ANALİZ | Brexit’te ne oluyor?

Aslında kayda değer bir gelişme olmuyor. Peki neden? Bu kadar tarihi öneme sahip bir konuda, neden Britanya tarafı anlaşmasız ayrılığı istemediğini belirttiği halde süreci değiştirmek için çaba göstermiyor? Neden toplum hareketlenmiyor ve muhalefet ciddi bir tartışma açmıyor?
Eren Korkmaz
Çarşamba, 06 Mart 2019 14:26

 

Boşanma günü olan 29 Mart’a çok az zaman kalsa da ve Britanya’da anlaşmasız ayrılık durumunda çok boyutlu bir kriz beklentisi konusunda ortaklaşılsa da, durumu değiştirmek için hiçbir ciddi girişimin olmamasının tek sonucu, toplumun sürece alıştırılması ve beklentilerini düşürmesi oluyor.

Ülke tarihi açısından bu kadar önemli bir konuda toplumun hareketsizliği, siyasi partilerin lafazanlıktan öteye gitmemesi ve medyanın yaklaşımı süreci sadece bir gelişme olduğunda değil, olmadığında da analiz etmeyi gerektiriyor.

Bu sürecin analizini tek cümlede özetlemek gerekirse, Britanya’da siyasi elitler, yönetici sınıf anlaşmasız bir şekilde ayrılmayı istiyor. Boşanmasız ayrılık durumunda işleri zarara uğrayacak olan çoğu yabancı sermayeli şirketlerin sert ve kaygılı açıklamalarının haricinde anlaşmasız ayrılığa dair genel bir uzlaşmayı görmek zor değil. Bu savı desteklemek için önce yaşananları özetleyelim.

May’in imzaladığı anlaşma taslağının Ocak ayında Britanya tarihinde hiçbir başbakana nasip olmayan çoğunlukla reddedilmesinin ardından May kısa bir Dublin, Belfast, Brüksel turu yaptı. AB yetkilileri ile sert şekilde tokalaştı, hatta yapılan esprilere gülmeyerek ciddiyetini tüm dünyaya gösterdi. Ardından ülkede gündem değişti ve arada sırada parlamentoda birkaç atışma ve istifa dışında Brexit gündemden düştü, haftaya anlaşma yeniden oylanana kadar da gündeme gelmesi beklenmiyor. Bu süre içinde medya biraz Venezüella ile uğraştı, sonra İŞİD’li Britanya vatandaşı kadının vatandaşlıktan çıkarılması gündemi kapladı, son dönemde de gençler arasında artan bıçaklı saldırılar tartışılıyor. Medya arada sırada anlaşmasız ayrılık olursa ülkede ilaç bulabilir miyiz, raflar boşalır mı, sebze gelir mi gibi soruları gündeme getirse de bunlar genellikle toplumun sürece alışmasına yarıyor.

Toplumun hareketsizliğinin iki temel sebebinden bahsedilebilir. İlki toplumun önemli bir kesimi zaten bir an önce Brexitin olmasını istiyor. Yaşanan ekonomik sorunların, eşitsizliğin, krizin çözümünün AB’den ayrılmakta olduğunu görüyor. AB yanlısı kesimler ise birkaç büyük çaplı eylem dışında ciddi bir hareketlilik içinde değiller. Birkaç büyük mitingle bu kesimin tepkisi bir şekilde alınmış oldu. Britanya siyaseti açısından esas sorun ise güçlü, alternatif, düzen dışı bir sosyalist siyasetin topluma seslenmemesi. Mevcut durumun en önemli riski ise toplumun “geçici” bir fedakarlığa, krize kendini hazırlaması ve reflekslerinin brexit sonrasında zayıflaması olacak.

Ocak ayında 230 farkla reddedilen anlaşma 13 Mart’ta yeniden neden oylanıyor diye sorulabilir. Normalde May’in Ocak ayından bu yana müzakere yapması ve anlaşmayı parlamentonun kabul edebileceği bir hale getirmesi için uğraşması gerekiyordu. Ama May hiçbir şey yapmamayı tercih etti, kimse de sen neden birşey yapmıyorsun diye sormadı.

Bu süre zarfında birkaç ufak dalgalanma oldu ama o da daha çok İşçi Partisini hedef aldı. 18 Şubat tarihinde İşçi Partisi içinden 8 vekil Corbyn’in AB’ye yaklaşımını eleştirerek partiden istifa etti ve meclis içinde Bağımsız Grubu oluşturdu. Parti içindeki neo-liberal kanattan oluşan bu vekiller yeni bir referandum çağrısı yaptılar. Bir hafta sonra gruba Muhafazakar Parti’den de 3 vekil katıldı. Böylesi bir ayrılığın olması ve yeni bir merkez partinin kurulması fikri zaten uzun zamandır bulunuyordu. Partinin en sağ kesiminden olan bu vekiller seçim bölgelerinde de ciddi eleştirilerle karşılaşıyor ve baskıya, mobinge uğradıklarından şikayet ediyorlardı. Bir süredir yeni bir referandum amacıyla kampanya yapan bu ekip kampanyanın etkisini kullanmak ve Brexit sürecinin belirsizliği üzerinden İşçi Partisi yönetimini hedef almak için toplu şekilde istifa edip gündemi Muhafazakarların Brexit politikasından uzaklaştırmayı hedeflediler.

