Fidel

07/12/2006 Perşembe
Fidel

Sadece beş harften oluşan, bu sade şekliyle, kısa bir kelimeden ibaret olan Fidel, biz Kübalıların en büyük önderinin ismidir.

Telaffuz edilişinin bu kadar basit oluşu ile 20. ve 21. yüzyılın başlarında siyasi tarihe derin izlerini bırakan uzun, devrimci, hümanist geçmişi ve kişiliğinin yüceliği büyük bir kontrast yaratmaktadır.

Şu hususun açıklanmasında yarar vardır, Küba kanunlarına göre yaşadığı sürece bir kişinin anıtlaştırılması yasaktır. Havana Şehri'nin en güzel caddelerinden biri, Devrimin zafer kazanmasından önce, Başkanlar Bulvarı diye adlandırılmaktaydı. Burada, neokoloniyal cumhuriyeti yağmalayan, yolsuz devlet başkanlarının - çoğu o dönem hâlâ hayatta olanlarının - heykellerinin bulunduğu ihtişamlı anıtları yer almaktaydı.

Şimdi ise, aynı yerde Bolivar, Juarez, Salvador Allende gibi Latin Amerika'nın halkçı liderlerinin ve tarihi önderlerinin heykelleri bulunmaktadır.

Tabii ki, Fidel'in de ne bir heykeli ne de bir anıtı vardır. Kamu kuruluşlarına ve resmi merkezlere resminin konulması Küba kanunlarına ters düşmektedir. Buna karşın, bugünlerde, 80. yaş günü vesilesiyle ve bir Latin Amerika kültür vakfı olan, "Guayasamin Vakfı"nın inisiyatifinde, Kübalılar için çok önemli tarihi bir gün olan, Washington'dan desteklenen ve halka zulmeden kanlı diktatörlüğü yıkmak üzere Sierra Maestra'da, bir grup devrimciyle beraber, gerilla mücadelesini başlatmak için karaya ayak basışının 50. yıldönümüyle, aynı zamana denk düşen kutlama etkinlikleri düzenlenmektedir.

Bu vesileyle, daima kendisinin bir parçasını oluşturan bilgili öncülüğünü rehber edinerek, halkının çıkarlarına bağlı mücadeleler tarihiyle özdeşleştirilen bir kişi, saygıyla anılmaktadır. Esasen José Marti'nin fikirlerini izleyen hümanist Fidel'in devrimci ve siyasi tutumu, 1898'de Amerika Birleşik Devletlerinin askeri müdahalesiyle yarıda bırakılan bağımsızlık mücadelesini sonuca ulaştırarak bu eseri de tamamlamıştır.

Fidel Castro, 1953'de Moncada Kışlası baskının ardından yargılandığında, bu eylemin fikir babasının José Marti olduğunu söylemiştir. Yönetimindeki devrimci hareket, bugün yüzüncü doğum yıldönümünü kutlayan ve Küba'da "Yüzyıl Kuşağı" olarak bilinen, ellili yıllar gençliğiyle güçlenirken, bağımsızlığın havarisi José Marti'nin öğretileriyle beslendi.

Küba Devrimi incelendiğinde, ulusal gerçeğine kökünden ve derinden bağlı, aynı düşüncenin devamı bir ürün olduğu anlaşılır. Fidel, Marti'nin bir devamıydı ve onun 1895'de hayata gözlerini erken kapaması sebebiyle yapamadıklarını, Fidel tamamlamıştır.

José Marti, 1895'de ölümünden bir kaç saat evvel yazdığı, siyasi mirası olarak kabul edilen mektubunda şöyle demiştir: "Bugüne kadar tüm yaptıklarım ve yapacaklarım, Küba'nın Bağımsızlığına kavuşmasıyla, Amerika Birleşik Devletleri'nin Amerika Kıtası'ndaki topraklarımıza yayılmasını önlemek içindir".

Marti'nin düşüncesi, tıpkı Bolivar'ınki gibi, derinlemesine Latin Amerikalıdır. Kıtamız genelindeki diğer vatansever düşüncelerle beraber, bugün yeniden topraklarımız üzerinde gelişerek ilerlemektedir.

