Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Orhan Gökdemir

Orhan Gökdemir

CHP’siz barikat teorisi

Artık “yan yana” durarak koruyacağımız bir barikat yok, AKP yıktı geçti çoktan. Barikat ancak arkasında halk varsa barikattır ve barikatın ömrü halkın örgütlülüğü kadardır. Yenisine eskisine bakmayacağız öyleyse, bizim halkla birlikte kuracağımız ve dağılmayacak bir yeni barikata ihtiyacımız var.

Yayın Tarihi: 24.07.2026 , 22:49 Güncelleme Tarihi: 25.07.2026 , 00:01

AKP’yi durdurmak için CHP’yle bir barikat kurma girişimi daha hayal kırıklığı ile sonuçlandı. AKP hep yaptığı gibi CHP’yi kolayca dağıttı. En azından, şimdilik, bu amacına ulaştığını sanıyor. Dönüp kendi tarihine bakmayı akıl edemiyor. Dağılmış bir CHP’nin kendisi için bütünlüğünü koruyan bir CHP’den daha tehlikeli olduğunu göremiyor.

Kurtuluş için AKP’den önce CHP’den kurtulmak gerektiğini göremeyen barikatçılar da bir kez daha dağılan CHP’den arta kalanlarla son bir barikat daha kurmayı deniyor. CHP’den dışlanan yağmacıları, kışkırtıcıları, satıcıları, işbilir tüccarları barikatın önüne diziyor, arkasında hizalanmaya çalışıyor. 

Oysa o barikat büyüsünü çoktan yitirdi. Halk çekildi, barikatın arkasında sadece siyaset tüccarları kaldı. Sermaye tereddütsüz iktidar partisinin yanında, CHP’deki adamını sattı, CHP’lileri derdest eden savcıları-polisleri selamlıyor. 

Nasıl oldu bu? 250 yıllık direniş tarihimizin dersi; barikat ancak arkasında halk varsa barikattır. 

Bir ders daha, barikatın ömrü halkın örgütlülüğü kadardır. Örgütsüz halkla kurulan barikatlar çabuk dağılır.

General Engels, “Fransa’da Sınıf Mücadeleleri”nin önsözünde bunu şöyle özetliyor: “Baskınların, bilinçsiz yığınların başındaki bilinçli azınlıkların gerçekleştirdiği devrimlerin dönemi kapandı…” Demek ki artık yeni bir devrim için çoğunluğun hareketine ihtiyaç var. Ama yığınların yapılması gerekeni anlaması ve harekete geçmesi için de uzun, ısrarlı bir çalışma gerekiyor. CHP’de olmayanlar bunlardır. Yığınları yönlendirebilecek bilinçli bir azınlığı yoktur ve yığınları harekete geçirecek uzun, ısrarlı bir çalışmaya takati kalmamıştır. 

***

Sınıf Mücadeleleri ile başladık madem Brumaire’in 18’i ile devam edelim; “Hegel, bir yerde, dünya tarihindeki tüm büyük olguların ve kişilerin, bir anlamda, iki kez ortaya çıktığını söyler. Şunu eklemeyi unutmuş: birinde trajedi, ikincisinde komedi olarak. Danton için Caussidiere, Nobespierre için Louis Blanc… amca için yeğen.” Benzer bir karikatür ile karşı karşıyayız şimdi. Necmettin Erbakan için Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül için Özgür Özel, Tayyip Erdoğan için Ekrem İmamoğlu… 28 Şubat için Butlan operasyonu. İlkinden Yenilikçi Hareket doğmuştu, ikincisi bir Yeni Parti doğurmuştur. Birinciler milli görüş gömleğini çıkararak yola koyulmuştu, ikinciler laikliği cami avlusuna terk ederek yola çıkıyor. Birinciler Erbakan’dan kurtuldular ve daha Erbakancı bir çizgi tutturdular. İkinciler Kılıçdar’dan kurtulup daha Kılıçdarcı bir yol tutturacaklar. Birincisi trajedidir, şimdi komedi faslındayız. 

