Hayata toslamak

09/11/2016 Çarşamba
Hayata toslamak

Yapılan hataların üstü örtülerek doğruya ulaşılmaz. Tam tersi, doğruya varmak, hatanın üstüne gidip, onu var eden nedenleri saptamak ve yok etmekle mümkündür. Hatadan ders çıkarmamak, daha büyük hatalara kuluçka olmaktır! İster bilinçli, ister safiyane duygularla yapılmış olsun, hataya kuluçkalık, eninde sonunda hayata toslar! Hayata toslamanın telafisi her zaman mümkün değildir. Siz, denizi çakılla doldurup üstüne bina yapıyorsunuz, deprem oluyor, deniz kükrüyor, hatanız felaketle sonuçlanıyor; fakat siz bu ‘hazin’ sonuçtan ders çıkarmıyor, aynı ‘hata’yı bu kez misliyle tekrarlıyorsunuz! O zaman bir ‘hazin’ sonuç daha misliyle kendi tercihiniz olmuyor mu?

Hazin sonuç kuşkusuz ki, insan yüreğini burkar! Yardıma koşmak en insani görevdir. Bu başka bir şey, hatanın bilincinde olmak başka. ‘Faturayı’ sadece ‘deprem’e çıkaranlar var ki, insanlığın en büyük düşmanı onlardır. Doğanın hışmına ‘davetiye’ çıkarıp insanlığın önüne pusu kuranlar, kıyıları ‘rant kapısı’ gören sistem değil mi? Rantçılar da o sistemin ‘sivrisinekleri’ değil mi?

İster bilinçli, ister safiyane duygularla (bilinçsizlik sonucu iyi niyetle) yapılmış olsun, hata ve hele ki hatadan ders çıkarmamanın sonucu hayata toslamaktır deyip örneği doğa felaketinden verdik, fakat, aynı cümle toplumsal olaylar ve politika için de geçerlidir: hatalardan ders çıkarmayanlar hayata toslar! Toplumsal olaylar ve politikanın da ‘sistem kuluçkası’nda üreyen ‘rantçıları’ var! Sözgelim sol liberaller! Pisliğin (daha doğrusu hainliğin) üstünü örtmekte bunlardan daha ‘hünerli’ bir yaratığa canlılar alemi daha tanık olmadı!

İster içten pazarlıkçı ve sahte demokrat liberallerinki gibi ‘bilinçli’ yapılsın, ister safiyane duygularla yapılmış olsun, sonuç aynıdır: hatayı saptayıp ondan ders çıkarmamanın, hatanın üstünü örtmenin varacağı yer bir kez daha hayata toslamaktır!

Bu gün meclisteki Kürt ulusal hareketinin temsilcisi vekillere yönelik dinci faşist saldırı ve abluka, toplum için hazin bir sonuçtur ve tabii ki demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesinden yana olan herkesin bu dinci faşist saldırı ve ablukaya karşı omuz omuza durması her şeyden önce insani, sonra da devrimci bir görevdir. Fakat dönüp geçmişe bakmadan, hataları görmezden gelerek değil; hataları deşmeden, hatalardan ders çıkarmadan, hataların üstünü örterek değil!

Çok açık ki, coğrafyamızda Kürt ulusal hareketi büyük bir toplumsal dinamiktir. Türkiye’de ‘ılımlı islam’ adı altında ‘dinci faşizm’ yapılandırılırken, bu dinamizmin ‘sisteme yedeklenmesi’ ya da en azından ‘sosyalist duruşa mesafeli’ kılınması, dinci yapılanmacılar için çok önemli bir ‘hesap’ konusu olmuştur. Bu dinamiğin Türkiye solu ile bütünleşmesinden korkanlar, Türkiye solunun bu dinamiğin içinde erimesi, onun ‘vesayetine’ girmesi için özel çaba sarfettiler. Bu hesabın kürekçiliğini de en başta sol liberaller üstlenmiştir.

