Tarihe Güdümlü İmza

14/01/2009 Çarşamba
Tarihe Güdümlü İmza

Bu konunun uzmanı olan değerli tarihçi-yazar Erkan Karagöz'ün konuşmaktan dili kurudu, yazmaktan eli yoruldu. Yazılarından anlaşılıyor ki, yazdıklarını bizzat konunun birinci elden muhataplarına da iletiyor. Tek sözcüklük yanıt ya da açıklama almadan, almayacağını bile bile. Belki birazcık olsun utanırlar diye. Ama utanma duygusu, insanî bir duygudur. Bu duygu 'pişkinliğe ayarlı düdük' karakterli kişilerde bulunmaz. Düdüklü tencere aksamı gibi 'vakti geldiğinde' güdümlü ötende bunu aramak boşunadır. (İlgilenenler, E. Karagöz'ün 'Ermeni Sorunu' diye nitelenen konu ve benzeri konulardaki yazılarına, erkankaragoz.com'dan ulaşabilirler.) 'İmza' tartışması nedeniyle soL'da da değerli yazılar yayınlandı. Önemlilerinden biri Özgür Şen'in 'Özür Değil Mücadele Borcumuz Var' başlıklı yazıdır. Halkların, mazlum ulusların kardeşliği ve zulme duyulan öfkenin devrimci anlamı, öz itibariyle bu yazıda belirtilmiştir.

Üstünde cayırtı koparılan bu konuda yazıp yazmamayı çok düşündüm. Çünkü konuyu gerçek boyutlarıyla değerlendiren önemli yazılar yayımlandı. 'Tencerenin düdüğü' ötmesine ötsün de, içinde yer alan zerzevattan da bu yazılara bir yanıt gelmesini istiyor insan. Elleri var da, ağızları yok gibi. Ya imzalarını savunacak halde değiller, ya da çoktan küreselleşme tenceresinde onlar da püreselleşti! 'İmza kampanyacıları ve kumpascıları'nı ciddiye almaya değmez. Ama onlara alet olanlar arasındaki değere lâyık insanlar var. Yazma nedenim budur.

Bu konu, 'Ortada bir katliam var ve ben bu katliam suçunu bölüşmeyen biri olarak mağdurdan özür diliyorum!' demekle kolayca üstünden geçiliverecek bir konu olmadığı gibi, böyle diyeni hemen devrimci yapıverecek bir konu da değildir. Bu satırların yazarı, bütün sülalesini katliamda kaybetmiş bir kişidir. 'Miras' adlı romanım bu konuyu içerir. Geçtiği bölge Kars, Ardahan, Iğdır (Sürmeli Çukuru) hattıdır. Babamın gerçek yaşam öyküsüdür. Babam, hamile annesi, babası, kardeşleri, akrabalarıyla bütün sülalesi katledilmiş ve 7 yaşında hayatta yalnız kalmış bir kişidir. Ben, şahsen, hangi ulusal kökten olursa olsun, faşisti düşmanım bilirim hangi ulusal kökten olursa olsun devrimci ve demokrat kişiler kardeşim ve omuzdaşımdır. Kusura bakmasınlar, devrimciliğin, sadece ulusal sorunlarla sınırlı olmayan, onu da içeren temel başka kıstasları var. O kıstaslarla örtüşmeyen tavır, faşizmin bir türünü lanetlerken bir diğerinin kucağında olabilir. Örneği çoktur. Sadece tarihte değil, günümüzde de. Tarihe bakarken konuyu bu boyutuyla biraz deşip, 'Şimdi:' diyerek bazı sorular sormalıyım.

Şimdi: 1915'te yeri göğü kan deryasına çeviren kıyımın ve tehcirin Anadolu'da yaşandığı dönemde, Kars - Ardahan - Iğdır (Sürmeli Çukuru ) hattını içeren bölge, Osmanlı egemenliğinde değildir. Rusya egemenliği altındadır. Bu bölgenin Türkiye topraklarına nihai katılımı, Genç TBMM Hükümeti güçlerinin, devrim sonrasında Sovyetleri oluşturan Bolşevik yönetimiyle yaptığı Kars Andlaşması'yladır. Yani 1921 sonrası. Ermeni sorunu hakkında doğru konuşabilmek için bu bölgede, yani Kars - Ardahan - Iğdır hattında yaşananların çok iyi bilinmesi gerekir. Bu es geçildimi, 'Ermeni sorunu' diye başlanan söz havada kalır. Konuşan, ayakları havada konuşmuş olur. Hangi tencereye taksan, o tencerede pişkinliğin habercisi olarak öter durur! Bizimkilerin şimdi BOP tenceresinde öttüğü gibi. 1915 kıyımına 'Türkiye olarak özür' diye başlayanlar, ilkin 'Türkiye'den, sadece bu nedenle, (yani bölgenin o tarihte Osmanlı'ya değil Rusya'ya aidiyeti nedeniyle), Güneybatı Kafkasya'yı yani Kars - Ardahan - Sürmeli Çukuru halkını çağrı alanlarından bir düşsünler!

