Boğaziçi’nin Malcolm Xçi Türbanlıları

24/09/2008 Çarşamba
Boğaziçi’nin Malcolm Xçi Türbanlıları

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki türban eylemini Melih Gökçek'in televizyonu "banda almış." "Sıkmabaş" tabiri ile anlatılan "klasik" türbanlı öğrencilerden çok türbansız destekçiler ve bildiğim kadarıyla Kürt coğrafyasına özgü bir örtü kullananlar takılmış kameraya. Kamera bu!

Aralarında Müslüman Kürt öğrenciler var demek ki derken, onların "Malcolm Xçi" olduğunu öğrendik. Etnik türban bağlayan bu gençler Malcolm Xçiymiş...

Bu kadarı, özgürlük taleplerini daha da etkileyici ve mazlumane hale getiriyor! Ya da isterseniz "yorum yok"* diyelim.

Ancak benim bu televizyon kanalında izlediğim görüntülerde, bu türbancı kızlarımız bir "cihat" ruhuyla okulun turnikelerinden içeriye giriş yapıyorlardı. Gözlerinde daha çok, "işte burada bize bunu yapamazsınız, burası özgürlük meselesinde bir kaledir" meydan okumasıyla, biraz da Boğaziçi'nde eylem yapıyor olmanın özgüveni-güvenliği okunuyordu.

Bu görüntülerin ardından "görüşü alınan" bir başka Boğaziçili, -ki verili durumda "tarafsız bilge insan"ı temsil etmesi tasarlanmış- insanlara türban özgürlüğünün verilmesi gerektiğini, yoksa bu kişilerin tarikatlerin, cemaatlerin kucağına itileceğini söylüyordu! Tarafsız bilge olarak seçilen bu kişinin "tarafsızlığını" bilemiyorum ancak bilgeliği biraz tartışma götürüyordu.

Neresinden tutmalı? Bu ülkede türban eylemi yapanların "tarikatlerin kucağına düşmekten kurtarılması gerekenler" olarak nitelenmesi en başta bir cehalet göstergesi. Türkiye'de eylem aşamasına geldiğinizde zaten çoktan örgütlenmiş oluyorsunuz. Hatta Malcolm X'çi bile olabiliyorsunuz.

Öte yandan, kucaktan kurtarma çağrısı özgürlükçü raconda Malcolm X'çi türbancı hanımları fazlaca yok sayan bir tutum gibi görünüyor. Boğaziçi bilgeliği daha çok sağa sola akıl öğretmeyi içerdiğinden mi böyle bir yola sevk ediyor, yoksa tarafsız bilgemiz "türban özgürlüğü lazımsa onu da biz sağlarız" geleneğine mensup bir aileden mi geliyor bilinmez... Ama destek verdiği türbancı arkadaşlarına ayıp etmiş.
Neyse özgürlükçüler kendi aralarındaki ilişkileri kendileri düzenlesin...

***

Bu özgürlük meselesi pek karmaşık...

Boğaziçi'ndeki özgürlükçü Malcolm X'çi eylemciler ve onların destekçileri, "Karanlığa Kapalıyız" sloganıyla karşı tavır alan öğrencilerin afişlerine saldırmışlar. Bunu da yukarıda andığım cihat ruhuyla yaptıklarına şüphe yok... Değişik bir psikoloji.

Tabii bunun için kendilerini özgürlükçülük konusunda tutarlı olmaya çağırmak anlamlı olmayacaktır. Özgürlükçüler, özgürlük taleplerinde tahammülsüzdür! Geçmiş dönem filozoflarının bu konuda onca kafa patlatarak ortaya sürdüğü aforizmalara da kayıtsızdırlar!

[Boğaziçi'nde bu konuda tezler geliştiren başka bilgeler muhakkak vardır, onları dışarıda bırakalım] Yapacak fazla bir şey yok... "Hep bana, hep bana özgürlük"...

Hatta şöyle de bakabilirsiniz: Bu vatandaşlar Başbakanın bahsettiği türde üzerlerine çöken mahalle baskısının yoğunluğuna dayanamayarak bu hale gelmiştir ve reaksiyoner tutumlarında böyle bir sosyolojik belirlenim vardır. O yüzden saldırmalarına "anlayışla yaklaşmak" gerekiyor olabilir.

Anlamak, anlayışlı olmak... Modern çağların özgürlükçü despotizmini yok sayamazsınız!

***

Malcolm X örneği biraz değişik olmakla birlikte, gerici düşüncelerin örgütlenmesine karşı anlayışlı olmamız gerekmiyor. Bunu açıkça ifade etme hakkımız da var. "Karanlığa Kapalıyız" sloganı bir tavırdır ve bunun üzerinden bir tartışma yürütülebilir. "Niye 'Karanlığa Kapalıyız' sloganıyla kampanya yürütüyorsunuz" despotluğuna ya da "işte şimdi karanlığı tarikatlerin kucağına iteceksiniz" bilgeliğine prim verilmesi gerekmiyor. Ancak anlaşıldığı kadarıyla her zamanki gibi karanlık yine despotizmle kolkola ilerlediğinden militanca bir tartışmayı hakkını vererek yürütmenin -hem de özgürlüklerin kalesi olan (!) Boğaziçi'nde- fazla imkanı olmayacak. Böyleyse bile, ilerici aydınlanmacı öğrencilerin sözünü söylemeye devam etmesi lazım. Nasıl denir özgürlükleri savunma adına...

* Kimi durumlarda yazarın "herşey çok açık, benim bundan sonra değerlendirme yapmama ne hacet" şeklinde kullandığı bu kalıp, kimi zaman da "böyle bir tablo karşısında ne denebilir ki" imasını içerir. Burada yazar ikinci kullanıma kendisini daha yakın hissetmektedir...

ÖNCEKİ YAZILARI

Murat Belge tamamen “duygusal” 10/02/2011 Perşembe
Veda yazısı… 30/12/2010 Perşembe
Savunma konsepti 11/11/2010 Perşembe
Takvimdeki ABD 04/11/2010 Perşembe
‘Ya tutarsa…’ diplomasisi 10/06/2010 Perşembe
N’oldu van minüt? 15/04/2010 Perşembe
Kırgızistan’da bir şey oldu 08/04/2010 Perşembe
Afganistan yazısı… 18/03/2010 Perşembe