Bakalım: ‘Ilımlı islam’la başlayan dönemde, dinci gericiliğin ‘Ergenekon/Balyoz’ operasyonlarına Kürt ulusal hareketi temsilcilerinin desteği, sol liberallerin alkışlı desteğinden az değildir. Referandum sürecindeki tavırları, “yetmez ama evet”ci liberallerin tavırlarından, özde farklı değildir. Büyük halk isyanı Gezi olaylarına “arkasında Erkenekon olduğu duyumu aldıklarını” söyleyerek, ‘mesafeli’ durmaları, sahip oldukları büyük dinamiği bu halk isyanına eklememeleri, sisteme nefes aldırmıştır. Kürt sorununun çözümü için tabii ki sistemin temsilcileriyle görüşeceklerdi, fakat, muhalif güçlerin sistemle görüşmesi, sistem güdümünde ‘pazarlık’ demek değildir. Hele ki, devrimci güçleri “çözüm görüşmelerini sekteye uğratabilecek” işlerden kaçınmaya çağırmak hiç değildir. Sol anlayışa “esas önceliğin Kürt ulusal hareketi olduğu” dayatması hiç mi hiç değildir. Ama bunların hepsi olmuştur!

Laisizm kimseye ‘dinsiz olun’ demiyor. Din ve siyasetin ayrılması gerektiğini ve bunun toplum ve demokrasi için hayati önemde olduğunu söylüyor. Evet, toplumda din önemli bir etki gücüne sahip, ama bu laiklik mücadelesinden ödün vermeyi gerektirmez. Dini siyaset için ‘kullanmayı’ hiç gerektirmez. Dinciliği körüklemeyi hiç mi hiç gerektirmez. Dinci faşizm ‘Ilımlı İslam’ adıyla adım adım yapılanırken, Kürt ulusal hareketi birlik tezini “İslam şemsiyesi altında toplanmak” diye seslendirdi. “Saidi Nursi öğretisi referans” diye gösterildi. “Kutlu doğum” adı altında düzenlenen “dinci etkinlikler”e üst düzey yönetileri katıldı, yoğun halk katılımı sağlandı. Dinci eğitimin yapılanmasında temel harç olan “4+4+4” sistemine mecliste kimi HDP’li vekiller destek verdi. Açık açık “şeriat yanlısı ve hilafetçi” olduğunu söyleyen kişiler vekil listelerine eklendi. Bugün ana okullarına dek inmiş olan “kapanma özgürlüğü” adı altındaki gerici yapılanmaya açık destek verildi. Bu destek üst düzey parti yetkilisinin “kara çarşaf kültürümüzün bir unsurudur” demesine dek vardı. Zaten görece olan “Cumhuriyet kazanımlarını sahiplenip geliştirmeyi ve laiklik ve aydınlanma” eylemlerini savunanlar yıllar ve yıllardır “kemalist laikçiler, ulusalcılar, milliyetçiler” diye karalanageldi! Başta Kürt sorunu, demokrasi mücadelesi AKP, ABD, AB ile görüşmelere, seçime, sandığa ve sistemle pazarlıklara endekslendi! Sistem erketesi, sosyalizm düşmanı liberaller ‘itibarlı’ kılındı!....Daha fazlasını saymaya da gerek yok!

Çok önemli ki, tüm bunlar olurken, sosyalistler bu arkadaşları AKP’ye karşı “güvenmeyin, bu yol çıkmaz, arkadan hançerlenirsiniz” diye uyardılar. Liberallere karşı da uyardılar. Şu anda ABD’ye NATO’ya, AB’ye karşı uyardıkları gibi....

Cumhuriyet gazetesine yönelik dinci faşist saldırı ve abluka konusu da özü itibariyle aynıdır! Bugün bu gazeteye yönelik saldırılara karşı olmak devrimci bir görevdir, fakat bu gazetenin sistem erketesi sahte demokrat liberallerin kontrolünde olduğunu, dün “Taraf”ın, dinci faşizmin yapılanma sürecindeki işlevini bugün Cumhuriyet’in ‘güncellenmiş sol liberallik’ olarak devraldığını unutmadan!

