Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Kumarbazımız bir adım öne çıksın

İhtiyacımız olan yeni bir ahlakın adım adım topluma yerleşmesi. Bu önce üretici sınıftan, yani işçi sınıfından başlamak zorunda. Bu işlem bir işçi sınıfı aydınlanmasıdır ve güncel mücadele konusudur.

Yayın Tarihi: 11.12.2025 , 07:39 Güncelleme Tarihi: 11.12.2025 , 11:51

Futbolda bahis ve şike soruşturması devam ediyor. İki kulüp başkanı ve bazı tanınmış futbolcularla birlikte toplam 20 kişi tutuklandı. Dün sabah yapılan yeni operasyonda da gözaltılar var. Hakeminden federasyonuna, futbolcusundan habercisine kadar tüm aktörlerin içinde olduğu büyük bir "adı lazım değil" çukuru bu.

Futbolcular bahis hesabı açmış, kimisi aracı kullanmış, kimi doğrudan oynamış. Biri kendi maçında takımının üstüne, diğeri rakip takıma basmış parayı. Kulüp başkanları bahis şirketi sahibi, bahis şirketleri federasyon partneri olmuş. Eski federasyon başkanının bahis şirketi var, yenisinin eski başkanla sponsorluk anlaşması. Hakem federasyon parası ile kumarhanede basılmış. Bahis parası transferinde kullanılan elektronik para ve ödeme şirketi şampiyon bir kulübün stadında, yasa dışı bahis şirketlerinden biri başka bir şampiyon kulübün formasında sponsor. Yani kısaca ne ararsan, kimi istersen çukurun içinde. Şimdi kamuoyuna bu çukuru 'sahada temizlik var' diye yedirmeye çalışıyorlar.

Mesele oyun kurallarının dışına çıkanlar değil, oyunun kural dışı hale gelmesi. Çünkü futbol artık oyun değil, bir büyük endüstri. Holdingleşen kulüpler, milyar dolarlık transferler, forması, maç bileti, medyası hepsi bu endüstrinin enstrümanı. Şike de sistemin içinde, yasal ya da yasa dışı bahis de. Motivasyon spor değil, para. Hem de büyük para. Para ise, büyük ya da küçük, girdiği her yeri böyle çürütüyor işte.

Futbolun emekçi sınıfları uyutma aracı olarak kullanılması yeni değil elbette. Fakat bu bir sonuç olabilir artık. Çünkü futbolu topyekûn bir kumarhaneye dönüştürmeyi başardı sistem. Oysa futbol işçi sınıfının oyunuydu. Onun yan yana geldiği, zaman zaman örgütlendiği, hem eğlence hem de bir sosyalleşme aracıydı. Şimdi sermaye sınıfı için kâr kapısı, büyük bir yatırım aracıdır. Sektörleşen sporun aktörleri bunun için tepişiyor şimdi.

Yasa dışı bahis pazarının 75 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. Yasal olanı da olmayanından az değil. 2021 yılında devlet şans oyunlarından yaklaşık 6 milyar lira vergi geliri elde etmiş. 2026 yılı bütçesinde hedef 67 milyar lira. Sermaye sınıfı devlet eliyle yarattığı bu mecrayı bile isteye büyütüyor.

Kumarhane yasağı olan ülkenin, "şans oyunları" adında büyük bir kumarhanesi var artık.

Kumarhane varsa kumarbaz da vardır. Tek kumarbaz da futbolcu değil. Taraftarların da büyük bölümü yasal ya da değil, bahis oynamıyor mu? O büyük kumarhanede herkesin erişebileceği bir oyun var çünkü.

Uyuşturucu ve alkolizm en tehlikeli bağımlılıklar. Şimdi kumar siteleri, bitcoin, şans oyunları, sanal oyunlar, borsa bu listeye eklendi. Yoksul insanlar şansını deneyip duruyor. Gençler oyun sitelerinde kazanma peşinde ceplerindekinin ötesini kaybediyor.

Sınıfları yaratan maddi koşulları konuştuğumuz bir işçi eğitiminde, katılımcılardan biri insanların akıllarını kullanarak sınıf atlayabileceğini, bunun için girişimci bir ruha sahip olmak gerektiğini ileri sürmüştü. Konuştukça bahsettiği ruhun onu borsada kâğıt takibi, bitcoin ve bir dizi sözde akıl gerektiren oyun sitesine yönlendirdiği ortaya çıktı. Henüz otuzuna gelmemiş bir döküm işçisi için finans spekülatörlüğüne soyunmak fazlasıyla iddialı elbette. Öte taraftan haklı. Kazandığı ücret düşük. Belki yan fabrikada daha da düşük. Burada bir gelecek kurgusu yapma şansı yok. Üstelik önüne serilen kumarhanede fazlasıyla hayal satın alma şansı var. O da öyle yapıyor, kendine beş yıl veriyor, sonrası aklın zaferi olacağını düşünüyor.

Oysa aklın yolu belli. Beş yıl sonra, şansı varsa alabileceği kıdem tazminatıyla, biraz da babadan üç beş gelirse, on metrekare bir dükkân kiralayıp ya tekel bayi ya da telefon kılıfı satan bir esnaf olacak.

Emek vermeden, kısa yoldan sonuca ulaşmak. Dayanışma yerine rekabeti yüceltmek. Başarıyı para ya da makamla ölçmek. Bu ahlak ya da ahlaksızlık, sanattan spora, toplumsal alanın tümüne yayıldı. İşçi sınıfının içine de. Bu gerçekle yüzleşmeden, mücadele konusu etmeden işçi sınıfının bir devrimci misyonu olabilir mi?

Türkiye’de işçi sınıfının kendini sarmalayan ağır ekonomik koşullar ve yoksullaşmanın yanında böyle büyük bir problemi var. Toplumsal çürüme olarak adlandırdığımız, esas olarak günümüz sınıflar mücadelesinin konusu olan çok katmanlı bir sorun bu. Adalet duygusunun yitirildiği, güçlünün haklı olduğu, güçsüzün güçlüye hak verdiği, faydacı, köşe dönmeci bir toplumsal dokudan söz ediyoruz. Kaynağında paranın egemenliği olan bir çürüme. Bağımlılık bu çürümenin bir parçası. Üstünde duruyoruz. Dert ediyoruz. Çünkü büyük insanlığı arıyoruz. Onun da kaynağının hala işçi sınıfı olduğunu biliyoruz.

İhtiyacımız olan yeni bir ahlakın adım adım topluma yerleşmesi. Bu önce üretici sınıftan, yani işçi sınıfından başlamak zorunda. Bu işlem bir işçi sınıfı aydınlanmasıdır ve güncel mücadele konusudur.

Alpaslan Savaş 'ın Son Yazıları