Gelelim, o tarihlerde, Güneybatı Kafkasya'da yaşananlara: 1917 Bolşevik Devrimi ile birlikte, Rus askerleri Kafkas Ardı'ndan çekilmektedir. Rus askerlerinin bölgeden çekilmesi, bölgede otorite boşluğu yaratmıştır. Osmanlı, 1. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış cephededir. Bölge bütünüyle boşalmış, Osmanlı Erzincan'a değin çekilmiştir Mondros'tan sonra bölgeyi İngiliz güçleri doldurmaya başlamıştır. İngilizler bu bölgeyi Sovyetler'den koparma çabası içindedir. Sovyetlere karşı savaşan karşıdevrimci Denikin'i desteklemektedir. İngilizlerin desteklediği ve bölgede güçlendirmeye çalıştığı diğer güç, Doğulu faşist-ırkçı Taşnaksutyun'dur. Sovyet Devrimi'ne bakışında ve İngilizlerle ilişkisinde Denikin'den farkı yoktur. O döneme ilişkin bütün belgelerde bu açıktır. Emperyalist İngilizler bu bölgede her türlü ırkçı, faşist, karşı devrimci manevranın arkasındadır. Tarihin ilk halk cumhuriyeti yine bu tarihlerde bu bölgede görülür: Kars'ın başkent olduğu, Demokratik Güneybatı Kafkas Cumhuriyeti. Bu bölgede Rum, Ermeni, Türk halkı, tarih boyunca kardeşçe yaşamıştır. Çar'ın Kafkas-ardı'na sürdüğü Hıristiyan Molokanlar'ı başta Kars, bu bölge halkı bağrına basmıştır. (Bu konuyu daha boyutlu irdelemek, Kafkas-ardı'ndaki Molokanlar ve Dukhoborlar'ın tarihini öğrenmek isteyenler Erkan Karagöz'ün 'Sürgün Bahçesinin Solan Renkleri' adlı, Su Yayınları'ndan çıkan kitabını mutlaka okumalıdır.) 1918 Kasımında, 2 milyon seçmen oyuyla kurulan Demokratik Güney Batı Kafkas Cumhuriyeti değişik kültürlerden bölge halkının tomurcuğudur. Demokratik bir yönetimdir. Bu Cumhuriyet, İngilizlerin darbesiyle yıkılmıştır. İngilizler, Demokratik Güney Batı Kafkas Cumhuriyeti'nin meclisini basmış, kendine muhalifleri tutuklamış yönetimi darbeyle kendi kontrolündeki Taşnaksutyun egemenliğine vermiştir. Faşist-ırkçı Taşnaksutyun, bütün güneybatı Kafkasya topraklarında (Kars-Ardahan-Sürmeli Çukuru) katliam başlatmıştır. Hem de öyle birkaç bin kişiyle açıklanacak bir kıyım değildir. Kars'tan Iğdır'a kadar hangi Azeri, Kürt, Karapapak evinin kapısını çalsanız, içerde bir kıyım öyküsü gizlidir. Bu evlerden birisi de Ağrı Dağı eteklerindeki dedelerimin evidir. Aynı dönemde karşı devrimci Denikin güçleri de palazlandırılmıştır. Bölgede, Ermeni, Türk her ulustan Sovyet yandaşı da katliamın hedefidir. Anadolu'daki Genç anti-emperyalist TBMM hükümeti güçleri Bolşevik güçleriyle iyi ilişki arzusu gütmektedir. Kazım Karabekir'in, hem bölgedeki Taşnaksutyun katliamları hem Denikin karşı devrim güçlerini kasıtla, 'Sovyetlere karşı çıkmalar, bölgedeki olaylar nedeniyle içim kan ağlıyor!' demesi bu nedenledir. Anadolu Kurtuluş savaşı da zaten Sovyetler'in desteği ve isteğiyle ilkin bu bölgede yoğunlaşmıştır. Lenin'in Genç Cumhuriyetcilerle ilişkilerine dikkatle bakılmalıdır. O coğrafyada tarihin o dönemini, Lenin'siz değerlendirmek arsızlıktır.

Bunlar bölgede yaşanmış tarihi gerçeklerin son derece basit özetidir. Anlaşılmayacak bir şey yok. Ben o bölgenin çocuğuyum, bütün sülalesi faşist- ırkçı Taşnaksutyun tarafından katledilmiş bir babanın oğluyum. Marksistim ve hangi ulustan olursa olsun faşisti, emperyalizmin işbirlikçisini düşmanı sayan, halklara, mazlum uluslara omuzdaş biriyim. Ki sevgili babam ne kutsal insanmış ki, bizi, öksüz - yetim günlerinde kendini evlat edinen Kürt'lere kıyım günlerinde, 'Taşnaksutyun çeteleri geliyor, kaçıp kurtulun!' diyen Ermeni komşularına sevgi ve kardeşlik duygularıyla büyüttü. Halkların kardeşliği duygularıyla. Genç Cumhuriyet'e minnet duygularıyla. Mustafa Suphi'ye hürmet duygularıyla. Halkları birbirine kıydıran emperyalistlere nefret duygularıyla. Ve sahici, yaşanmış acılarınının, öksüz, yetim kimsesiz kollarıyla. Evet, 'Şimdi:' diyerek sormam gerekiyor...