Anti-laik yapısı, eylem ve söylemleriyle bugüne dek laisizm karşıtlığı sergileyen HDP, yapısında ne değişiklik oldu ki, bugün laiklikten söz ediyor? Bırak HDP’yi, CHP laikliği sınava çekilse sınıfta kalır! Hakeza, şeriatçı yobazlarla kol kola “ileri demokrasicilik” oynayan, yıllarca ‘cumhuriyet ve laisizm düşmanlığı’ yapan sol liberal tayfa, birden bire “laikçilik” diye zırıldamaya başladı? İşe bakın ki, ‘liberal literatür’de “kemalist laikçi” diye bilinen Cumhuriyet’e onlar çöreklendi!

Faşizmin daha da azgınlaştığı şu günlerde en sıcak konu ‘birlik’ konusu. Ona gelince:Demokrasi, laiklik, aydınlanma mücadelesinde birlik, adı üstünde ‘demokrasi, laiklik, aydınlanma güçleri’ arasında olur. Kuşkusuz ki bu güçler sadece sosyalistler değildir. Geçmişi hatalarla dolu olanları da dahil, tüm içtenlikli demokratlar, çağdaş eğitim ve hukuktan yana olanlar bu birlik yelpazesi içinde yer almalıdır. Hata yapmış olmak birlik içinde olmaya engel değildir. Fakat, ‘sahi’lik ilk koşuldur. İçtenlikli olmak, hatayı örtmemek, yapılan hatadan ders çıkarmak, yanlışı deşifre edip üstüne gitmek.... bunlar olmazsa olmaz koşullardır!

Birlik, fakat, hayata toslamanın nedeni yanlışları ısrarla sürdürenler, yanlışında direnenlerle değil. Hele ki, içleri hâlâ cumhuriyet ve laiklikliğe karşı kinle dolu liberal gericilerle hiç değil. Dincilik ve yobazlıkla bağını koparmamış, tam tersi, dinciliği ‘gelişmenin yolunda’ basamak sayanla, emperyalist barbarlarlar ve kapitalist soyguncularla ‘ittifak’ arayanlarla hiç mi hiç değil. Sağcı biri, bilinçlenerek kendini geliştirip içtenlikle demokrasi mücadelesine katılabilir. Bu doğaldır. Ama sol içinden liberalliğe düşüp sosyalizme küfür eden birinin, bırak demokratlığını, insani değerlerine bile ‘mercekle bakmak’ gerekir, bir kırıntı olsun bulabilmek için! Ne birliği?

Faşizmin köpürüp azgınlaştığı her dönemde olduğu gibi, şimdi yine ‘moda’ oldu: Örgütsüz demokrat aydından, sosyalizm düşmanı liberale dek herkes sosyalistlere ‘faşizme karşı örgütlü birlik’ aklı veriyor! Genellikle de ‘öğretmen’ sesiyle, “yapılmış hataları sorun etmeyin; artık küskünlükleri unutma zamanıdır, birlik olup güçlenin” diye ekleyerek! Sosyalistlere akıl verenler, her şeyden önce, en zor koşullarda dişiyle tırnağıyla örgütlenip, emekçi sınıfların sesi olmak için çırpınan sosyalistlerden devrim mücadelesini kirletecek, bulandıracak, sulandıracak kısacası ‘hayata toslatacak’ işler yapmasını beklememelidir!

Ülkede, her ulustan emekçi sınıfların sesi-yumruğu- barikatı olacak komünist hareketi oluşturmak-güçlendirmek için çırpınan ve bu hareketin Kürt ulasalcılığı içinde erimesini istemeyenlere pervasızca saldırıldı! Gelişmeler, güçlü bir sol örgüt ve sosyalist yapılanmanın, emekçi halk barikatının ne denli önemli olduğunu göstermiştir. Bu gün sol örgütlenmenin zayıflığından yakınanların, Kürt ulusalcılığının sol hareketler üstündeki “vesayeti” ve kendilerinin “sandık, seçim, güncel aciliyet” gibi her ne gerekçeyle olursa olsun bu “vesayete” katkısını da sorgulamalıdır! Kuşkusuz ki: devrimci kavganın “barajı aşma” sorunu değil “barikatlaşma” sorunu olduğu bilinciyle. Sorgulamayı bu bilinçle yapmazsa, varacağı yer kaçınılmaz olarak yine hayata toslamaktır!