Ve Wikileaks bombası patladı...

WikiLeaks adlı internet sitesi günlerdir açıklanması beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı'na ait gizli belgeleri açıkladı.
Pazartesi, 29 Kasım 2010 10:00

İlgili haberler:
Abdülkadir Aksu eroin ticaretiyle mi uğraşıyor?

ABD CHP hakkında ne düşünüyordu?

Wikileaks belgeleri nasıl sızdırıldı?

Vecdi Gönül Amerikalılara Ahmet Davutoğlu için "olağanüstü tehlikeli" dedi

Mehdi Eker, Sami Güçlü'nün ayağını nasıl kaydırdı? Hilmi Güler Amerikalılar'a anlatıyor...

Trabzonspor'a örtülü ödenekten milyonlarca dolar mı aktarıldı?

Nimet Çubukçu nasıl bakan oldu?

Wikileaks, çoğu ABD Dışişleri Bakanlığı ile Savunma Bakanlığı arasındaki yazışmalarda kullanılan on binlerce gizli belgeyi ifşa etti. Wikileaks’in anlaşmalı olduğu New York Times, Guardian, Le Monde, El Pais ve Der Spiegel gazeteleri, aksini gerektirecek bir durum olmaması halinde, belgeleri yarından itibaren günlere yayarak yayınlama kararı aldığını iletti.

Belgeler, ABD'nin dünyadaki toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla 2004 yılından 2010’un Mart ayına kadarki günlük yazışmalarının içeriğini ortaya koyuyor. Belgelerin henüz tamamı açıklanmış değil, ancak açıklanan belgelerde şu kısımlar göze çarpıyor:

"Türkiye İslam devleti olma yolunda"
Amerika'nın Ankara Büyükelçiliği’yle yapılan yazışmalarda Türkiye'nin ekseninin doğuya kaydığı yorumu yer alıyor. Başbakan Erdoğan'ın danışmanları için ‘yetersiz’ ifadesi kullanılırken, Davutoğlu'na yönelik de ‘olağanüstü tehlikeli’ nitelemesi yapılıyor. AKP’lilerin çoğunun İslami tarikatlara üye olduğuna dikkat çekilen belgelerde, Türkiye'nin İslam devleti olma yolunda ilerlediği savunuluyor.

"Türkiye AB’ye üye olamaz"
Belgelerde gene olarak Türkiye'nin güvenilirliğine ilişkin şüpheler dile getiriliyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği'ne üye olamayacağı yönündeki görüşler, sadece Brüksel ve Ankara değil ilgili birçok ülkenin ABD büyükelçiliklerinden gelen mesajlarda yer alıyor.

Bir belgede “AB almak istemiyor. Bunun nedeni en başta nüfus ve din. Ayrıca, AB’nin Suriye, İran ve Irak ile sınır paylaşmaması durumu var. Bugüne kadar her zaman arada tampon bölge olmuştur ve bu da Türkiye’dir. ABD, kamuoyu önünde Türkiye’ye AB desteğini devam ettirmeli. Bu, iki ülke arasındaki ilişkileri pekiştirmek için olumlu olacaktır. Bundan ABD hiçbir şey kaybetmez ve müttefik olarak Türkiye’yi yanına çekmeyi sürdürür. AB olmadan Türkiye reform yapamazken, AB perspektifi devam ettiği sürece gümrük birliği, enerji kavşağı gibi işbirlikleri de sürecektir” ifadelerinin bulunduğu belirtiliyor.

"Türkiye ikili oynuyor"
Belgeler arasında İtalya Dışişleri Bakanı Franco Fratti'nin Türkiye'yi ikili oynamakla suçladığı telgraf da dikkat çekerken, Amerikalı yetkililerin Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nu Ankara'nın İran konusunda arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığı konusunda ikna etmeye çalıştığı ancak başarılı olamadığı da belirtiliyor. Davutoğlu'nun Türkiye'nin bölgede İran'ın etkisini sınırladığına ilişkin sözlerine de yer veriliyor.

