Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

İstila

Tüm bu uğursuz tabloda Türkiye’yi yönetenler sürecin parçası olarak Türk-Kürt-Arap kardeşliğinden bahsediyor. Dışarıda İsrail-ABD planlarına payanda olup, içeride Cumhuriyetle hesaplaşma üzerine kurulu işleyen süreç… Bunların hiçbirinden kardeşlik çıkmaz, burada kardeş kardeşe düşer…

Yayın Tarihi: 01.10.2025 , 23:42 Güncelleme Tarihi: 02.10.2025 , 00:12

Geçtiğimiz yıl Suriye’nin dağıtılmasıyla sonuçlanan operasyon için iktidar çevreleri Türkiye’nin baş aktör olduğunu ileri sürmüştü. Fidan’ın Kaysun dağında Şara ile birlikte Şam’ı seyrederek içtiği kahve de fetih seremonisi olarak sunulmuştu.

AKP iktidarının Suriye iç savaşında oynadığı rol açık olsa gerek. AKP, Suriye devletine karşı cihatçıları sadece desteklemedi, onları eğitti, lojistik temin etti, silah verdi, Türkiye’deki hastanelerde tedavi etti, karargâh sağladı.

Suriye iç savaşının bir emperyalist müdahale olduğu, AKP iktidarının Türkiye’yi bu operasyonun içine yerleştirdiği ne kadar gerçekse AKP’lilerin “baş aktör biziz” diye böbürlendiği son operasyonun bir İsrail istilası olduğu da bir o kadar gerçek. Şam’a operasyon başladığı sırada İsrail Gazze’de taş taş üstünde bırakmamıştı. Lübnan daha fazla tecrit edilmişti. İran daha büyük tehdit altındaydı artık. Suriye’de ise Şara’nın adamları henüz başkente varmadan İsrail Silahlı Kuvvetleri kentin birkaç on kilometre yakınına yerleşmişti bile. HTŞ’nin Şam’a ulaşıp kentin düşmesi, İsrail’in Suriye’yi ele geçirmesi anlamına geldi. Cihatçı gruplar ile İsrail uyum içinde çalıştılar. AKP hükümeti bu uyumu sağlayan unsur oldu.

Bu yüzden AKP’liler, yıllar sonra sadece Suriye’de değil bütün Ortadoğu coğrafyasında İsrail’in en büyük zaferine giden yolun taşlarını döşemekle böbürlenebilirler ancak.

Uluslararası siyasetin kuralıdır, bu tip operasyonlarda emperyalist merkezlerin dediği olur. Öyle de oldu. İngiliz-ABD-İsrail planı ilerledi, İsrail’in bölgedeki hegemonyası hiç olmadığı kadar güçlendi.

Sınır ötesine doğru genişlemeyi düşleyen AKP hükümeti, Suriye’de atmayı düşündüğü her adımda karşısında İsrail’i buldu. SDG silah bırakıp HTŞ’ye katılacaktı, olmadı. Suriye’nin kuzeyinde özerklik kapısı ABD tarafından aralandı. Dürziler İsrail’i arkasına alarak Şara’ya kafa tuttu, böylece bölgede İsrail himayesi meşrulaştı. Lazkiye-Tarsus hattındaki Arap Alevi nüfusta bile, HTŞ’nin katliam girişimlerine karşı Tel Aviv’den “koruma talebi” tartışıldı. Kısaca operasyonun üstünden henüz birkaç ay geçtikten sonra Türkiye, kendi sınırlarının güneyinde yüzünü nereye çevirse İsrail’i görmeye başladı.

Tekrar etmekte sakınca yok, Suriye’nin dağıtılması merkezinde ABD-İngiltere ve İsrail’in bulunduğu çok uluslu bir emperyalist operasyondur. Türkiye, İsrail istilasıyla sonuçlanan bu operasyonun parçası olmuştur.

Sonuçları bölge halkları için son derece uğursuz bir İsrail istilası bu.  Lübnan devletsizleştirilmişti, şimdi Lübnan halkının kalp atışı olan direniş ağır yaralı. Filistin topraksız. İşgal soykırıma dönüştü. Suriye diz çökmüş, ülkenin etnik ve dini grupları açık ya da kapalı İsrail himayesi peşinde. İran yalnız.

Şimdi İsrail’e yönelik uluslararası tepkiler giderek artarken, istila yeni bir evreye giriyor. Geçtiğimiz hafta ABD’de yapılan toplantılarda ve ardından Trump-Netanyahu görüşmesinde netleşen haliyle, Gazze için 20 maddelik bir plan uygulamaya konulacak. Buna göre Gazze boşaltılıyor, Hamas teslim oluyor, İsrail tampon bölgeler yaratarak silahlı kuvvetleri oraya yığıyor.

Sonra…

Gazze’nin soylulaştırılması denilen yağma başlıyor. Gazze şeridi müteahhitler eliyle yeniden yapılandırılıp zenginlere açılıyor, yeni Gazze ABD-İngiltere ve İsrail’in de içinde olduğu bir özel ekibin yönetimine bırakılıyor. 20 maddelik plandan öne çıkanlar bunlar.

Erdoğan-Trump görüşmesinde, istilanın bu yeni evresinde Türkiye’ye biçilen misyonun da güncellendiği anlaşılıyor: Gazze’den Tahran’a kadar atılacak adımlarda ABD hedefleriyle mutlak uyum.

Trump-Netenyahu imzalı Gazze planının Erdoğan tarafından derhal “memnuniyetle desteklemesi” misyonun üstlenildiğinin de göstergesi olsa gerek. Beyaz Saray’daki o meşhur U masanın etrafında Trump’la toplanan ülkelerin ortak açıklaması da bu yönde oldu. Türkiye’nin ana muhalefet lideri bile bu “barış planına” memnuniyet dile getirdi.

Ne kadar güzel! Filistin diye bir ülke neredeyse kalmadı, Gazze için bir tür mandacılık konuşuluyor, İran’a tehdit süreklileşmiş, Suriye’de iktidar dahil her grup ya tam İsrail himayesi ya İsrail dostu olmuş ve bunlardan herkes memnun…

Tüm bu uğursuz tabloda Türkiye’yi yönetenler sürecin parçası olarak Türk-Kürt-Arap kardeşliğinden bahsediyor. Dışarıda İsrail-ABD planlarına payanda olup, içeride Cumhuriyetle hesaplaşma üzerine kurulu işleyen süreç… Bunların hiçbirinden kardeşlik çıkmaz, burada kardeş kardeşe düşer…

Biz memnun olmayacağız.

Ülkemizin dış politikasının İsrail istilasının parçası haline gelmesinden, Amerikancılığın meşrulaşmasından memnun olamayacağız. Batılı kapitalistlerin Gazze için döktüğü timsah gözyaşlarından, Macron’un Filistin’e sahte desteğinden, Gazze’de mandacılığın meşrulaştırılması için sosyal demokrat Blair’in piyasaya sürülmesinden, ülkeyi yönetenlerin meşruiyetini bu uğursuzlukta aramasından da...

Bu istilaya karşı mücadele edeceğiz.

Alpaslan Savaş 'ın Son Yazıları