Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Türkiye özel sektörden kurtulmalıdır

Kaynakları yöneten ülkeyi de yönetir. Bu adlı adınca bir işgaldir. Özel sektörün ülkeyi işgali. Kurtulmanın tek yolu devletleştirmedir. Üretim araçlarına toplum adına el koymak anlamına geliyor. Halk için pek güzeldir. Adalete, özgürlüğe ve eşitliğe giden yolun açılması demektir.

Yayın Tarihi: 20.05.2026 , 23:42 Güncelleme Tarihi: 21.05.2026 , 00:00

Türkiye’nin çözüm bekleyen pek çok sorunu var. Hayat pahalılığı ve geçim derdi ilk sırada. Çoğu büyük şirket sahibi ve rantiyer olan bir avuç sermayedar zenginin dışında milyonların derdidir.

Oysa Türkiye zengin bir ülke.

Madenleri çoktur. İmalat sanayi gelişkindir. Savunma sanayi ilerlemiştir. Petrolü yoktur ama rafinerileri büyüktür. Neredeyse dört mevsimi bir arada yaşanan coğrafyasıyla bir turizm cennetidir. Gelen turist sayısında dünya dördüncüsü, elde ettiği turizm gelirinde dünya yedincisidir. Toprakları verimli, tarımsal ürünü bereketlidir. Onlardan 22 tanesi dünya üretiminde ilk üçte, dünyanın yarısından fazlasını ürettiğimiz fındık ilk sıradadır.

Peki bunca kaynağa ve olanağa sahip bu ülkenin emekçi halkı neden yoksullukla yüz yüze?

Ülke bunca zenginken neden açlık sınırı 34 bin 808 lira, yoksulluk sınırı 114 bin 348 liradır da ülkenin ücretli çalışanları için ortalama ücret haline gelen asgari ücret 28 bin liradır?

1.6 milyondan fazla insan neden kredi kartı borcunu ödeyemiyor? Ülke içinde üretilen mal ve hizmetlerin toplamı her yıl bir öncekine göre artıp ekonomi büyürken borçlu yurttaşlarımızın sayısı nasıl oluyor da son üç yıl içinde iki katına çıkabiliyor?

Neden sokaklarda boş boş gezen 10 milyonun üstünde işsiz var? 16-24 yaş arasındaki her dört gençten biri neden o on milyonun içinde olup ne işte ne okuldadır?

Binlerce emekli neden kent merkezlerinde barınamayıp ucuz otellerin paylaşımlı odalarında ömürlerini tamamlamayı bekliyor?

Neden emekçiler kendi çocuklarını ülkenin en iyi okullarında okutamıyor, ailelerini en nitelikli sağlık hizmeti veren hastanelerde tedavi ettiremiyor?

İktidar bu sorulara “Türkiye’de işler iyi gidiyor” diye yanıt veriyor. Onlara göre var olan sorunlar dönemseldir ve kaynağı dışarıdadır. Türkiye büyüktür, her şeyin üstesinden gelinmektedir. Muhalefete göre ise mesele liyakatsizlikten, particilikten, eğitimsizlik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanıyor.

İktidara göre büyütmeye gerek bulunmayan, muhalefete göre ise ‘tek adam rejimi’ olan sorunun kaynağını kimse sorgulamıyor. İşte buna eskilerin deyimiyle müesses nizam, yani kurulu düzen diyoruz. Adı kapitalizm olan bu düzen emek sömürüsüne dayanıyor ve her alanda eşitsizlik üretiyor.

Sorun yaratan düzenin devam edebilmesinin koşulu sorunların kaynağının karartılabilmesinde. TKP'nin Şubat ayında yaptığı bir açıklamada “Sermayenin egemen olduğu bu toplumsal sistemin sorgulanmasını engellemek çokuluslu tekellerin, holdinglerin, emlak ve borsa spekülatörlerinin büyük becerisidir” deniyordu. Evet, tam olarak özel sektörün ülkeyi örümcek ağı gibi sarmasına ve bunun yarattığı büyük yıkımın karartılmasına işaret ediyoruz.

Çok açık bir gerçek var. Milyonlar geçim derdiyle boğuşurken ülkede üretilen büyük zenginlik şirketlerin kasasına, o şirketlerin sahibi ailelerin serveti olarak banka hesaplarına akıyor. Gizli saklı olanları bilemiyoruz ama kamuoyuna açıklanan kısmı bile dudak uçuklatıyor. 2025 yılında Koç Holdingin net kârı 22 milyar liradır, Sabancı’nın 3.8, Nurol’un 3.1, Akfen’in 3.7, Limak’ın 2.9, Cengiz’in 1.5 milyar lira…

Sahi, asgari ücret kaç liraydı? Bu servetin yanında onun iki katı ne kadar eder, iki katını onla çarpsan ne yazar?

Şöyledir. Türkiye’de en büyükler, yani holdinglerin sayısı 1000 civarındadır. Bunların da en büyüklerinin sayısı 100’ün altında. Hepsine bağlı yüzlerce şirket var. Bu şirketler tüm üretim ve hizmet alanlarında faaliyet gösteriyor. Madenler, rafineriler, oteller. Demir çelik, otomobil, beyaz eşya fabrikaları, onların yan sanayileri. Merkezi ve yerel yönetimlerin açtığı ihalelerde, okullarda, hastanelerde, otoyollar ve köprülerde, her yerdeler. Tüm kaynakları onlar yönetiyor. Ülkenin bütün zenginliği bu holdinglerin, bunlara bağlı olan ya da olmayan yüzlerce şirketin kasasına giriyor.

Kaynakları yöneten ülkeyi de yönetir. Bu adlı adınca bir işgaldir. Özel sektörün ülkeyi işgali. Kurtulmanın tek yolu devletleştirmedir.

Üretim araçlarına toplum adına el koymak anlamına geliyor. Halk için pek güzeldir. Adalete, özgürlüğe ve eşitliğe giden yolun açılması demektir.

Alpaslan Savaş 'ın Son Yazıları