Corbyn ise süreci bir şekilde May’e yıkarak atlatmak için kaypak bir duruş sergiliyor. Bunun iki temel sebebi var. İlki, partinin hükümet kurmak için vekil çıkarması gereken bölgelerin ağırlıklı olarak Brexit yanlısı olmasıyken ikinci etken metropollerde ve gençler arasında popüler ve güçlü olan AB yanlısı tutumu göz önüne alıyor. Yeni yerler alalım derken mevcut gücü bölmek veya Bağımsız Grup gibi uzun zamandır yeni bir referandum için kampanya yapan yeni oluşumlara kitlesini kaybetmek istemiyor. Bu doğrultuda Corbyn Ocak ayında oylamanın ardından genel seçim talebinde bulundu ve reddedildi. Sonra AB’den ayrılsak da gümrük birliğinde kalma önerisini öne sürdü. Ancak bu öneride “ufak” bir söz oyunu yapılıyordu. Gümrük Birliği derken AB çerçevesindeki “The Custom Union” değil de herhangi bir gümrük birliği anlamında “a custom union” denilerek kendilerine manevra alanı bıraktılar. Bu da reddedilince 28 Şubat’ta ikinci bir referanduma destek vereceklerini ilan etti. Ama ondan sonra da bunu bir daha gündeme almadı. Corbyn ileride biz her öneride bulunduk ama muhafazakarlar reddetti, bu Brexit onların brexiti deyip kendisini taze bir alternatif olarak sunmak istiyor.

Bu arada Brexitin kısa bir süreliğine ertelenmesi talebi hükümet içinde bazı bakanlarca öne sürüldü. Ama bu ertelemenin de bir sebebi olmalı, halihazırda yürüyen bir müzakere olsa ve belirli adımlar atılmış olsa 3-4 aylık bir ertelemenin bir sebebi olabilirdi.

Britanya’nın anlaşma taslağını reddetmesine bahane olan konu taraflar arasında ticaret anlaşması imzalanmadığı durumda İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda arasında gümrüğün kurulmama şartıdır, buna göre K. İrlanda yeni bir ticaret anlaşmasına kadar AB yasalarını kabul etmelidir. Bu İrlanda’da barış anlaşmasının temeliyle ilgili bir durum ve barış sınırın olmamasına bağlı. Sınırın konulması ise şiddetin yeniden patlamasına neden olabilir. Ancak bu konu Britanya medyasında ısrarla anlatılmıyor ve AB’nin anlamsız bir dayatması olarak sunuluyor. “Yeni IRA”nın 20 Ocak’ta Belfast’taki bombalı saldırısı ve 5 Mart’ta iki havaalanı ve bir tren istasyonuna bombalı mektup göndermesi bu konuda uyarı niteliğinde olsa da yine bu konu kapsamında olduğu gizlendi.

Britanya çok özel bir gündem ortaya çıkmadığı takdirde 29 Mart tarihinde anlaşmasız şekilde Avrupa Birliği’nden ayrılacak. Anlaşma olması durumunda Britanya AB’den resmen çıksa da 2 yıl daha AB yasalarına bağlı olmayı kabul edecek ve bu esnada serbest ticaret anlaşması imzalamak için uğraşacaktı. Anlaşılıyor ki Britanya iki yıl daha AB içinde karar alma sürecinde olmadan kalmayı tercih etmiyor, uzun süredir hazırlıklarını yaptığı ayrılığın bir an evvel olmasını istiyor.

2 yıl günümüz şartlarında çok uzun bir süre ve kapitalizmin genel krizi nedeniyle oluşan dengesizlikler karşısında Britanya yeni bir pozisyonu bir an önce almak ve sağlamlaştırmak istiyor. Hindistan-Pakistan, Venezüella, Suriye-Yemen-İran, Kuzey Kore, Rusya ve Çin gibi kritik kriz alanlarındaki ekonomik ve siyasi güç mücadelelerinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası savaş ihtimalinin oldukça güçlü olduğu bir dünyada Britanya kendini Almanya ve Fransa ile uzlaşmak ve ortak hareket etmek zorunda bırakmak istemiyor. Bu ayrılığın ekonomiye belirli bir etkisi olsa da belki siyasi açıdan milliyetçi bir kampanyayla ve mevcut finansal altyapısıyla zararın etkilerini minimuma indirmek mümkün olabilir. Şu ana kadarki tüm veriler Britanya’nın bir an önce AB ile hukuksal bağını kesmeyi istediğini gösteriyor. Bunu AB de bu şekilde yorumluyor ki hiçbir çaba göstermiyor.