Buna karşın, Fidel Castro'nun halkın tüm desteğini alarak liderliğini muhafaza etmesinin nasıl mümkün olduğunu açıklamak için Küba'da "örnek olma felsefesi"ne verilen önemin göz önüne alınması gerekir. Fidel sadece bir teorisyen olmamış, aynı zamanda hep, kişisel bir örnek temsil ederek, mücadelenin öncülüğünü yapmıştır.

Moncada Kışlası'na baskın düzenlemiştir ve hayatını ortaya koyarak baskıncıların en başında olmuştur. Granma gemisinin sefere çıkmasını örgütlemiş ve gemide bulunanların başında olmuştur. Sierra Maestra'da gerilla mücadelesini örgütlemiş ve savaşanların başında olmuştur. Küba halkının karşılaştığı her zor ve riskli durumda, doğal felaketler, kasırgalarla mücadele de dahil, halk, onun her zaman en riskli yerlerde bulunarak yönettiğini gözlemlemiştir. Domuzlar Körfezi çıkarmasında, imparatorluğun gönderdiği adamların kıyıyı işgalinden saatler önce oraya giden ilk tanklardan birinin içinde yer alması da buna bir örnektir.

Yaptıkları bronz bir anıtla vücut bulmasıyla kıyaslanamayacak kadar yücedir ve halkımız onu ölümsüz bir örnek olarak kabul etmektedir.

Onu bir diktatör olarak nitelendiren, Washington çıkarlarına itaatkar, altınla satın alınmış basın, dışarıda imparatorlara boyun eğmeyeceklerini, içeride de bir kuklaları olmayacaklarını tarihleriyle gösteren Küba halkının onurunu kırmaktadır.

Özgürlüğümüze ulaşmak için, Latin Amerika'da verilen en uzun bağımsızlık savaşı olarak bilinen, 19. yüzyılda yaklaşık 30 yıl boyunca İspanya'ya karşı mücadele verdik. Amerika Birleşik Devletleri'nin askeri işgaliyle hayallerimiz yıkılınca, 50 yıl sonra bir şekilde mücadelemiz yeniden başladı, halkımıza bağımsızlık ve şeref kazandıran Devrim zafer kazandı. Bu yol boyunca, Machado ve Batista gibi kanlı diktatörler görüldü. Yarım yüzyıldır, tarihte bilinen en güçlü imparatorluğun saldırılarına yenik düşmedik ve Amerikan kıyısına sadece 90 mil ötede, tamamen hümanist bir devrimle, ulusal bağımsızlığımızı ve şerefimizi savunarak, hiç aksamadan, dimdik ayakta duruyoruz.

Ulusal bağımsızlığın fethinin haricinde, Küba'da sosyalizmin elde ettiği başarılar da yadsınamaz. İmparatorluğun hakimiyeti altındaki büyük basın kuruluşlarının yanlış bilgilendirmelerine maruz kalmamıza rağmen, hâlâ çok katı ekonomik bir abluka altında bulunan Küba, sosyal gelişim ve adalette, eğitim ve sağlıkta, spor ve kültürde, yabancıların dikte ettiklerine boyun eğmeyen, aksine ulusal çıkarların izlendiği bağımsız ekonomisinde örnek kabul edilebilecek başarılar göstermektedir. Fidel'in yönetimindeki Küba'mızda, mütevazi bir ekonomiye sahip olmamıza rağmen, okuldan mahrum edilen, başını sokacağı bir evi olmayan ve yemek bulamayan tek bir çocuğumuz yoktur. Kaderine terk edilmiş tek bir yaşlımız yoktur. İşsizlik diye bir sorunumuz mevcut değildir, cinsiyet ve ırk eşitliği her alanda mevcuttur. Belki lüks yoktur ama, adaletsizlik de yoktur.

Muhtaç halklara ve ülkelere hiç bir çıkar gözetmeksizin yardım eden örnek bir ülkeyiz. Küba'nın diğer ülkelere sunduğu tıbbi işbirliği, büyük gelişmiş ülkelerin tümünün gösterdiği işbirliğinden hem daha fazla hem de daha etkindir.

Sosyalizmimize kökünden bağlı, tükenmekten uzak Marti ve Fidel düşüncesi, yeni sahnelerde meyvelerini vermektedir. Küba Devrimi, direnişi, şerefi ve hümanizmiyle, bugün kutlamakta olduğumuz 80. yaş gününde, Fidel'in öğrettikleri ve örnek olması sayesinde, her seferinde daha da güçlenerek yenilenmektedir.

VİVA FİDEL!