Erhan Nalçacı
Ulus devletlerin bütünleşmesi: Birleşik Arap Cumhuriyeti örneği
Yayın Tarihi: 08.08.2025 , 17:48 Güncelleme Tarihi: 09.08.2025 , 16:23
Lozan’ı, ulusal sınırları ve bağımsızlığı emekçi sınıflar adına savunuyoruz bugün. Çünkü bu kavramların hepsi, emepryalizmin, sermaye sınıfının ve işbirlikçilerinin saldırısı altında. Bu aktif savunma hali bir devrim stratejisi haline geliyor.
Emekçi sınıflar emperyalizmi ve sermeye sınıfını yenerek ulusal düzeyde iktidarlarını kuracaklar.
Ancak bundan sonra emekçi sınıfların hayali olan ulusların bütünleşmesine bakılabilir. Halkların barış ve eşitlik içinde kaynaşması, sömürüsüz/yağmasız emek cumhuriyetlerinin birleşmesi, göçmensiz, duvarsız, gericisiz bir dünya kurulması mümkün olabilir.
İnsanlık aslında bütün üstümüze çöken karanlığa rağmen böylesine büyük bir dönüşümün eşiğinde bulunuyor.
Öte yandan devrimci hayallere dalmak yerine bir toplumsal laboratuvar bilimi olan tarihe bakıp ulusların bütünleşmesi deneyimlerinden ders çıkarmak çok daha akılcı olur.
Bugün önemli bir deneyim olarak Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin kuruluşuna göz atalım.
Osmanlı’nın fetih alanında kalan içerdiği azınlıkları, farklı dinler ve mezhepleriyle Arap coğrafyası büyük bir alana yayılıyordu. Arapçanın farklı lehçelerinin konuşulduğu bu geniş alan daha Osmanlı’nın son döneminde parçalanmaya başlamıştı, örneğin fiili olarak Mısır ayrı bir hegemonya alanına dönüşmüştü.
En nihayet 1. Dünya Savaşı esnasında Sykes-Picot Anlaşması ile bu coğrafya İngiliz ve Fransız emperyalizmi tarafından paylaşıldı ve ileride kurulucak ulus devletlerin sınırları az çok belirlendi. Emperyalizmin böldüğü her birimde bir gerici feodal işbirlikçi yönetime taşındı.
Arap halkının özellikle Şam ve Kahire’de entelektüel bir birikimi oluşmuş, belirli merkezlerde bir sermaye toplaşması sağlanmıştı. Burjuva devrimleri feodal krallara ve emperyalizme karşı arka arkaya patladı.
1946’da Fransız emperyalizmi halkın direnci karşısında Suriye ve Lübnan’ı bölerek çekilmek zorunda kaldı. 1952’de Mısır, 1958’de Irak Devrimi gerçekleşti.
Mısır’da devrimci yönetim 1956’da Süveyş Kanalı’nı ulusallaştırmak isteyince İngiltere, Fransa ve İsrail’in saldırısına uğradı. Zaferin kazanılmasında Sovyetler Birliği’nin belirleyici etkisi oldu.
Tıpkı 1923 Devrimi’nde olduğu gibi, Sovyetler Birliği’nin söz konusu ulusal devletlerin kalkınmasına ve bağımsızlığına verdiği destekle ileriye çekilen burjuva devrimleri modeli pekişti.
Bu devletler kendi ülkelerindeki komünist partileri bastırmaya çalışıyor, ancak devletçi, planlamacı, halkçı, aydınlanmacı bir programla yol haritalarını çiziyorlardı.
Mısır Devrimi’nin öncüsü Nasır tüm Arapların gözünde bir halk lideri haline gelmişti.
1958’de Suriye’de komünistlerin etkinlik kazanmasından çekinen Suriye burjuvazisi Mısır’a birleşmeyi teklif etti. Bir teredütten sonra Mısır öneriyi kabul etti.
Federal bir birleşme değil, iki ulusun bütünleşmesi öngörülmüştü. Siyasi partilerin faaliyeti durdurulacak, sadece Ulusal Birlik Partisi faaliyet sürdürecekti. Bir halk oylamasından sonra Birleşik Arap Cumhuriyeti kurulacaktı. Ortak bir parlamento birleşik yasama organı olarak çalışacaktı.
Nasır yapılan halk oylamasında oyların %99’undan fazlasını aldı ve Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin Devlet Başkanı olarak seçildi.
Yemen de söz konusu Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne federatif olarak katıldı. 1958’de devrimini yapan Irak’ta ise yöneticiler kendi ulusallığı içinde kalmayı tercih ettiler.
Bu gelişmeler karşısında Arapların ilerici ve anti-emperyalist bir program altında birleşmesini engellemek için İngiltere Ürdün’ü, ABD Lübnan’ı işgal etti. Bugünkü gericiliğini sürdüren Suudi Arabistan ise Yemen’e saldırdı.
Bu tarihsel olarak ileri hamle kısa sürede sorunlarla karşılaştı. Suriye’de faaliyeti durdurulan BAAS ve Suriye Komünist Partisi dağılmamıştı. Suriye’deki yalpalayan gerici unsurlara güvenmeyen Nasır yönetim organlarında bir Mısırlı ağırlığı oluşturdu. Özellikle orduda Suriye’deki Mısırlı komutanlar tepki çekti. Öte yandan Mısır öncülüğünde büyük bir devletleştirme, toprak reformu ve planlama atılımına hazırlık yapılıyordu.
Suriye’deki toprak ağaları ve Suriye burjuvazisinin birçok bölmesi böylesine bir ileri atılımı içlerine sindiremediler.
1961’de Suriye’de bir askeri darbe oldu ve Suriye birlikten çekildi.
Mısır bir umut olarak 1971’de Nasır ölene kadar ismini Birleşik Arap Cumhuriyeti olarak korudu, sonra ismi Mısır Arap Cumhuriyeti olarak değişti.
Bu 10 yıl içinde Cezayir, Libya, Irak ve Mısır arasında birçok kez birleşme görüşmeleri yapıldı ama hepsi sonuçsuz kaldı.
Bu hikâyenin daha geniş incelenmesi gerekiyor, buna karşılık bazı dersler çıkarabiliriz.
AB, NAFTA, Latin Amerika uluslarının birliği gibi süreçlere baktığımız zaman burjuvazinin egemenliğindeki ulus devletlerin bütünleşmesinin mümkün olmadığını görüyoruz. Burjuvazilerin bencillikleri, geri yanları, diğer ulusları sömürme ve hegemonyalarına alma istekleri eşitliğe dayalı ve adil bir birleşmeyi engelliyor.
Emperyalizmin sevdiği bölünmüş küçük ulusal parçalar ise büyük bir hızla kapitalist şirketlerin hegemonyasına girerek bağımsızlıklarını yitiriyorlar. Buralarda emekçi sınıflara özgürlük değil, serbest sanayi ve ticaret bölgelerinde sömürülmekten başka bir şey düşmüyor.
Dolayısıyla günümüzde sadece ülkelerin emperyalizmden ve sermayenin gericiliğinden kurtarılması değil, aynı zamanda dünya halklarının bütünleşmesi de emekçi sınıfların öncülüğünü bekliyor.