Alpaslan Savaş
Cumhuriyeti patronlardan kurtarmak
Yayın Tarihi: 29.10.2025 , 23:05 Güncelleme Tarihi: 30.10.2025 , 00:00
Biz Cumhuriyeti biraz da 1917 Ekim Devrimi’nin açtığı yola borçluyuz. Rusya’da işçi sınıfının emperyalistlerin paylaşım hesaplarına esaslı bir darbe vurup koca bir coğrafyada yeni bir işçi devleti ortaya çıkarması sadece bizim coğrafyamızda değil, dünya tarihinde büyük bir kırılmadır. Devrim sonrası patlak veren iç savaşın ardından, 1922 yılının son günlerinde kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, yüzyılın akışını tamamen değiştirdi. “Büyük insanlığı” Ekim devriminin yarattığı bu kırılmaya borçluyuz.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da geçtiğimiz yüzyılın başındaki bu devrimci döneme denk düşüyor. Mustafa Kemal önderliğindeki milli mücadele, Ekim Devriminin açtığı yolu değerlendirdi ve ülke kendi kaderini belirledi. 1922’nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile 1923’ün Türkiye Cumhuriyeti “devrim cephesinin” ürünü oldu.
Ekim devriminin ayırt ediciliği, insanın insanı sömürmesine neden olan her şeyi toplumsal düzenden uzaklaştırmasıydı. Sovyet Cumhuriyeti kendi sömürücü sınıfını alaşağı edip ülkesinden söküp attı.
Anadolu’daki devrim de büyük iş başardı. Ülkeyi emperyalistlerden temizledi, onların saraydaki işbirlikçileriyle hesaplaştı, halkçı, laik ve kamucu dönüşümlere imza attı. Fakat diğerinden farklı olarak bir kapitalist sınıf, bu cumhuriyetin bağrında adım adım gelişti. Geçmişin toprak ağası tüccar oldu. Tüccar tüccarla ortaklık yaptı, devletle iş tuttu, tuttuğu işi büyüttü itibar buldu. Planlı sanayi hamlesinin etrafında serpildi, zamanla büyüdü, bir süre sonra da devletin önceliklerini belirler oldu. Halkı sömürmeye, kaynaklara el koymaya, kuruluşta karşısında mücadele edilen emperyalist tekellerle işbirliği yapmaya başladı.
Şimdi milyar dolarlık holdinglere sahipler. Koç, Sabancı, Şahenk, Ülker, Albayrak, Eczacıbaşı, Tosyalı… Ülkenin kaynaklarına çöküp her 29 Ekim’de şirketlerine Cumhuriyet’i kutlayan reklamlar yayınlatıyorlar.
İşte bu sınıf cumhuriyeti kemirdi. Yıkımın nedeni onlar ve onların sınıfsal tercihleridir.
Üstelik bu sınıfın hiç var olmadığı, Cumhuriyetin çok uzun bir döneminde resmi tez olarak anlatıldı. 1930’ların başında büyük bir şiddetle ortaya atılan “Türkiye’de kapitalist bir sınıf olmadığı” tezi, devlet olanaklarıyla sermaye sınıfı yaratma çabasıyla paraleldir. “İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir milletiz” söylemi marşlara söz oldu. “Bizde sınıf yok” tezine anti-komünizm eşlik etti. Oysa mesele tam olarak sınıfsaldı ve kapitalist sınıfın kendi iktidarını üst yapının tümünde sağlama alma çabasının ürünüydü.
Yani Cumhuriyetin köküne dökülen kibrit suyu, Adnan Menderesle başlayıp Tayyip Erdoğan’la bitmiyor. Öncesinde, sonrasında ve bugününde sermaye sınıfı var. Cumhuriyetin kazanımlarını yeniden elde edebilmemiz için kurtulmamız gereken bir sermaye sınıfı…
Cumhuriyetin kazanılması için değil, cumhurun hayatta kalması için de bu bir zorunluluk. İşte sadece dünden bize kalan iki acı olay:
Türkiye'nin en büyük katma değerinin üretildiği ilçede, Gebze’de durup dururken bir bina çöküyor ve altında bir işçi ailesi kalıyor. Çünkü emekçi halkın güvensiz binalarda yaşaması sermaye sınıfının neden olduğu yoksulluğun ve eşitsizliğin ürünü.
Holdinglerin Cumhuriyet reklamlarının televizyonlarda döndüğü gün, Cumhuriyet bayramında çalışmak zorunda kalan tarım işçileri kendilerini tarlaya götüren servisin yaptığı kazada can veriyor. Çünkü işçilerin katmerli sömürü koşullarında, kelle koltukta üç kuruşa çalışmak zorunda kalması patronların hep daha ucuz işgücü istemesinden.
102 yıl sonra geldiğimiz nokta burası. Bu bile yeterli değil mi sömürücü sınıfın tercihlerinin Cumhuriyetin kazanımlarına ve emekçi halkımıza maliyetini anlatmaya?
Anlatmakla kalmayıp, yurttaşlık görevimizi yerine getireceğiz. Cumhuriyeti sermaye sınıfından kurtaracağız:
“Sözümüz olsun ki, Türkiye'yi emperyalizm ve sömürüden arındıracağız. İç güç, dış güç fark etmez. Bunlar ülkemizin ve halkımızın bağrındaki urdur. Cumhuriyet’i sosyalizmle yeniden ayağa kaldıracak, ona yapışmış her tür asalağı söküp atacağız” (TKP 29 Ekim Açıklaması: Cumhuriyeti Selamlıyoruz, Geldikleri Gibi Giderler)