Orhan Gökdemir
İskilipli Atıf’la Milli Görüşçünün biri bir gün…
Yayın Tarihi: 10.07.2026 , 22:48 Güncelleme Tarihi: 11.07.2026 , 00:00
Mustafa Çiftçi, Çorum Valisi olarak görev yaptığı dönemde "İskilipli Atıf Hoca'yı Anma" programlarının müdavimi olarak ünlenmişti. Bilinçli bir eylemdi bu. Atıf kararlı bir gerici ve devrim düşmanıydı. Hürriyet’e karşı alerjisi Cumhuriyet’e karşı kini ardı. AKP’nin resmi tarihçisi Fesli Kadir’in dillendirdiği gibi, Kurtuluş Savaşı’nda, İngilizlerin ve Yunanların kazanmasını umuyor, istiyordu.
Faaliyetleri dönemin şeyhülislâmlığı tarafından bile zararlı bulunmuştu, Cumhuriyetten önceydi, Bodrum’a sürüldü. Bir yolunu bulup Kırım’a kaçtı. II. Meşrutiyet’in ilânından bir hafta önce İstanbul’a döndü. “Şeriat isteriz” naralarıyla başlatılan 31 Mart gerici ayaklanmasına katıldı. Yakalandı, bir hafta tutuklu kaldı, Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesi olayında dahli olduğu gerekçesiyle Sinop’a sürüldü.
Kurtuluş Savaşı'nın da en kararlı muhaliflerindendi. Mustafa Kemal’e ve mücadelesine karşıydı. Kurtuluş Savaşı’nın bir “Bolşevik oyunu” olduğuna inanıyordu.
Tahmin etmişsinizdir, İskilipli Atıf Nakşibendi tarikatına mensuptu. Cumhuriyet kurulunca halkı isyana çağırdı. Onun kışkırtmasıyla Malatya, Sivas, Kayseri, Erzurum, Maraş ve Giresun’da ayaklanmalar çıktı. Yakalandı, asıldı. Postu, şimdi İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye kaldı.
***
Yusuf Tekin, beyanına göre Millî Görüş çizgisindeydi. Karma eğitim karşıtı açıklamaları ve eğitim sistemini dini referanslara göre şekillendirme girişimleri vesilesiyle tanındı. Bu uygulamalarını eleştiren bildiriyi yayınlara açtığı dava sürüyor.
Bakan atanınca, ilk işi sivil toplum kuruluşu olarak nitelediği çeşitli tarikat ve uzantısı kuruluşlarla eğitim protokolleri imzalamak oldu. Ailesinden Menzil tarikatının bir şirketinde yönetici isimler olduğu iddia edildi. Tez hocası Fethullahçı darbe girişiminden sonra tutuklanıp torpille serbest kalan Mümtazer Türköne’ydi. İşaretler çoğalınca “siz tarikatçı mısınız?” diye sordular, “Hayır değilim. Benim geldiğim çizgi belli. Ben Milli Görüş geleneğinden geliyorum” dedi. Bu “hayır”ını inandırıcı bulmayanlar oldu haliyle, uygulamaları ve aldığı kararlar zaten bu soruları tümüyle geçersiz kılıyordu. Tarikatçı olsa ne yapacaksa onu yapıyordu.
***
İskilipli Atıf ile Milli Görüş bakiyeleri el ele verdi, karşı devrimci bir rejim inşasına girişti. NATO zirvesi ile başladılar, zirveden aldıkları destekle devam ediyorlar. Milli Görüş Yusuf Tekin, müfredattan ‘Kurtuluş Savaşı’ kavramının çıkaracağını açıklamasının ardından eğitimi daha da gericileştirmek için ataklarını sürdürüyor. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in İngiliz gemisiyle kaçtığı bilgisini ders kitaplarından çıkardı. Kurtuluş Savaşı olmamış sayılınca Vahdettin de kaçmamış sayıldı.