"Davutoğlu dış politikadan anlamıyor"
Belgelerde Türkiye’nin ekseninin doğuya kaydığı belirtiliyor. “İslamcı” olarak nitelendirilen Dışişleri Bakanı Ahmed Davutoğlu’nun ise Ankara dışında dış politikadan anlamadığı ve Türkiye’yi başka bir yöne götürdüğü iddia ediliyor. Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin ise çok zor olduğu belirtiliyor. ABD’nin Dışişleri müsteşarı Philip Gordon ile Sarkozy’nin danışmanı arasında yaşanan diyalogda, Fransız danışman, “Türkiye doğu ile batı arasında köprü olduğunu söylüyordu. Şimdi batılı olduğunu söylüyor. Köprü olarak kalmalı. Tam üyeliğini desteklemiyoruz” diyor. Suriye-İsrail görüşmelerinin kesilmesinde ise Türkiye’nin tavrı için “takıntı” ifadesi kullanılıyor.

"İslamcılar ivme kazanıyor"
İsrail istihbarat örgütü MOSSAD'ın başkanı Meir Dagan, Türkiye'de İslamcıların giderek ivme kazandığını vurgularken, "Burada sorulması gereken soru Türkiye'de laikliğin savunucusu olan ordunun bu duruma ne kadar sessiz kalacağı" ifadesini kullanıyor.

Aliyev Türkiye’den hoşnut değil
25 Şubat 2007: Amerikan Dışişleri Müsteşarı William Burns ile bir araya gelen Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev Türkiye ve Erdoğan hükümetiyle ilgili olarak konuşuyor. Aliyev, Burns’e 24 Nisan’ın Dağlık Karabağ sürecinin Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin üzerinde ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi sallandığını söylüyor. Ardından Azeri lideri Rusya’ya gaz satışının arkasında Ankara’ya gözdağı vermek olduğunu şu sözlerle aktarıyor: Bu anlaşmayı “Türk dostlarımıza” kendilerinin bir doğalgaz dağıtım merkezi haline gelmesine izin vermeyeceğimizi göstermek için yaptık. Aliyev bundan sonra Erdoğan hükümetinden pek haz etmediğini şu sözlerle aktarıyor: Çok naif bir dış politikaları var. İnsiyatifleri hep başarısızlığa uğruyor. İsrail’e düşmanlıkları nedeniyle geleneksel dostlarını da kaybettiler. Bence “ılımlı İslamcı” bir hükümet politikası uygulamak ve Erdoğan’ın Arap ülkeleri sessiz kalırken sürekli Hamas ve Gazze konusunda teşvik eden açıklamalar yapması Türkiye’ye hiçbir yarar sağlamıyor.

Nükleer korkutuyor
İran’ın nükleer programına dair çok sayıda belgeden öne çıkanlar arasında, Suudi Arabistan Kralı Abdullah'ın da aralarında bulunduğu bazı Arap liderlerin, ABD'den İran'a nükleer programına son vermesi için hava saldırısında bulunmasını istediğinin belirtildiği belge bulunuyor.

Belgelerde, İran'ın Kuzey Kore'den, Batı Avrupa'yı vurma kapasitesine sahip son derece gelişmiş füzeler aldığı ve ABD'nin, İran'ın bu füzeleri daha uzun menzilli füzeler üretmede araç olarak kullandığından endişe ettiği ve bu gelişmiş füzelerin son derece kuvvetli olduğu da kaydediliyor.

BM içinde ABD’li casuslar
Belgelerde, İran'ın Kuzey Kore füzelerini kullanma girişimi, Afgan hükümetindeki yolsuzluklar, İngiliz Kraliyet ailesine mensup bir kişinin uygunsuz davranışları, Pakistan'ın nükleer programı konusunda Washington ve Londra'nın duyduğu endişeler, ABD'nin Suriye'yi Lübnan'daki Hizbullah'a silah yardımı yapmasını engelleme girişimleri gibi konularda çeşitli bilgiler bulunuyor. Suudi Arabistanlı bazı donörlerin El Kaide gibi terörist grupların ana mali kaynakları oldukları, ve Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD'yi hedef aldığı iddia ediliyor.

Ayrıca ABD’li yetkililerin Birleşmiş Milletler içerisinde casusluk yapmakla yetkilendirildiği birkaç belgeden anlaşılıyor.

(soL - Haber Merkezi)