Orhan Gökdemir
Devlet Süleymancıları neden öptü?
Yayın Tarihi: 14.08.2026 , 22:43 Güncelleme Tarihi: 15.08.2026 , 00:01
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Süleyman Hilmi Tunahan; resmi biyografisine göre din adamı, İslam alimi ve mutasavvıf. Ne iş yaptığı belli olmayan “iş adamı” gibi bir şey anlayacağınız. Sufi diye özetleyelim, Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te, pek güvenceli ve pek kârlı bir işlerdendir.
Şaka değil, ömrü boyunca devletten maaş alarak yaşamış. İmamdır. Boş zamanı bol olduğundan kuran öğretmek için kendine özgü bir sistem geliştirmiş. Tarikat kurmak ve şeyh postuna oturmak için yeterli bir biyografidir.
Bu biyografi Türkiye’de adı iktidar ortaklığı ile anılan bütün tarikat uzantılarının şeyhleri için geçerlidir. Hepsi laik devletten aldığı maaşlarla hayatı sürdürmüş, laik devletin sağladığı olanaklarla tarikatlarını kurmuşlardır. Bu bir rastlantı değildir, sermaye sınıfının açık bir tercihidir. Tarikatlar Türkiye’de sermayenin inayetiyle devletin kucağında büyütülmüştür.
***
Tabii bazı önemsiz sürtüşmeler kaçınılmazdır. Süleyman Hilmi’nin tarikatı da zaman zaman iktidarlarla ters düştü. İlk kopuş 1957 seçimlerinde. Süleymancılar iktidardaki Demokrat Parti yerine Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni destekledi. Süleyman Hilmi’nin damadı Kemal Kacar bu fedakarlığın karşılığında CMP’nin Kütahya milletvekili adayı oldu. Esası ikbal davasıdır.
E haliyle bir müridinin Süleyman Hilmi’nin “mehdi” olduğunu iddia etmesi fırsat bilindi soruşturma açıldı, damat ve kayınpeder hapishaneye buyur edildi. Laiklik bu işler için değil mi zaten! Şimdiki gibi değil, yatıp çıkmaları iki aydan az. 1959’da kayınpeder tanrısına kavuşunca postuna damat oturdu. Eksik kalan işlerini tamamlamak için hamle yaptı sonra, 1965’te Millet Partisi’nden, 1969’da ise Adalet Partisi’nden milletvekili seçildi. Sonra hep vekil. Haliyle Süleyman Demirel’in Adalet Partisi teşkilatında bir Süleymancı ağırlığı ortaya çıktı. Süleyman Süleyman’ın yol arkadaşıdır! Süleymancıların ülkenin en büyük tarikatı haline gelmesi bu ilişkilerinden kaynaklı.
Kemal Kacar da, 2000’de, hakkın rahmetine kavuşunca tarikatın başına Süleyman Hilmi’nin torunu Arif Ahmet Denizolgun geçti. Onun da bahtı açıktı, 2002 seçimlerinde ANAP’ı destekledi, aday oldu milletvekili seçildi, hatta bir ara Ulaştırma Bakanlığı yaptı. Kardeşi Mehmet Beyazıt Denizolgun AKP kurucusu oldu, vekil seçildi. Tarikat-siyaset-ticaret ortaklığıdır.
Ekrem İmamoğlu’nun bu tarikatta yetişmesine bakarak muhalif ilan ediliyor ama Erdoğan’ın annesi Tenzile Erdoğan Süleyman Hilmi’nin müritlerindendi. Ölünce Karacaahmet Mezarlığı’nda Süleyman Hilmi’nin kabrinin hemen yakınındaki alana defnedildi. Erdoğan’ın babası Ahmet Erdoğan’ın Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığı’nda bulunan kabri de buraya taşındı. Süleymancıların AKP ile bağı çok köklüdür.
***
Ama tarikat işi çok kârlıydı ve bu durumda kasayı kimin kontrol ettiği din işlerinden daha önemliydi. Süleymancı operasyonunun başlangıcında da bir kasa kavgası var.
