Erhan Nalçacı
Ulusal devlet, cumhuriyet, iktisadi bağımsızlık: Irak örneği
Yayın Tarihi: 01.08.2025 , 19:54 Güncelleme Tarihi: 02.08.2025 , 00:00
Türkiye’de Kürt açılımı, ABD elçisinin bölgenin tasarlanmasına dönük girişimde bulunması, ulus devletlerin ortadan kaldırılması, İsrail’in müdahaleleri, Lozan Antlaşmasına karşı ittifak vb.
Sürecin iyi koku vermediğini fark ediyor bütün yurtseverler, ancak tam olarak nasıl gelişeceğini kimse kestiremiyor.
Bu yazıda emperyalizminin operasyonu altında olan bölgenin tarihini hatırlamaya çalışalım. Bu hafıza tazeleme, ulus devlet- cumhuriyet-iktisadi bağımsızlık arasındaki ilişkileri daha iyi anlamamıza ve başımıza örülmek istenene karşı hazırlıklı olmamıza yarayacaktır. Irak’a bir de bu gözle bakalım.
Ama baştan Türkiye yakın tarihine ilişkin bir hatırlatma yapmalıyız: 1990’da Sovyetler Birliği çözüldükten sonra ABD liderliğinde emperyalist düzen, Sovyetler Birliği’nin olduğu dünyada oluşan görece bağımsız ulus devletlerin direncini yıkmaya ve kendi şirketlerinin önünde hiçbir ulusal engelin kalmaması için yoğun bir faaliyete girişti.
Bu ne kadar belgelendi ve ortaya kondu, bilemiyoruz, Türkiye’de devletin içinde adı konmamış bir direnç ağı ortaya çıktı. Ordu mensuplarından, üniversite üyelerine, medyadan kitle örgütü yönetimlerine kadar bu ağın ortak noktası “emperyalizm ulus devletleri yok etmeye çalışıyor, direnelim”di. O yıllarda üniversite mensubu olan veya kitle örgütlerinde çalışanlar bu ağın tanığıdırlar. Ancak bu ağ, tek tek kişileri bilemeyiz ama genel olarak solcu bile değildi, sermaye karşıtı hiç değildi.
ABD’nin güdümündeki AKP ve özellikle Gülen Tarikatı bu ekibi suçlu ilan etti, Ergenekon operasyonu bu devletli ağa karşı yapıldı.
Birazdan Irak’ın kısa hikâyesinde de değineceğiz, emekçi sınıflarını ve onun temsilcilerini kapsamayan her ulus devlet kendi cumhuriyetini ve bağımsızlığını kaybetmeye mahkûm olmuş demektir.
Osmanlı egemenliğindeki geniş Arap coğrafyasının bu kadar çok parçaya ayrılmasının nedenini iyi biliyoruz. İngiliz ve Fransız emperyalizminin iki temsilcisi 1916’da Kahire’de yaptıkları toplantıda önlerine harita koyup cetvelle coğrafyayı kendi hegemonya bölgelerine ayırdılar. Her birinin başına işbirlikçi bir feodali kral diye getirdiler.
Irak bu süreçte İngiliz mandası oldu, sömürgesi diyelim isterseniz. Ancak özellikle Şii halkın ayaklanmaları nedeniyle doğrudan sömürge yönetimi işlemedi. Kral Faysal kukla olarak yönetime getirilirken Irak Krallığı kuruldu ve İngilizlere bağımlı kaldı.
İngilizlere bağımlı kalmak ne anlama geliyordu? Zengin Irak tarihini zaten bu nokta üzerinden kısa yazıda ele almaya cesaret ediyoruz.
1930’larda Irak’ta petrol keşfedilmeye ve çıkarılmaya başlandı. Daha maliyetsiz ve kolayca çıkarılan büyük petrol ve doğal gaz rezervi halen günümüz Irak’ı için büyük bir zenginlik oluşturuyor.
O yıllarda yeni oluşan petrol tekellerinin anlaşması ile kuyular ve çıkarılan petrol aralarında pay edildi:
Anglo-Persian Oil, Royal Dutch/Shell, Fransız petrolleri ve yakın Doğu Kalkınma Şirketi (NEDC).
Yakın Doğu Kalkınma Şirketi ise New York Standart Oil gibi beş büyük ABD petrol tekelinden oluşuyordu.
Şimdi emperyalizmi daha somut elle tutulacak hale getirmiş oluyoruz. Şirketlerin ismi zamanla değişti ama Irak petrolüne Irak halkının iradesinin dışında el konması büyük bir kâr alanı oldu.
Şimdi biraz hızlanabiliriz.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı bağımsızlığı hedefleyen, cumhuriyete dayanan ulus devletler kurulmaya başlandı. Arap coğrafyasında emperyalizmin böldüğü sınırlarda ulus devletler kuruldu ama olsun, başka bir yazıda bütünleşme çabalarını ele alırız. Söz konusu burjuva devrimleri Sovyetler Birliği’nin desteği ile ilerledi ve son kez tarihte burjuvazi ilerici bir rol oynama fırsatı buldu.
