Erhan Nalçacı
Ölümden önceki iyilik hali: ABD
Yayın Tarihi: 12.09.2025 , 21:53 Güncelleme Tarihi: 13.09.2025 , 00:01
Bilirsiniz umutsuz hastalar ölümden önce son kez bir iyilik hali gösterebilirler. Trump yönetiminde ABD’nin de durumu buna benziyor.
Ortadoğu planları içinde bölgede İsrail ve emperyalizme karşı direnç unsuru olan Irak’tan sonra Suriye Cumhuriyeti de ortadan kalktı ve geride Batı emperyalizminin dolduracağı bir boşluk bıraktı. Sermaye sınıfının doğrudan üyesi olan ve bölge halklarını aşağı gören tavrıyla Thomas Barrack’ın ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olmasının yanı sıra Suriye Özel Temsilcisi olması ulus devletlerin bağımsızlığına karşı yürütülen operasyonda Türkiye’nin de hedefe konduğunu gösteriyor.
Ayrıca Rusya’nın geleneksel hegemonya alanı olan Kafkasya’da ABD’nin Zengezur Koridoru üzerinden elde ettiği avantaj hatırı sayılır bir başarı olarak kabul edilebilir.
Dünyada orada burada Batı emperyalizminin işi olabileceğini düşündüren siyasi müdahaleler halen ABD’nin operasyon yeteneğini bir ölçüde koruduğunu gösteriyor.
Ancak bütün bunlara karşın ABD emperyalist düzenin tepe ülkesi olarak hasta ve hızlıca kendi içinde çürüyor. Daha önce ele aldığımız bu konuyu yeni verilerin ışığında bir kez daha tartışalım.
Bir kere ABD bütün dünyanın gözünde büyük bir saygınlık kaybına uğramış durumda ve bu hızla derinleşiyor.
Emperyalist devletler dünya halklarına karşı işledikleri bütün suçlara rağmen meşruiyetlerini gözetmek zorundadırlar.
Hamas’ı görüşme yapmak üzere Katar’a davet edip, burada toplanan siyasi heyete suikast düzenlenmesinin bir şekilde ABD’nin de içinde yer alması bütün diplomatik kurallara karşı yıkıcı bir tutum anlamına geldi.
Kendi halkları önünde meşruiyet kaybını engellemek için sermaye sınıfının hâkim olduğu birçok devlet gözümüzün önünde süren Gazze’deki tarifsiz soykırıma karşı sahtekârca da olsa önlemler alıyor. Ancak ABD’nin böyle bir meşruiyet kaybını azaltıcı bir manevra şansı bulunmuyor. ABD’nin Gazze’nin Filistinlilerden temizlenmesine ilişkin planların bizzat sahibi olduğuna ilişkin kanıtlar birikiyor.
Çürümenin böylesi…
Her geçen gün Trump’ın ve diğer ABD yöneticilerinin zamanında Epstein’ın kurduğu pedofili çetesiyle olan bağlantısına ilişkin yeni veriler geliyor. Epstein’ın hapishanede öldürülmüş olması zaten bu iğrençliğin örtülmesine yönelik bir müdahaleydi muhtemelen. Epstein’ın İsrail adına ABD yöneticilerini elde etmek için bu tezgâhı kurduğuna ilişkin verilere ise insan ne diyeceğini bilemiyor.
Bu meseleyi ileride tarihçilerin hünerli ellerine bırakalım ama sadece liderlerin değil, düzenin genel meşruiyeti sermayeye ait bu ileri derecede iğrenç olayla sarsılıyor.
Savaş Bakanlığı meselesi
ABD’de Savunma Bakanlığı’nın isminin Savaş Bakanlığı olarak değiştirilmesini bir dürüstlük örneği olarak mı alalım yoksa? Çünkü emperyalist devletler her zaman dünya çapında diğer halklara diz çöktürmek için ordularını besleyip büyütürler.
İsim değişikliği kararı Şangay İş Birliği Örgütü’nin geçen hafta yapılan zirvesinde Çin’in gerçekleştirdiği dev askeri geçit töreninin emperyalist rekabetin nasıl militaristleştiğini göstermesinden sonra açıklandı. Bu karar Çin’e verilmiş bir yanıt mıydı belli değil henüz.