İsimleri lazım değil, özetleyeyim; Eski AKP Milletvekili Ali İhsan Arslan ile eski AKP Milletvekili ve Süleyman Hilmi’nin torunlarından Fatih Süleyman Denizolgun bu nedenle davalık oldu. Torun Denizolgun, Arslan’ın BDDK’ya, bakanlıklara, adliye, emniyet ve istihbarat kurumlarına ve tabii AKP’ye bazı bağlantıları vesilesiyle tarikata müdahale çağrısı yaptığı kanısındaydı. Arslan'ın kendisine açtığı davaya ilişkin açıklama yaptı. Arslan kendisine Alihan Kuriş’in hedef göstermesi nedeniyle saldırıyordu, “terörist Kurişilerle” ittifak halindeydi. Arkasında da, ismini şimdilik açıklamayacağı, "esir edilmiş olan meşhur siyasetçi" vardı. Şöyle devam etti; "Devletimizin yazılı olmayan; gerçek ve derin işleyişini bilenler, sistematiğini çözenler, asla Denizolgunları karşısına almaz. Hatta; gerçek ve akil olan devlet adamları; iktidardan veya muhalefetten olsun, tüm hakiki devlet adamları ya babamın ya da amcamın yakın dostudur." Babası Mehmet Beyazıt Denizolgun, amcası Arif Ahmet Denizolgun’du. Derin devlet Süleymancıların yakınıydı!
Torun Denizolgun, adalet icabı, siyasi ayağı ihbar edecek, diğer torun “Kurişiler” hakkında hazırlanan terör dosyasına katkıda bulunacaktı. Dediğini yaptı, “Alihan Kuriş terör örgütü operasyonu”nun gerekçesidir.
Denizolgun’u adını açıklamadığı “esir edilmiş siyasetçiye” gelince; bütün bu tartışmalar 31 Mart yerel seçimlerinin ardından alevlendi. Süleymancıların şeyh postunda oturan Alihan Kuriş 2018, 2019 ve 2023’te muhalefeti destekledi. Ekrem İmamoğlu’nun yanında saf tuttu, hep yaptıkları işti. AKP'li Kağıthane Belediyesi de buna Süleymancılar'a ait "öğrenci yurdu"nu depreme karşı güvenli olmadığı gerekçesiyle yıkarak karşılık verdi. Son operasyon Alihan Kuriş’in seçilmesi karşısında AKP’nin verdiği mutlak butlan kararıdır. Denizolgunlar’dan birinin Süleymancılara kayyım atanacağı da sır değildir.
***
Sır olmaması şundan; AKP’nin kurduğu yargı mekanizmasının şifresi artık çözüldü. Cemaatin uzantılarından Arif Süleyman Denizolgun şikâyet etti. Yargıdaki uzantıları harekete geçti. AKP'ye yakınlığıyla bilinen yandaş Fuat Uğur, bir köşe yazısında "FETÖ terör örgütü devlet tarafından yok edildi, Süleymancılar için de yolun sonu görünüyor" dedi. "Türkiye, Cumhuriyetin ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı yapma hedefine yönelik büyük yürüyüşüne engelsiz ve daha güçlü bir şekilde devam edecek”ti. Bu yürüyüşte hırsızlıkla, yolsuzlukla sermaye toplayıp ülkenin kaderine el koymaya çalışanlara ve onların yardakçılarına yer yoktu. FETÖ terör örgütünün yok edilmesinin ardından Adnan Oktar grubunun, Kuytul grubunun da üzerine yürünmüştü, artık sıra Süleymancılardaydı. Fuat Uğur işin konuşulmayan bir başka yönüne de işaret ediyordu; BND, CIA ve MOSSAD tarafından yemlenen, güdülenen, aparat olarak kullanılan, dini kuruluş adı altında ülkenin altına dinamit döşeyenler için yolun sonu görünüyordu. Hazırlık tamamlanınca Akın Gürlek dün harekete geçti. Gelişmeleri izliyoruz.
***
Sorun Süleymancılar falan değil tabii. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100 yıllık tarihini bugünden bakarak bir buçuk tarikat üzerinden yeniden yazmak mümkündür. Nakşibendiye ile özellikle onun Halidiye koluyla mücadele tarihidir Cumhuriyet tarihi. O mücadele nedeniyle Nakşibendiye metastaz yapmış Nurculuğu doğurmuştur. Said-i Nursi çıkışında Nakşibendi’ydi, buçuğu odur. Tuhaf, sırlı cümlelerden oluşan kitaplarıyla Nakşibendiye içinde yeni bir yol açtı. Nurculuğu bir tarikata dönüştüren “Nur talebeleri” ve daha çok Fethullahilerdir. Onlar da tarihsel misyonlarını “hizmet”le, yani Said-i Nursi’nin fikirlerini yaymak ile sınırlandırmışlardı. O hizmetin peşinden giderken başka hizmetleri keşfettiler. Hizmet sektörüne girdiler, holding oldular, büyük paralara hükmetmeye başladılar. Bunun onlara yetmeyeceği belliydi, onlar da kalkıp devletin tamamına el koymaya kalkıştı. Darbe dedikleri budur. Tarihini yazma işini de bize bıraktılar, yazarız. Vaziyetimizin kısa bir özetini çıkararak, “15 Temmuz Dinci Dinciye Darbe Yapmaya Kalkıştı Köprüsü”nün inşasına girişiriz.