Yusuf Tekin türü Milli Görüşçüler Mustafa Kemal’i vatanı kurtarmak için Vahdettin’in Samsun'a gönderdiğine inanıyor. Vahdettin'in arkasına bakmadan kaçışının müfredattan çıkarılması bu yalanı resmileştirmek için atılan bir adım.
Yusuf Tekin’in ataklarına İskilipli Mustafa Çiftçi’den destek geldi. Nev zuhur İskilipli, 15 Temmuz esilesiyle yapılacak etkinlikler hakkında valilere gönderdiği resmi yazıda 15 Temmuz için “kurucu dönüm noktası” dedi. AKP iktidarının ortağı olan Fethullah Gülen tarikatının darbe girişiminin onuncu yıldönümünde yeni bir rejimin kuruluşu müjdelenecekti. Böylece cumhuriyetin yıkıntıları üzerinde yeni bir rejim kurmaya çalıştıkları da resmileşmiş oldu. AKP eliyle yürütülen karşı devrim NATO’dan alınan destekle devam ediyordu!
***
Peki kurmaya giriştikleri rejim ne?
İlk adımları 12 Eylül cuntası tarafından atıldı. “Dinci milliyetçilik” olarak başladı, bir tür başlangıç halinde Türk-İslam Sentezi’dir. Dinci milliyetçilik, Profesör Taha Parla’ya göre, 12 Eylül cuntasının yeni yöneliminin adıdır. Şöyle tarif ediyor:
“12 Eylül'den sonra kamu yaşamında birçok önemli değişiklik meydana geldi. Bunlardan biri de din-devlet ilişkisi konusunda 60 yıldır sürmekte olan bir kültür savaşının ve siyasi mücadelenin taraflarının ve bunların güç konumlarının değişmesidir. 1980-86 yönetimleri klasik Kemalist laiklik ilkesini hiç değilse kısmen ve fiilen terk etmişler; dini, devletin gözetiminde tekrar kamu yaşamanın hatta siyasi yaşamın sınırları içine almışlardır. Din, ama belli bir tür din ve dinsel gruplar, toplumda zaaf noktasından kuvvet noktasına geçmiştir.” Özeti şu, Kemalist-Atatürkçü çizginin evriminde üç kavram -Türklük, İslâmiyet, Batı(cılık)-rol oynamıştır. Düzenin güçleri bu üç kavram üzerinden çeşitli sentezler oluşturdular. Bu Kemalizm’in devrimci döneminde İslam dışarıda bırakılarak formüle edilmiş bir “milliyetçi batıcılık”tı. “Eti-Bank”, “Sümer-Bank” gibi semboller bu sentezin işaretidir.
12 Eylül'den sonra yönetimler ve bürokrasi klasik Kemalist laik çizgiyi bırakarak, Türk-İslâm Sentezi adı altında oluşmaya başlayan dinci bir milliyetçiliğe yöneldi. Bu sentezde din, bir ahlak sistemi ve toplumsal kurum olmaktan çok, bürokratik-otoriter devletin elindeki toplumsal denetim araçlarından biri olarak görülmekteydi. 1982 Anayasası işte bu değişimin metniydi. Bu metinde bir yandan “Atatürk ilke ve inkılaplarından” söz edilirken, diğer yandan "Türklüğün tarihi ve manevi değerleri" yardıma çağırılmaktaydı. Parla’nın dikkat çektiği gibi “tarihi ve manevi değerler”den kasıt İslâmiyet'ti. Bu durumda ilk ve orta öğretime zorunlu din dersi koymak şarttır. Öyle yapılmıştır. Artık Atatürk milliyetçiliği değil, Atatürkçü ve dinci bir milliyetçilik söz konusudur. “Milli tarih”, “milli coğrafya” bu dönemin sembolleridir.
