Orhan Gökdemir
Öfkeyle…
Yayın Tarihi: 25.09.2026 , 23:06 Güncelleme Tarihi: 26.09.2026 , 00:01
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Gazap var, artık kullanmıyoruz. Hiddet de öyle; biliyoruz hiddette hep şiddet var, belki bundandır. Başı sonu gazaptır, incinmeden doğan bir kızgınlık halidir. Haksızlığın, adaletsizliğin insanda uyandırdığı cezalandırma isteğidir, kindir. Her haliyle insanidir.
Tabii insan söz konusu olduğuna göre haksızlıktan doğan şeyin muhatabının insanın kendisi olması şart değildir. Başkasına yapılan da, halka yapılan da öfke sebebidir.
Kadim bir insan tepkisidir aynı zamanda, dinler tarihinde de yeri var. Hatta paganizmde tanrısal bir niteliktir, tanrılara yakışandır. Savaşçı Athena mızrağını kazara savaşçı Titan Pallas’a saplayınca tanrı Ares öfkesinden kırk bin kişilik bir ordu gibi bağırır, öfkesi öylesine güçlüdür. Dostu Patroklos öldürülünce Akhilleus öylesine öfkelenir ki başından alevler çıkar. Herakles yanarken öfkesinden gök gibi gürler. Gazap, oradan “tek tanrıcı” dinlere miras kalmıştır. Ancak sonuncular daha bir sinsidir, öfkesini saklar, açığa vurmaz, bağırmaz, kullarının ölüp huzura gelmesini bekler. Ölüyü yakarak dışa vurulabilen öfke zavallıcadır!
***
Şiire dönüşüp dile geldiğini de biliyoruz. Muhteşem örnekleri var.
“Ama ben peşinizdeyim Adnan bey,
ölüler otomobilden hızlı giderler.
Kör gözlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum, Adnan bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak, diyetimi istiyorum,
alacağım da.”
Bu satırlar, 1959’da, Adnan Menderes’e yazılmıştır. NATO’ya girmek için Kore’ye savaşa gönderilmiş bir subayın dile gelmiş öfkesidir. Sonra o öfke sokağa inecek, Menderes ile yüzleşecektir. 1960’ın 5’inci ayının 5’inci günü saat 5'te Kızılay'da, 555K, ayağa kalkmış öğrencilerle karşılaşacak, öfkelenecek, arabasını öğrencilerin üzerine sürecek, öğrenciler etrafını sarıp yakasına yapışınca alandan zar zor kaçırılacaktır. Öfkeye karşı öfkedir bu, iki sınıfın kininin tarihin meydanında karşılaşmasıdır.
“Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz.
Yüz Türkiye olsa
elinizden de gelse
yüzünü de zincire vurur,
yüz kere satarsınız.
Milletimin en talihsiz gecesi
ana rahmine düştüğünüz gecedir.”
Bu satırlar memleketi çiğneyen bir avuç hergeleye duyulan derin, dizginlenemez kinin dile gelmiş halidir. Göze göz, ele el, bacağa bacak; ezilen sınıfın öfkesi bu kadar nettir.
***
Dedim ya tanrısal bir niteliktir, sınıfla bağlıysa öfkede yücelik var. Çünkü biz onu dizginlemeyi ezile ezile, yenile yenile öğrendik. Öfkemiz yapıcıdır, bireysellikten arınmıştır; adaletsizliğe, zulme, haksızlığa karşı direncin, insana inancın, hayata sadakatın bir parçası olmayı başarmıştır.
Demek ki öfke bir hastalık da değildir artık, olmamalıdır. Çünkü artık bireysel bir iş değildir. Ayırıyoruz; bireysel intikama ve yıkıma odaklanırsa şiddete dönüşür; ortak bir amaca yöneltilirse, akla hizmet ederse devrim yapar. Bir sınıfın adaletsizliğe karşı ayağa kalkışıdır öfke; tarihi değiştirecek motorun değişmez yakıtıdır bu durumda.
Biz çalışacağız onlar bakacak.
Biz üreteceğiz, onlar el koyacak.
Biz aç kalacağız onlar biriktirecek.
Biz biriktireceğiz onlar çalacak…
Öfkeliyiz, fıtratında hep bir devrimci şiddet var. Yapıcı ve yaratıcıdır, insana bir haksızlığa uğradığını haber verir, harekete geçmek için gerekli enerjiyi sağlar, cesareti aşılar. Farkına varıp birleşildiğinde sınıf bilincine dönüşür, gerilimi biriktirir, toplumsal sıçramaları tetikler. Devrim, öfkenin akıl, adalet ve stratejiyle buluştuğu yerde ortaya çıkar. Bireysellikten arınır, düzeni ve sistemi hedef alır, eşitlik amacı güder. Yıkmakla kalmaz; yerine daha adil bir sistem kurmaya girişir. Geleceği inşa eden yapıcı bir güce dönüşür. Sınıfla birleşmişse öfkede yücelik var.
***
21 Milyar Dolar çalmışlar, önemli bir para değilmiş! İlk ve son hırsızlık değil ki önemli olsun. Sonra 169 milyar diye düzelttiler, önünde 128 milyar dolar var, önemsizdir. Daha Rıza Zarrap var, Halkbank var, kol saatli bakanlar var, Zehra Taşkesenlioğlu var; Binali var, Cinali var, Tüpraş özelleştirmesi var, maliyetinin onlarca katına yapılan hastaneler, yollar, köprüler var. Bir darbeye dönüşen 17-25 Aralık iddiaları var. Sadece iki kamu bankasının yandaş gazete ve televizyonlar ayakta kalsın diye dağıttığı 10 milyar lira var. Halktan esirgedikleri, emekliden sakladıkları, işçinin elinden çekip aldıkları ne varsa arsız bir yağmanın hedefinde. Kavga büyük, kepçesi büyük olan alıp kaçıyor, kaşıkla saldıranlar kan revan içinde. Ülke haraç mezat satılık. Biri ekmeğimizi çaldı, biri şarabımızı döktü; öfkeliyiz, açız, açıktayız…
Adnan bey ve mirasçılarına gelince, onlara da bir çift sözümüz var:
“Türküler söylendikçe Türk diliyle
Seni seviyorum gülüm, dedikçe Türk diliyle
Türk diliyle gülünüp
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan bey,
Ben anılacağım
Anılacak Türk diliyle size sövüşüm.”
Ey öfke, kalk artık, tıklat tarihin kapısını!