Orhan Gökdemir
Rojava Devrimi’ne ne oldu?
Yayın Tarihi: 31.10.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Irak hükümeti hafta başında silahlı bir Ezidi grubun silahlarını teslim ederek, devlet güçlerine entegre olacağını açıkladı. Sözü edilen grup YBŞ, “Şengal Direniş Birlikleri”ydi. Bir zorunluluktan doğmuştu. 2014’te Irak'ın geniş bölgelerini ele geçiren “Irak Şam İslam Devleti”nin, IŞİD, katliamlarına maruz kalan Ezidi azınlığa mensup savaşçılardan oluşuyordu. Yaptığı “öz savunma”dır.
Dört bini aşkın militan Irak Ordusu’na katılacak, özeti budur. Bu gelişmenin, devlet denetimi dışında faaliyet gösteren grupların silahlarının düzenlenmesine yönelik “Irak hükümetinin yaklaşımı çerçevesinde” gerçekleştiği belirtildi. Bizdeki sürecin Irak versiyonudur. Bağlantısı da gizli saklı değil; Irak ordusuna katılım MİT gözetiminde yapıldı ve sürecin tamamlanmasının ardından TSK’nın Başika’daki üssü boşaltması bekleniyor.
Malum, YBŞ PKK ile bağlantılıdır. PKK kendini feshedince belli ki o da feshedilmiş sayıldı. Gelişmeye mesafeli bazı Kürtlere göre 13 senedir Peşmergeye karşı direnen PKK, Şengal'de Irak Ordusu'na dahil oldu ve Ezidileri de Irak’a katılmaya zorladı. Onlara göre bu bir kazanım değil, ihanet. “PKK terör çetesi” Irak ordusuna entegre olup Kürdistan düşmanlığında büyük bir adım daha attı. PKK’lılar ise pek umutlu. KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, “Ezidi toplumunun rönesansı için en önemli şey öz-savunmadır… Önder Apo bunun için de şunu söylemişti: Ezidi toplumuna söz verdik; Ezidi toplumunun başına bir daha ferman gelmeyecek” diyor. Tabii bunun güvencesini söylemiyor. Her şey “Irak’ın demokratikleşmesine” bağlı.
***
PKK’nın Irak’tan tasfiyesi Suriye’deki tasfiyelerin bir devamı. Süreç üç aşamalıydı; Rojava’da fesih ve teslim süreci tamamlandı, Irak’taki Gare–Heftanin boşaltıldı ve teslim edildi. Şengal’deki gelişme üçüncü aşamasıdır.
Halbuki “Güney Kürdistan”da büyük alan açılmış ve Kürtler Federasyon olacak kadar güçlenmişti. Rojava’nın büyük bölümü ele geçirilerek, 2014, büyük fırsat yakalanmıştı. Bütün bunların Türkiye’deki Kürt hareketinde olumlu sonuçları olacağı düşünülüyordu. SDG bitti, PKK gitti, YBŞ Irak ordusuna katıldı, elde kalan özetle budur.
Rojava rüyası bitti, artık Suriye Arap Cumhuriyeti var. O cumhuriyette de işler umulduğu gibi gitmiyor. ABD-AB-Türkiye ve Körfezin petro-dolar zengini çakma Arap devletlerinin siyasi ve ekonomik desteğini arkalayan HTŞ'nin yönettiği Suriye tel tel dökülüyor. Suriye'nin tüm gelirleri ve yardımları şeriatçı taklidi yapan yeni iktidar sahiplerinin cebine akıyor. Hırsızlık arttıkça Suriyelilere içi boş bir şeriat vaadinden başka bir şey kalmıyor. Tartışmasız bir çöküş halidir. ABD’nin yedeğinde kurtuluş hayali kuran Kürtler de Araplar da diz çöküyor, geriliyor, düşüyor.
***
Türkiye’deki halin de Irak ve Suriye’dekinden bir farkı yok. Elde hiçbir şey yoktur ve bu sürecin yürütücülerince de bilinmektedir. “Yeni Yaşam” gazetesinde, 25 Ekim, yayınlanan Aziz Tunç imzalı “Süreç yine mi tıkandı?” başlıklı yazıda söylenen budur. Ancak yazıda söylenenler soru işaretine yer bırakmamaktadır, açıktır, süreç yine tıkanmıştır.
Şöyle başlıyor: “Ülkeyi, bölgeyi ve Ortadoğu’yu yakından ilgilendiren barış ve demokratik toplum süreci, yine yavaşlamıştır. Bunun üzerine ilgili herkes, ‘süreç yeniden mi tıkandı, neden tıkandı, nereye takıldı’, diye arka arkaya sorular sormaktadır.”
Şöyle devam ediyor: “Sürecin takılma nedenlerinin birisi, devletin demokratikleşmeye uygun olmayan yapısal özelliğidir. Türk devleti, farklı ulusal ve dinsel toplulukların baskı altında tutulduğu, yargının iktidarın sopası, medyanın iktidarın borazanı olduğu, emekçilerin, kadınların, gençlerin ezildiği, doğanın tahrip edildiği, sadece soyguncuların istediğini yapabildiği gerici, anti- demokratik bir devlettir. Mevcut varlığını sürdürmek de böyle olmasını dayatmaktadır.”