Irak’taki burjuva devrimi 1958’de gerçekleşti, devrimin öncü gücü askerlerdi ve aynı yıl kral kaçamayarak burjuva devrimlerinin bir klasiği olarak kellesinden oldu, Irak Cumhuriyeti kuruldu.
Şimdi burada önemli bir parantez açalım.
Cumhuriyet’in kuruluşunda özellikle Kürtleri ve Şiileri örgütlemiş olan Irak Komünist Partisi önemli bir rol oynamıştı. 1 Mayıs 1959’da Cumhuriyet’in ilk yılında, o zaman 8 milyon nüfusu olan ülkede Irak Komünist Partisi 500 bin kişinin katıldığı dev bir miting düzenledi.
Sonradan komünistler Irak yönetimi tarafından biçilecek ve Cumhuriyet’in başlıca dayanaklarından biri çökecekti.
Parantezi kapatıp, konumuza dönelim.
Irak Cumhuriyeti iktisadi olarak nasıl bağımsız olacaktı, halen Irak petrolü emperyalist devletlerin şirketlerinin elindeydi.
1960’lı yıllar boyunca sürekli olarak petrolün devletleştirilmesi gündemde oldu ama bir türlü cesaret edemediler. İran’da petrolü devletleştiren Musaddık’ın başına gelenler geri durmalarına neden oluyordu.
Sovyetler Birliği ile Irak arasında 1969’da dostluk anlaşması imzalandı. Bu destek süreci hızlandırdı, 1972 yılında petrol tazminatsız, bedelsiz devletleştirildi. İşte asıl şimdi Cumhuriyet karakterini kazanıyordu.
Irak Cumhuriyeti iktisadi bağımsızlığını kazanınca petrol kuyularını işletmeyi öğrendi. Bir petro-kimya sanayisi kuruldu, özellikle suni gübre üretimi tarımı canlandırdı. Ülke yeniden inşa edildi.
Ayrıca ulus devleti koruyan bir ordu oluşturuldu.
1968’de yönetime gelen BAAS Partisi emperyalizmin kurduğu tuzaklara düşecek, İran ile 8 yıl süren savaş iki tarafa da yıkım getirecek, Kuveyt’in işgali başka bir tuzak olacaktı.
Batı emperyalizminin kara propagandası bütün bunlara rağmen Cumhuriyet’in önemli kazanımlarının üstünü örttü. Örneğin, o yıllarda çok iyi bir kamusal eğitim sistemi kurulmuştu Irak’ta ve kızların yüzde 98’i okullu olmuştu. Ayrıca kamucu sağlık hizmetleri Arap dünyasının en iyi halk sağlığı hizmetini üretiyordu. Üniversitelerde kendi bilim insanları yetişmiş, yeni bir kültür yaratılmıştı. Sonradan işgal edildiğinde Irak kültür insanlarına özellikle suikastlar düzenleyeceklerdi emperyalistler.
1991’den itibaren yaşanan vahşeti biliyorsunuz. Irak’ın bombalanması, ekonomik abluka, kitle imha silahları yalanıyla Irak’ın işgali…
İki milyona yakın insanı emperyalist güçler katlettiler.
Şimdi Irak emperyalizme karşı direnç oluşturamayacak şekilde fiili olarak bölünmüş durumda.
Bir ordusu yok. ABD’ye “kapat askeri üslerini git” diyorlar, gitmiyor. Hiçbir şey yapamıyorlar. Hava sahasından İsrail uçakları, İran füzeleri geçiyor, hava sahasını koruyamıyorlar.
Halk yoksulluk içinde, yüzde 15 kadarı açlık sınırının altında yaşıyor.
Ve petrol…
Tamamen yabancı petrol tekelleri tarafından pay edilmiş durumda.
ABD tekeli Exxon Mobil, İngiliz tekeli BP PLC, Çin tekeli Petroleum & Chemical, Rusya tekeli PJSC Lukoil Oil ve Malezya tekeli Petroliam Nasional Berhad…
Irak petrolünün ancak dörtte biri kadarı komisyon olarak Irak halkına kalıyor, gerisi yabancı şirketlere gidiyor.
Ayrıca bu güçlü şirketlerin sadece petrol çıkarıp gittiklerini düşünmeyin, sahip oldukları insan satın alma kapasiteleri ile de Irak’ı çürütüyorlar.
İşte emperyalizm, işte tuzakları, işte işbirlikçileri…
İbret ve acı veren bu hikâyeyi Türkiye’de yurtseverler, devrimciler, emekçi halkımız uzun sürecek mücadelesinde hatırlasınlar.