***
Bir not daha; “Devlet kontrolünde dinci milliyetçilik politikası, 1980'li yılların Türkiye'sine özgü bir şey değil” diye ekliyor Parla. Bu “Üçüncü Dünya ülkelerinde” temel yönelimdir ve çöken "vesayetçi demokrasilerle modernleşme" tezleri ve politikalarının panzehri olarak geliştirilmiştir. İkinci sınıf Amerikan akademisyenlerce "sosyal bilimsel" dayanak kazandırılan bu tezler, ABD'li yerli uygulamacılar tarafından, yalnızca sola değil, genel olarak demokrasiye karşı kullanılan devlet politikalarına dönüştürülmüştür.
Biliniyor, Parla’nın 1986 tarihli yazısında sözünü ettiği "vesayetçi demokrasilerle modernleşme” tezi AKP’li yıllarda cumhuriyete karşı yıkıcı operasyonların temel argümanı oldu. Ergenekon davaları ile “vesayetçi rejimi” bitiriyorlardı, iddiaları buydu. Gerçekte yaptıkları ise 12 Eylül işi “dinci milliyetçilik” veya “dualı milliyetçiliği” AKP-Fethullah ortak üretimi “milliyetçi dinciliğe” dönüştürmekten ibaretti.
Bildiğimiz cumhuriyet artık bitti. Bunda, Kemalizm’den “Atatürkçülük”e evirilen bu ideolojik restorasyonun payı tartışılmaz. Sistem çürümüştü ve yıkılması kaçınılmazdı. Enkazı üzerinde yükselen yeni cumhuriyetimizin, bir başka deyişle ılımlı İslam cumhuriyetinin kısa hikâyesi budur. “Milliyetçi dincilik” dönemindeyiz. Buradaki esas vurgu, dincilik, Atatürk’ün boşa çıkması anlamına geliyor.
Bitti, biter. Dönemler gücünü ve güçsüzlüğünü, ona rengini veren sınıflardan alır. Atatürkçülük bitti, çünkü dayandığı sınıf çürüdü. Mustafa Kemal’in devrimci cumhuriyeti ilerici tarihimizin önemli duraklarından biridir. Ancak her durak gibi bir duraktır ve yürüyenlerin geride bırakması kaçınılmazdır.
Şimdi milliyetçi dincilik dönemindeyiz. Bu 12 Eylül’de başlatılan dinci milliyetçiliğin mantıki sonucudur. Türk İslam Sentezi’nde vurgu artık İslam’dadır. İslam’ı kimliğinin bir desteği olarak kullanmaya kalkışan milliyetçilik, İslamcı kimliğin bir desteğine dönüşmüştür.
Kaldı ki milliyetçiliğin bu türü de NATO ve ABD tarafından organize edilmiştir. Ülkücü Komando Kampları kontrgerilla için askeri bir kaynak olarak kullandı. Haliyle bu tür milliyetçilikte milliyetçilikten çok anti komünizm, Amerikancılık ve NATO sevicilik egemendir. Türkiye’de milliyetçilik “son tahlilde” işbirlikçiliktir.
***
NATO geldi, yıkılanın mezarına son çiviyi çakıp gitti. Geçen yıl ABD’de Trump’ın konvoyu geçecek diye kaldırımda bekletilen Tayyip Erdoğan rol kapmaktan mutlu, yeni rejim inşası için elini güçlendirdi. ABD ve NATO mutlu. Türkiye’yi elinde tutanların başını okşadılar, savaşın ön cephesine sürecek gönüllü asker buldular. Üçüne beşine bakmıyorlar artık. Zamanın kahramanları otoriter, üretim gücüne, ucuz işgücüne sahip 'entegre ortaklar'...
İskilipli Atıf’la Milli Görüş’ün bu kadar cüretkâr olmasının arka planı bu. Yıktıklarından eminler ve artık ölüyü gömmek istiyorlar.
Ama biliyoruz, devrim yedi canlıdır, umulmadık zamanda çıkar gelir, kapıyı çalar. Halka halk olduğunu, insana insan olduğunu hatırlatır. Bir rüzgâr eser, o an ne İskilipli Atıf kalır ne Milli Görüş!