Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Dalgaları karşılayan gemiler gibi

Yüz yıl önce ayağa kalkan emekçi halkımızın zaferini, bu sefer geriye dönüşü olmayacak biçimde sosyalizmle taçlandırma iddiamızı büyüteceğiz. Hak etmediğimiz ne varsa hepsine dalgaları karşılayan gemiler gibi meydan okuyacağız.

Yayın Tarihi: 28.01.2026 , 23:02 Güncelleme Tarihi: 29.01.2026 , 00:00

Mustafa Suphi ve arkadaşlarının, partiyi kurdukları Bakü'den memlekete yola koyulmaya karar vermeleri, sadece işgale karşı başlayan milli mücadeleye dahil olmak için değil, aynı zamanda elde edilecek zaferin sağlam temellere oturmasını sağlamak içindi. Ulusal kurtuluş sosyalizmle taçlanmalıydı. Devrimin güvencesinin bu olduğunu düşünüyorlardı.

Devrimin ürünü Cumhuriyet bugün büyük bir yıkım yaşıyor ve zafer kime karşı kazanıldıysa, ülkede şimdi onların borusu ötüyorsa haklı çıktılar demektir. Yüz beş yıl önce 28 Ocak’ı 29’una bağlayan gece Karadeniz’in soğuk sularında katledilmeleri affedilmez elbette. Ama bundan fazlası var. Haklı çıktıkları için bu ülkenin on beşlere ödemesi gereken bir borcu var.

Bağımsızlığını emperyalist işgale direnerek elde etti bu halk. İhanet edenler, işbirlikçiler oldu elbette. Diğerleri gibi onlar da yenildiler. Bağımsızlık fikri yüceldi, işbirlikçilik mahkum oldu. Bu, cumhuriyetin çok gurur duyulacak iki kazanımıdır. Şimdi ülkenin iktidarı ve muhalefeti Amerikancılığa hizalanıp, tam boy NATO’culukta buluştuysa, Suphilerin haklılığı vatanın çektiği ceza demektir. Çünkü yüz beş yıldan geriye para ve makam derdinde yeni işbirlikçiler, sermaye sınıfının hırsıyla sürüklenip büyük kırılmaların eşiğinde duran bir ülke ve güvenliği tehdit altında bir halk kaldı.

Devrimlerin ışığıdır aydınlanma fikri. Bizimkinin de öyle. Cumhuriyetin, dinselliği devletin dışına itmesi, Anadolu’nun ortaçağdan çıkışı anlamına gelir. Şimdi tarikatlar örümcek ağı gibi sardı her yeri. Sadece inançları değil, kadınları ve çocukları istismar eden örgütlü birer kötülük yuvasına, kasaları tıka basa dolu birer büyük holdinge dönüştüler. Ortaçağa dönüş cezaların en büyüğü.

Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Anadolu’daki zaferi halkımız birlikte kazandı, özgürlüğüne böyle kavuştu. Ama özgürlük eşitliğin peşinden koşmalı. Olmadı. Eşitlik, cepheden dönen yoksul köylünün yaşadığı uçsuz bucaksız toprakları çepeçevre saran çitlere takıldı kaldı. Ve o çitler durdukça toprağın üstünde, aşiretin reisiyle toprağın ağasının kasası doldu. Sermaye birikti. Sahibi sınıf güçlendi, devlete hükmetti. İşte bugünkü büyük eşitsizliğin kaynağında o uçsuz bucaksız Anadolu toprağını malı bilen zengin sınıf var.

Sermaye sınıfı varsa, serpilip büyümeden olmaz. Şimdi bu sınıf ülkenin bütün zenginliğinin üstünde oturuyor. 1919 yılıydı daha, “Zenginler, paşalar, ağalar ve tutucu mollalar hükmettikçe sermaye ve paranın esirliği ortadan kalkmaz” dedi Suphi ve tehlikeye işaret etti. Haklı çıktı. Para ve sermaye esir aldı vatanı. Sömürü kanserli bir ur gibi sardı yurdun dört tarafını. Yarattığı eşitsizlik, bölgeler arasındaki farklara yansıdı. Kimileri unutuldu köşede, kaderine terk edildi. Oradakiler işsizliğin ve açlığın cenderesinde diğeri kente bir tütün deposu ya da kundura atölyesinde, sonraları koca koca fabrikaların vardiyalarında sömürüldüler birlikte.

Birlikte dövüşüp, dışarıdan gelen düşmanı yenen halkın gücü, kendi sömürücüsüne yetmedi. Suphiler haklı çıktı. Dedi ki “Büyük zenginlerin, zalim paşa ve ağaların keselerinde Fransız ve İngilizlerden, Amerikalılardan aldıkları pek çok çalıntı altın vardır ve onlar bu altınlarla sana karşı kuvvet hazırlamaya, seni ezmeye hazırlanıyor”. Yüz beş yıl sonra Cumhuriyetten geriye onu kemiren bir avuç sömürücü ve zengin sınıf ile geçim derdiyle boğuşan koca bir emekçi halk kaldı.

Bu ülkenin borcu var Suphilere. Ödenmesi vatanın da selametine olan bir borç bu. Sorumluluğu bizim boynumuzda çünkü borcun ödenmesi 1920’de kurulan partinin, partimizin iddiasının bu topraklarda gerçekleşmesiyle mümkün.

Çünkü hak etmedi bu ülke ve işçi sınıfımız bu yıkımı. Kiraya parası yetmediğinden tek göz otel odasında ömür tamamlamayı, üç kuruş zamla yıl boyu çalışmak zorunda bırakılmayı, el kadar çocukların fabrikalarda çalışmak zorunda kalmasını, işe giderken ya da işyerinde çalışırken her gün en az altımızın ölmesini, çöp konteynerlerinin kadınlara tabut olmasını, örgütsüzlüğü ve eşitsizliği hiç hak etmedi.

Üç gün sonra, 1 Şubat Pazar günü, bunun için Ankara'da buluşacağız. TKP, halkımızı Nâzım Ustanın “Dalgaları karşılayan gemiler gibi” dizeleriyle davet etti bu buluşmaya. Haklı çıkan Suphileri anacağız. Yüz yıl önce ayağa kalkan emekçi halkımızın zaferini, bu sefer geriye dönüşü olmayacak biçimde sosyalizmle taçlandırma iddiamızı büyüteceğiz. Hak etmediğimiz ne varsa hepsine dalgaları karşılayan gemiler gibi meydan okuyacağız.

Yazarın Son Yazıları