Şimdi: 1915 teki, yeri göğü kan deryasına çeviren kıyımın özür imzacıları, o dönemde Osmanlı'ya dahil olmayan Güneybatı Kafkasya toprakları (Kars-Ardahan-Sürmeli Çukuru) halkını, bu 'özür çağrısı'na dahil ediyorlar mı? Yanıtlamak, açıklamak zorundalar. Susmak, güdümlü olmanın en şerefsiz halidir. Evet, soruyorum: Bu 'özür çağrısı' yapanlar, söz konusu kıyımın hemen ertesinde, benim ata yurdumda, İngiliz darbesiyle yönetime gelmiş Doğu faşizminin has temsilcisi Taşnaksutyun güçlerinin Kars - Ardahan - Iğdır hattındaki kıyımları için ne düşünüyorlar? Bu bölge şimdi Türkiye sınırları içinde. Konuşmak, yanıtlamak zorundalar. Kıyımların olduğu tarihte Osmanlı'ya ait olmayan ama bugün Türkiye'ye dahil olan bu bölge ve bu bölgede yaşananlar hakkında ne düşünüyorlar? Ya, bu katliamı durdurduğu için Genç Anadolu hükümetine teşekkür edecekler Taşnaksutyun'un alçaklıklarına, faşist, ırkçı kıyımlarına lanet okuyacaklar ya da bu konuda susmaya ve güdümleri ayarında ötmeye devam edecekler. Faşist - ırkçı örgütler insanlığın yüz karasıdır. Hele ki, kıyımlar, katliamlar yapanı! Onları bir halkın, bir ulusun adıyla anmak bile yakışıksızdır. Evet, Taşnaksutyun da bunlardan biridir. Bu beyler, ya 'evet' ya 'hayır', bu konuda bir şey demeli. Susmak, sinsice hesap işidir. 1915 te Anadolu'da olanlarla, 1918-21 yılları arasında bu bölgede yaşananlar ne tarih olarak binlerce yıl, ne coğrafya olarak binlerce kilometre mesafedeler. Tarihe güdümlü bakmak ahlaksızlıktır. İşbirlikçiliktir. Kimle mi? BOP'la, İngiliz sefirleriyle, Soros'la, AB'yle, Dolar'la, Euro'yla, Sterlin'le...

'Resmi Tarih' sadece 'TC yüzlü' değil. Başka yüzleri de var. Gardrobu maske dolu. Bu beylerin devrimci mücadele içinde, anti emperyalist kavganın saflarında 'tıs'ları bile yok. 'Özürcü'lerden, tek sözcükle olsun İngiliz'in oyununa, Taşnaksutyun'a değineni yok! 'Güneybatı Kafkasya halkından, benden kim özür dileyecek?' diye sorsam, 'tıs'! Sesleri, takıldıkları tencerede pişirilen aşa ayarlı! Ermenistan'ın Irak'ta ABD'ye lojistik destek veren bugünkü yönetiminin, dünkü Taşnaksutyun yapılanmasıyla ilişkisini sormuyorum bile. Kendi ülkemizde AKP'nin ne menem bir yapılanma olduğunu neo-liberal zibidilere sorsak ne olur sormasak ne olur? 'AKP tenceresi'nin düdüğü de onlar değil miydi? Papazı gösterip, halkı imamla 'pişti'ye getiren!

Türk ve Ermeni faşistlerin katlettiği, Türk ve Ermeni komünistlerin duygusunda arasan da bulamazsın bunları. "Gelin 1915 kıyımını bu temelde lanetliyelim! Kıyımlara uğramış mazlum halkların zalimlere karşı mücadele kardeşliği temelinde!" diye çağırsan duymazlar! Kıyılan halkın acısıyla çırpınan her ulustan devrimcilerin safını göstersen, bakarkör olurlar. BOP ısıttı mı öterler! Bu Baskın Hoca, "Şimdi seçim olsa oyumu AKP ye verirdim!" kelamını da, 'devrimci mama' olarak sunmamış mıydı? Yiyen düşünsün! Bu coğrafyanın acılarını, türeme neo-libarallerin ağzına ciklet olarak verdiler! Çiğnesinler bakalım!

İnanılacak gibi değil ama gerçek işte: Neo-liberallerin kimisi kendilerinin sosyalist olduğunu söylüyor! Hatta marksist olduğunu söyleyen bile varmış! Yutana tabi! Şu değer kirlenmesine bak! Emperyalizmin serasında yapılan şu hormon kürüne bak! Kereviz yerken harcanan enerji, alınandan fazlaymış! Bunlarla uğraşmak da bu misal! Acımaksa eğer, bunlara harcanan enerji ve zaman, daha çok acımaya değer!

Nihat BEHRAM / 09