Yazara göre, Türk devleti demokratik değişime kapalıdır. Böyle olunca devlet demokratikleşememekte, Kürt halkıyla barış mümkün olmamakta ve süreç ilerlememektedir. Devlet barış ve demokratik toplum projesini, bölgenin emperyal gücü olmak için kullanmak istemektedir.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da Diyarbakır'da, Kürt siyasi partileri ve kurumlarının katılımıyla düzenlenen toplantıda, "sürecin" yavaşladığını kabul etti. Ancak yavaşlamak ile durmak arasında bir fark var. Hangi başlıklarda bir hareket olduğunu söylenmediği için bilmiyoruz.
***
“Devrim” diyorlardı, olmadığını biliyor, söylüyorduk. ABD’nin-AB’nin desteğinde devrim olur mu?
Ancak bu devrim olmayan devrimin Kürt halkına bedeli çok ağır olmuştur. 2011 yılında emperyal güçlerin kışkırtmasıyla başlatılan Suriye iç savaşında küresel ve bölgesel güçlerin vekalet savaşları arasında sıkışan Kürt halkı ağır bedeller ödemiştir. Saha raporları, bu süreçteki askeri kayıpları on binlerle ifade etmektedir. Bölgeye düzenlenen hava harekatları, cihatçı grupların köy baskınları ve bombalı saldırılar sonucunda binlerce Kürt sivil yaşamını yitirmiştir. Rojava ve Halep’te binlerce sivil can kaybı ve yüzlerce kayıp vakası rapor edilmiştir. Askeri operasyonlar nedeniyle yüz binlerce Kürt, evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Rojava yönetimi kontrolündeki petrol ve doğal gaz tesislerinin yönetimi, cihatçı HTŞ’nin kontrolündeki Şam hükümetine devredilmiştir. Çatışmalar nedeniyle bölgenin elektrik, su, tarım ve petrol altyapısı ağır hasar görmüştür. Ambargolar ve ekonomik izolasyon Kürt halkını derin bir yoksulluk, yüksek enflasyon ve temel insani ihtiyaçlara erişim krizine sürüklemiştir.
Peki elde ne var? Kürtler iç savaşın ilk yıllarında elde ettikleri geniş kanton yapılarını ve Halep gibi metropollerdeki stratejik mahallelerini kaybetmiştir. Kürt hareketinin başlangıçta hedeflediği bağımsız, özerk veya konfederal statü iddiaları, yerini Suriye merkezi devlet mekanizmalarına entegre olmaya bırakmıştır. YPG/YPJ gibi yapıların sembolleri kamusal alandan kaldırılmış, devrim sözde devrim olarak kala kalmıştır. Rojava Devrimi, IŞİD uzantısı HTŞ’nin karşı devrimi içinde eriyerek ömrünü tamamlamıştır. Tamamlanamayan devrim karşı devrime dönüşür!
***
Artık “Kuzey Kürdistan Devrimi” de bir derin çukura doğru yuvarlanıyor. Onun arkasında bıraktığı yıkım da Rojava’dan farklı değildir.
Verilere göre 1984'teki ilk silahlı eylemlerden 2025'teki fesih ve silah bırakma sürecine kadar uzanan çatışma döneminde 8.373 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden PKK militanı sayısı 40 binin üzerinde, kayıp sivillerin sayısı 15 binden fazladır. Bir o kadar da faili meçhul cinayet kurbanı olduğu söylenmektedir. Benim *“Faili Meçhul Cinayetler Tarihi”*nde 1850’sinin kaydı var, çoğunluğu yoksul Kürt köylüleridir.
Suriye’deki, Irak’taki, Türkiye’deki tasfiyelerden sonra elde kalan sadece yeni nesil bir İdris-i Bitlisi’dir. Öz savunma olmayınca öz-avunmaya geçildi haliyle. “Öcalan çıkmazsa olmaz” diyorlar ama çıksa da dışarıda hiçbir şey bulamayacak.
Ne diyordu Yeni Yaşam yazarı? “Devlet barış ve demokratik toplum projesini, bölgenin emperyal gücü olmak için kullanmak istemektedir.” Yalnız, bu yeni ortaya çıkmış bir gelişme değildir, daha başında amaç bundan ibarettir. “Terörsüz Türkiye, Türkiye Yüzyılı’nın en önemli projesi” diyorlardı, işte bunu ilan ediyorlardı. Türkiye Yüzyılı, sefere çıkmış, hareket halindeki Yeni Osmanlının Yüzyılıdır!
***
Son Kürt isyanında tarafların kayıpları büyük, Kürt halkının kaybı ise daha büyük. Tabii “devrimde” kayıp sayılmaz. Ama devrimi ABD’nin, gericiliği ve yayılmacı emelleri tescilli, yeni Osmanlıcı yerel bir iktidarın arkasına takınca, geriye kayıpları saymaktan başka bir şey kalmaz.
Sorun yoksul Kürt köylülerini kurban ederek devlet kurmaktan ibaret değildir çünkü, sorun yoksul Kürt köylülerine eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği götürmektir. Artık sınıfa dayanmayan bir devrim imkansızdır. Ayrılarak değil, birleşerek kazanacağız, yeni bir dünyayı, yeni bir ülkeyi öyle kuracağız.