Köprü, nihayetinde uçları birleştirme işidir. Uçları birleştirerek bir buçuk tarikat üzerinden geçmişimize bakıyoruz. Türkiye, bu yanıyla bir Nakşibendi Cumhuriyetidir. Güya yasaklıydılar ama Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yaşanan kısa bir mola dışında örgütlenmekte, faaliyet göstermekte kayda değer sıkıntıyla karşılaşmadılar. Soğuk Savaş baş gösterip Türk-İslam Sentezi’ne ihtiyaç hâsıl olunca devlet ile Nakşibendiye arasındaki köprü yeniden kuruldu. Desteklendiler ve kollandılar. Tarikatın bugünkü kolları o ilişkinin ürünleridir.
***
Süleymancılar, Türkiye’den Avrupa’ya işçi göçünü erken fark eden tarikatlardan biri. 1973’te Köln’de İslam Kültür Merkezi’ni kurdular. Alman hükümeti nezdinde meşruiyet kazandılar. Avrupa’daki merkezler cami, Kuran kursu, öğrenci yurdu ve kültür merkezi işlevlerini birlikte yürüttü. 1990’lardan itibaren Orta Asya Türk cumhuriyetleri, Rusya ve Afrika’da şubeler açtı. Bu uluslararası ilişkiler cemaate Türkiye sınırlarını aşan bir kapasite kazandırdı. Tabii istihbarat örgütleriyle girift bağlar da.
Süleymancılar Alman devleti tarafından korunup kollanıyor. Önünde sadece 12 Eylül cuntası tarafından kurulan DİTİB, Diyanet İşleri Türk İslam Birlikleri var. Milli Görüş dahil hepsinin çıkış noktası Almanya’dır. Almanya 1. Dünya Savaşı günlerinden beri İslam’ın hamisidir. Nasıl gelişeceğine, nereye yayılacağına o karar verir. İçinde istihbarat elemanları vardır, Dünyaya İslamcı kılığında yayılır. İslamcı esasında Avrupalıdır; özünde bir BND elemanıdır. Ayrıntılarını merak edenler için benim “Öteki İslam” kitabını öneririm.
***
Fethullahçıları saymazsak AKP döneminde ilk defa bir tarikata operasyon yapıldı. TRT operasyon haberini, “Alihan Kuriş Suç Örgütü'ne düzenlenen operasyonlarda, aralarında Alihan Kuriş’in de bulunduğu 30 şüpheli gözaltına alındı” diyerek verdi. Yeni Osmanlıcı hafız İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, soruşturmaya ilişkin yaptığı açıklamada operasyon tarihi olarak Alişan Kuriş’in 2016’da örgütün başına geçmesini gösterdi. Tarikat yerine “örgüt” ve “akım” demeyi tercih etti. Oysa Süleymancılar ülkenin en büyük tarikatlarından ya da en büyük holdinglerinden biri. Öyle ki soruşturma kapsamında 32 şirkete kayyım atandı, sözü edilen para 100 milyar lira.
Sorun henüz operasyon yapılmamışlarla yapılmışlar arasında en ufak bir fark olmamasında. Geride kalanlar, Nakşi-Halidiler, iktidarla iyi ilişkileri sayesinde “sivil toplum örgütü” sayılmaya devam ediyor.
***
Neymiş? Faaliyetlerini Köln’e taşıyacaklarmış! E faaliyetleri oralarda zaten. Fethullahçılar, Süleymancılar, İsmailağacılar, İskenderpaşalılar, Menzilciler; tamamının bir ayağı Avrupa ülkelerinde. CIA ve BND içlerindeydi, artık MİT’lendiler de. Varsa bir kavgaları bundan ibarettir!