar ettiğine değil, kârlılıkta bankaların uçuşunu yakalayamadığına hayıflanma. Sonuçta hepsi holdinglerin kasasında birleşiyor. Kriz yönetimi işte, bir avuç aile karun kadar zenginleşmeye devam ediyor.

Birileri zenginleşip milyonlar yoksullaşıyorsa orada yağmanın hası var demektir. Her şeyi satmaları da bu yüzden. Özal’la başladılar, Erdoğan’la bitirdiler. Şimdi sıra sinekten yağ çıkarmaya geldi. Elde kalan köprüler, otoyollar, binlerce taşınmaz, hazine arazisi ve ne varsa hepsi Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın yayımladığı 2026 yılı satış listesinde.

ÖİB listesinin dışında başka bir liste var ki, o yerin altında ve şimdi yağmaların en gözdesi. Türkiye’nin yer altı kaynaklarının tamamı özel maden şirketlerine, onların bağlı olduğu holdinglere açılmış durumda. Böylesi görülmemiştir. Üstelik yağmalar içinde halkın canını en yakanıdır. Bununla sadece cep boşaltılmıyor, yurttaşın üstünde yaşadığı toprağı da elinden alıyorlar. Kumundan çakılına, mermerinden taşına, kömüründen demirine, bakırından nikeline, altından gümüşüne toprağın altında ne varsa verdiler holdinglere. Ne zeytin ağacı kaldı vatandaşın, ne akarsuyu. Devlet gözetiminde yağma diyoruz. Sonuncu furya Şubat ayında başladı. MAPEG (Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) Şubat ayında tam 485 maden sahasını ihaleye çıkardı. 65 ile, yani neredeyse memleketin her yakasına yayılacak yeni yağma için teklif verdi holdingler. Jet hızıyla sonuçlandı. Hazırlıklara başladı soyguncular.

Geçtiğimiz haftalarda Ankara’da ödenmeyen ücretleri başta olmak üzere gasp edilen hakları için eylem yapan Doruk Madencilik işçileri yağmanın boyutunu başka bir vesileyle görünür kılmış oldu. Devletin madeni üç kuruşa bir aileye satılmış, o batırınca üç kuruşa başka bir ailenin eline geçmiş, her seferinde bunlara sınırsız devlet teşviki verilmiş, kazanç holding kasasına indirilmiş, işler zora girince işçilerin ücretleri dahil madenle ilgili tek bir sorumluluk yerine getirilmemiş ve işler böyle devam etmiş gitmiş. Devlet güvencesinde yağma diyoruz. Başka bir deyişle sermaye sınıfının koca bir ülkeyi soyması.

Yağmanın sona ermesini istiyorsak kâr getiren her işletme, holding tekelinden halkın tekeline geçmeli. Bunun yolu devletleştirmedir. Ücretini alamayan, tazminatına çökülen işçinin de güvencesi burada. Devletleştirmeyi mümkün kılacak yegane şey ise bu talebin işçi sınıfının temel talebi haline gelmesidir.

Yazarın Son Yazıları