***

Bir başlangıcı var. 12 Eylül 1980’de yıkılan cumhuriyetin yerine kurulan dinci milliyetçi yeni rejim ayaklarının altındaki toprağın kaymakta olduğunu hissediyordu. Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi rejimin efendilerinin tahmin ettiğinden daha hızlı büyümüştü. Bu hızlı yükselişi durdurmak, olmazsa yavaşlatmak gerekiyordu. Harekete geçtiler. Şimdi o müdahaleyi “28 Şubat Muhtırası” olarak biliyoruz. Büyük patronlar ve yüksek generaller, elbette onların bağlı olduğu dış mahfiller, Erbakan’ı çok dinci buluyorlardı. O yüzden Erbakan’ı kapattılar ve “az dinci” AKP için yolu açtılar. Müdahalenin esasıdır.

Necmettin Erbakan liderliğindeki “Refahyol Hükümeti”, 28 Şubat 1997’de ordu tarafından verilen muhtıra ile etkisizleştirildi. Bu darbenin Genelkurmay’a bağlı “Batı Çalışma Grubu” tarafından hazırlandığı artık biliniyor. BÇG, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir tarafından kurulmuştu. General Bir, Erbakan’ın partisi içindeki bazı isimlerle yakın ilişki içindeydi, birlikte devirmişlerdir. 

Böylece Erbakan’ın partisi içindeki muhalif kanada ulaşmış oluyoruz. Milli Görüş hareketi 28 Şubat müdahalesi ve Yenilikçi Hareket marifetiyle bölündü. Bölünmenin mimarları Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’dı. General Bir’in öncülüğünde ve Amerika’nın “ılımlı İslam konsepti” çerçevesinde bir araya gelen Fethullahçılar ile RP’nin yenilikçi kesimi Milli Görüş’e karşı sahneye konulan senaryoda etkin roller üstlendiler.  

Erbakan gitti yerine ANAP-DSP hükümeti geldi. Bülent Ecevit’in Başbakanlığındaki hükümet 1999’da kuruldu, 2002’de yıkıldı. Yıkılmasında askerlerin, TÜSİAD’ın, dış mahfillerin büyük katkısı vardı. Ecevit’in yıkılışı, AKP döneminin başlangıcıdır.

***

Bu operasyonda İsrail ve ABD etkisi kesindir. “Etki”yi takip etmek ödüllerin izini sürelim; İngiltere’nin önde gelen “düşünce kuruluşu” Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House, 2010 yılında Abdullah Gül’e “Yılın Devlet Adamı” ödülü verdi. Ödülü veren Chatham House, Siyonizm konusundaki duyarlılığı ile tanınıyordu. Gül’den 10 yıl önce, Emekli Orgeneral Çevik Bir, Türk-Amerikan ve Türk-İsrail ilişkilerine yaptığı katkıdan dolayı Musevi Ulusal Güvenlik Enstitüsü (JİNSA) adlı kuruluş tarafından “uluslararası liderlik” ödülüyle onurlandırılmıştı. JINSA, Pentagon ile İsrail arasında önemli bir köprü örgüttü. Ödülün sahibi aslında İsrail’dir. 2000 yılında “American Jewish Congress” (AJC) Tayyip Erdoğan’a “Yahudileri Koruma Cesareti” ödülü verdi. AJC’nin bu ödüle layık gördüğü kişiler arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan’dı. 

Unutulmasın Yeni Parti’yi doğuran olaylar zinciri de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun 2019’daki Chatham House ziyareti ve üç yıl sonra İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi'yle balıkçıda buluşması ile başladı. Etki hep var. 

***

Generaller yenisini dinci milliyetçi bir rejim, Türk-İslam Sentezi, olarak inşa etmeye çalışmıştı. Kemalizm’in yükünden kurtulmak istiyorlardı. Ancak sentezde İslam’ı bir payanda olarak kullanmanın imkânsız olduğu çabuk anlaşıldı. AKP geldi, dinci milliyetçiliği milliyetçi bir dinciliğe dönüştürdü. Kısa yeni rejim tarihidir. 