Ama bir yandan da ABD’nin Çin’i temel askeri hedef olmaktan çıkartacağı ve ABD’nin kendi iç işlerine odaklanacağını belirten stratejik açılımla birlikte geldi. İç işleri derken sadece ABD içindeki sınıflar arası çatışmada ordunun kullanılacağı anlamına gelmiyor, en başta ABD sermayesinin kendi doğal mülkü olarak gördüğü Güney ve Orta Amerika’da ABD’nin saldırganlaşacağına işaret ediyor.
Oysa 2011’den bu yana ABD Pasifik’e Çin’i askeri olarak kuşatmaya odaklanmıştı. Eğer bu değişiklik doğruysa ki daha çok su kaldırır, ABD’nin Çin karşısında bir geri çekilişine denk gelebilir.
Gerçekten bundan 6 sene önce ABD Venezuela’ya askeri olarak müdahale edebileceği siyasi ortamı hazırlamıştı ama buna cesaret edemedi. Ordunun uzun sürecek bir savaşta yıpranacağını, ABD’de savaş karşıtlığının şiddetleneceğini ve Çin kuşatmasındaki odağın kaybolacağını hesaplayarak vaz geçtiler.
Şimdi ise bu yeni kararla uyumlu olarak, Venezuela’ya büyük bir donanma gönderildi, sivillerin öldürüldüğü tacizler yapıldı, uyuşturucuya karşı mücadele palavrasının arkasına sığınıldı. Belki de haftaya bu saldırı dünyanın temel gündemi olacak.
Her koşulda ama özellikle piyade kullanılması durumunda, bu müdahalenin ABD sermaye düzenini çok yıpratan ve Amerika halklarını ayrıca bu rezillere karşı birleştiren bir dirence yol açacağını söyleyebiliriz.
Ordu ABD halkına karşı kullanılacak mı dediniz, başladı bile.
ABD 1860’lardaki iç savaştan bu yana böylesine bir toplumsal taraflaşma yaşamadı. Belki Vietnam Savaşı esnasındaki yükselen muhteşem dirençle karşılaştırılabilir. Ve gerçekten azılı bir emekçi halk düşmanı olan Trump ve ekibi orduyu şiddetli ve dirençli protestolara karşı görevlendirmeye başladı. Önce Los Angeles’ta ve sonra başkentte Federal Kuvvetler görevlendirildi.
Şimdi ise işçi sınıfının önemli tarihi mücadele mekanlarından olan Şikago’da emekçi halk Trump tarafından Federal Kuvvetlerin gönderilmesiyle tehdit ediliyor. Trump ırkçı Göçmen Yasası’na karşı haftalardır devam eden protestoları bastırmak için Şikago üzerinde savaş helikopterlerinin uçtuğu bir video yayınladı ve “Şikago neden Savaş Bakanlığı olarak adlandırıldığını öğrenmek üzere” diye söylendi.
ABD’ye olan mesafemiz nedeniyle olayları anlamakta güçlük çekebiliriz. ABD nüfusunun %15 kadarının göçmenlerden oluştuğunu ve bunun 50 milyon kadar insana karşılık geldiğini söyleyelim. Göçmen Yasası örneğin hiç yargılanmadan Venezuelalı göçmenlerin El Salvador’da çok kötü ünlü bir hapishaneye gönderilmelerine neden olmuş. Veya ABD’de doğmuş olmayı artık vatandaşlık için yeterli görmüyor ve bu şekilde vatandaş olan ABD doğumluların sınır dışı edilmelerinin önünü açıyor.
Bütün bunlar bir iç savaş kokmuyor mu?
Muhakkak sermaye sınıfı içinde de derin ayrışmalar var. Müphem suikastlar bu ayrışmanın ürünü olsa gerek.
Ancak esas olarak ABD işçi sınıfı hızla yoksullaşmaya, sosyal yardımların kesilmesine ve aşırı çalıştırılmaya karşı direniyor. Giderek sermaye sınıfıyla arasındaki artan toplumsal uçurum keskinleşen bir mücadeleye dönüşüyor.
Bu yılın Haziran ayında Filedelfiya’da 9 bin belediye işçisinin grevinin çöp dağları yarattığı ve genel olarak kentin diğer emekçileri tarafından desteklendiği söyleniyor. Öte yandan eğitim emekçileri sosyal kesintiler nedeniyle feci halen gelen ABD eğitim sistemini protesto etmek için her yerde direniyorlar.
Bu kadar büyük bir toplumsal karşıtlığın içinde, emekçi sınıfların siyasi öncüleri direnişin liderliğini Demokratlara kaptırırlarsa yazıklar olsun.
ABD çok büyük bir toplumsal hareketlenmeye sahne oluyor.