Kıyıların partisi olmak?

17/04/2014 Perşembe
Kıyıların partisi olmak?

Türkiye’de merkez sol oyların kıyı illerinde/ilçelerinde toplanmaya başlaması yeni bir olgu değil. Buna bakarak, merkez solu veya CHP’yi kıyılara sıkışmış bir parti, hatta giderek bölge partisi olarak nitelemek ise doğru değil. Daha ileriye gidelim: Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan oy almadan iktidar olunmaz tekerlemesi ne kadar geçerli?

Önce bir demografik saptama: Türkiye nüfusu gitgide kıyısallaşıyor nüfusun giderek büyüyen bir bölümü kıyı illerinde ve bunların kent merkezlerinde birikiyor. Marmara, Ege ve Akdeniz’e kıyısı olan bütün iller göç alıyor. Göç veren Orta, Doğu ve Güneydoğu illerine Karadeniz illerini de eklemek gerekli. Doğurganlık oranı göç veren illerde genelde yüksek olduğundan ve göç ettikleri bölgelerde yüksek doğurganlığı bir süre devam ettirdiklerinden, kıyı bandında erken yerleşikler ile yeni gelenler arasındaki ağırlık dağılımı da yeni göç dalgalarıyla sürekli değişiyor.

Bu nedenle dinci ve milliyetçi sağ partilerin de kıyılardaki oy tabanı genişliyor. MHP’nin tabanı Orta Anadolu’dan kıyı bölgelerine kayıyor AKP Türkiye’nin en çok göç alan İstanbul gibi bir metropolünü 20 yıldır elinde tuttuğu gibi, Güney Marmara ve bazı Akdeniz illerinde de başa güreşiyor.

Şimdi ikinci bir saptama: Nüfusun giderek büyüyen bir bölümü kıyı illerinde yaşadığına göre, matematiksel olarak kıyılarda iktidar olan Türkiye’de de iktidar olur. O halde sorun nedir? Sorun, solun kıyılarda da tam iktidar olamamasıdır. Bu, merkez solun Ankara, Eskişehir gibi iller hariç Anadolu’nun iç bölgelerinde oylarının düşük olmasından daha yakıcı bir sorunudur. Kuşkusuz Türkiye’nin her yerinde var olmak, Türkiye’yi yönetme iddiası bakımından, uzun dönemli siyasi istikrar bakımından önemsiz değildir. Ama bu, “kıyıların partisi” küçümsemesini, sadece kıyılara yaslanarak iktidar olunamayacağı çokbilmişliğini haklı çıkarmaz.
Sorun, solun güçlü olduğu kıyı illerinde AKP’ye yaptığı farktan daha fazlasını güçsüz olduğu yerlerde yemesidir. Gene sorun, Antalya gibi dinci muhafazakar görüşlerin ağırlık taşımadığı illerde, bu görüşlerin partisinin iktidar olabilmesidir. İzmir’de Selçuk ve Torbalı gibi ilçelerde yanlış adaylar yüzünden iktidarın kaybedilmesidir. Buralarda CHP’nin ciddi bir siyasi özeleştiriye ihtiyacı vardır.

* * *

Solun, tuzu kuruların oylarına dayandığı nakaratı da esas itibariyle boş bir iddiadır. Yaşam tarzı ile refah düzeyi arasında onyıllar önce var olan koşutluk bugün aynı ölçüde geçerli değildir, hatta bazen karşıtlığa bile dönüşebilmektedir. Dinci muhafazakarlık ortak paydasındaki iktidar/sermaye ittifakının önemli bir zengin tabaka ürettiğini, bunların yaşam tarzı bazı geri özellikler taşısa bile lüks tüketim alışkanlıkları ve gösteriş eğilimleri bakımından toplumun ortalamasını aşan bir refah düzeyini temsil ettiklerini görmezden gelemeyiz. Son seçimlerde 12 milyon 900 bin oy almış bulunan CHP’nin sadece seçkinlerin partisi olduğuna dair “boş görüşler” üzerinden analiz yapamayız. (Türkiye’nin bu kadar seçkini olsa herhalde dünyadaki göreli konumu çok farklı olurdu).

Türkiye’de sol, toplumun her kesiminden oy almaktadır. Göreli önemleri kuşkusuz farklı olabilir, ama bunların ağırlıklı bölümü orta-alt, orta ve alt gelir gruplarıdır emeğiyle geçinenler ve bunların emeklileridir. Görece daha eğitimli kesimlerin daha yüksek oranda sola oy vermesi ise hayıflanılacak bir durum değildir marifet, bu kesimlerin oylarını daha fazla alırken düşük eğitimli/düşük yaşam standardında olanların oylarını da arttırabilmektir. Kısacası, kent ve kır emekçisinin ve bunların işsizlerinin oyunu daha çok alabilmektir. Dolayısıyla üretim, istihdam ve bölüşüm eksenli politikalarla bu kitleleri kucaklayabilmektir.

Merkez solun ve sosyalist solun asıl zorlandığı alan, Kürt kökenli seçmenlerin oylarını alabilmek konusundadır. Bu oylar giderek daha fazla dinci siyaset ile etnik siyaset arasında bölüşülmektedir. Batı illerinde birbirlerine oy kaydırmaları/örtülü ittifakları dahi sıradanlaşmıştır. Dinci siyasetin Cumhurbaşkanlığı hesaplarının da bunun üzerine ve kapalı kapılar ardındaki “çözüm” vaatlerine bağlanması, toplumu yeni bir eksende bölecek bir sorun alanı olarak önümüzde durmaktadır.

ÖNCEKİ YAZILARI

Medrese dönemi 23/07/2019 Salı
Temmuz günlükleri 16/07/2019 Salı
Kaybın telafisi yok 02/07/2019 Salı
Seçim sonrası 25/06/2019 Salı
Bir nesil harcanırken 18/06/2019 Salı
Sorunlu siyaset 11/06/2019 Salı
Geçmişe dönüş 28/05/2019 Salı