Rejim yeni olunca, onu kuran kuvvetler de yenilikçidir. “Yenilikçi Hareket” veya “Yeni Parti”, yeni rejimin bileşenleridir. Haliyle “arınmaları” ve rejimin ihtiyaçlarına uyum sağlamaları şarttır. Yenilikçi Hareket milli görüş gömleğini çıkararak uyum sağlamıştı, Yeni Parti CHP yükünden kurtularak aynı şeyi yapıyor. Artık Cumhuriyetten ve Mustafa Kemal’den gelen yüklerden arınmışlardır; “yeni” olmaktan başka bir özellikleri kalmamıştır. 

Zaman işini görüyor. Bülent Ecevit’e karşı Tayyip Erdoğan… Ecevit’i indirip yerine yardımcısı Hüsamettin Özkan’ı geçirmek istiyorlardı. Talipleri çoktu, İsmail Cem işaret bekliyordu. Bilal Erdoğan, Hakan Fidan, İbrahim Kalın; Tayyip Erdoğan’ın koltuğunun talipleri de çoktur. Ama plan kâğıtta durduğu gibi durmaz, hayat kendi yolunu açar. Ecevit düşünce partisi de çöktü. AKP için de benzer bir son tahmin edebiliriz. Tayyip Erdoğan’ın düşüşünün partisinin çökmesiyle sonuçlanması ihtimal dahilindedir. Yeni Parti işte bu ihtimale karşı bir hazırlıktır. AKP ülkenin ulusal servetini sömürmek için kurulmuş bir anonim şirketten başka bir şey değildi. Yeni Parti de aynı görevi üstlenmeye hazırlanan teşebbüs halindeki bir anonim şirkettir.  

***

AKP’ye karşı kurulacak barikatın lideri Özgür Özel Yeni Parti’sinin kuruluşunun resmileşmesinin ardından beraberindeki milletvekilleriyle cuma namazı için camiye gitti. Çıkışta halkı selamladı, barikat bir kez daha cami avlusunda kurulmuştu. Yani “Yeni Parti” artık arınmıştır, laikliğin ve cumhuriyetin yükünden kurtulmuştur. Bu konuda ama sadece bu konuda bir tutarlılık ve bir bütünlük var. Tıpkı Yenilikçi Hareket’in lideri gibi hapse atılan Yeni Parti’nin gerçek lideri de bu tür eylemleri ile biliniyor. Umreye gitti, Cuma çıkışında demeç verdi, türbe önünde fotoğraf çektirdi, kürsüden dua okudu, tilavetle miting açtı. Laikliğe karşı eylemlerinde AKP’den ileridedir. İngiliz sermaye bülteni Financial Times, “masasında hem Kuran hem de Nutuk var” diye övmüştü vaktiyle. Müthiş pragmatikti. Gerekirse Mustafa Kemal Atatürk’ün resminin önünde poz verir, gerekirse imam eşliğinde koltuk duası yapardı. Pragmatizm emperyalizmin hayat felsefesidir.

Unutmadan, şu para meselesine de değinelim. Yeni Parti devlet yardımından yararlanamayacak diye yakındılar bir ara. Para olmadan işleri nasıl çevireceklerini araştırılıyordu. Artık bu tür siyaset için büyük paralara ihtiyaç vardır. Bulurlar veya bulmuşlardır, biliyoruz. AKP yola çıktığında Koç Holding’in patronu Rahmi Koç, “Siyaset para işidir, parasız olmaz. Tayyip Bey başaracak çünkü 1 Milyar Doları var” demişti. Ekrem Bey’in de var mı, bilmiyoruz. Ama hatırlatayım, İstanbul’un sevimli köpeği Boji’yi bile Ömer Koç’a verdiler. O gün bugündür o özgür ruhtan haber alamıyoruz. Parayı sorun olmaktan çıkaracak bir ağın işaretidir. 

***

Artık “yan yana” durarak koruyacağımız bir barikat yok, AKP yıktı geçti çoktan. Barikat ancak arkasında halk varsa barikattır ve barikatın ömrü halkın örgütlülüğü kadardır. Yenisine eskisine bakmayacağız öyleyse, bizim halkla birlikte kuracağımız ve dağılmayacak bir yeni barikata ihtiyacımız var. 

Orhan Gökdemir 'ın Son Yazıları