Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Muhteşem Ekim 2: İsmet İnönü Moskova’da

Sonuçta, Sovyetler Birliği’nin dostluğu ve o günkü yurtsever kadroların tercihlerinde kararlı olmasıyla; bugün çok değerli bir deneyim olarak kabul ettiğimiz planlama ve kamuya bağlı sanayileşme yaşanıyor. Türkiye Sovyetlerden sonra planlı ekonomiye geçen ikinci ülke oluyor.

Yayın Tarihi: 17.10.2025 , 20:15 Güncelleme Tarihi: 18.10.2025 , 00:00

Ekim Devrimi’nin 108. yıl dönümüne doğru giderken yazı dizisine bıraktığımız yerden devam edelim.

Ekim Devrimi geçen yüzyılı bütün gücüyle etkilemişti. Dünya sermaye sınıfının kendi içinde düdük çalıp oynadığı bir yer olmaktan çıkmış, emekçi sınıflar ilk kez dünyaya şekil verebilen bir siyasi iradeyi bu çapta gösterebilmişlerdi.

1923 Devrimiyle kurulan Cumhuriyet bu iradeden derinden etkilendi. 1923’ün burjuva devrimi karakterine rağmen özellikle ilk 20 yıl kadar bir süre Sovyetlerle karşılıklı dayanışma içinde olundu.

Bu esnada Cumhuriyet’in kurucu kadroları ve Sovyet kadroları karşılıklı birçok ziyarette bulundular. 1923’ün burjuva karakteri devletten bağımsız olarak gidenlerin döndüklerinde soruşturmaya uğraması veya tutuklaması olarak kendini gösteriyordu. Ancak birbirlerinin sınıfsal özelliklerini bildikleri için genellikle bu durum sürüp giden dayanışmaya büyük bir zarar vermedi.

Bu yazıda Ekim Devrimi’ni anarken Cumhuriyet’in erken döneminde birkaç önemli ziyarete değinelim. Bu konuda tarihçi Gözde Somel’in araştırma makalesine meraklı okuyucular bakabilirler

Burada ele alacağımız ilk seyahat Mehmet Sabri Toprak’ın 1925’te gerçekleştirdiği Sovyetler Birliği ziyareti.
Yakın tarihimizin bu önemli kişisi genellikle artık sadece ilgili akademisyenler tarafından hatırlanıyor.

1909’da İttihat ve Terakki’nin Genel Sekreteri olan Mehmet Sabri, Partinin asker olmayan kadrolarından. Telgraf ve telsiz üzerine yurtdışında eğitim görüyor ve aslında bir iletişim mühendisi olarak Osmanlı’da memurluk yapıyor. Mustafa Kemal’in yakın arkadaşı, öyle ki Mustafa Kemal İstanbul’a gittiğinde Mehmet Sabri’nin Moda’daki evinde kalırmış. İstanbul Meclisi’ndeyken 1919’da İngilizler tarafından tutuklanıp Malta’ya sürülüyor.

Malta’dan dönünce Anadolu’ya geçip Ankara merkezli devrimci mücadeleye katılıyor.

Geçerken değineceğimiz konu, 1923’e katılan kadroların aslında yaşamlarına iki devrimi sıkıştırdığı, 1908 ve 1923.

Mehmet Sabri Toprak Tarım Bakanı olur olmaz Sovyetler Birliği’ne gidiyor ve Sovyetler Birliği’nde 46 gün, yani bir buçuk ay ağırlanıyor.  

Bu süre bir bakanın başka bir ülkede geçirdiği vakit olarak günümüz emperyalizm dünyasında imkânsız olarak gözüküyor. Daha sonra Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında da bu kadar uzun bir ziyaret olanaksızlaşıyor. 

Mehmet Sabri Leningrad’dan Ukrayna’ya, Kafkasya’dan Kırım’a kadar birçok tarım alanını, devlet çiftliklerini, deney tarlalarını, suni tohumlamayı inceliyor, bunların uygulamasını Türkiye’ye dönünce başlatıyor. 1990’larda başlayan piyasacı yağma ekonomisinden önce Türkiye’deki Devlet Üretme Çiftlikleri büyük bir önem taşıyordu. Ayrıca bu notu teyit etme fırsatı olmadı ancak Türkiye’nin çiftlik hayvanlarının suni tohumlanmasında Sovyetler Birliği’nden sonra ikinci ülke olduğu söyleniyor.

Cumhuriyet’in bürokratlarını fişleyen bir İngiliz diplomatı Mehmet Sabri için bu geziden dolayı Sovyet yanlısı olabilir diye not düşmüş.

Çok kısaca Eğitim Bakanlığı müsteşarı olan Nafi Atuf Kansu’nın 1926’daki ziyaretinden de bahsedelim. İki hafta süren ve eğitim sistemi hakkında ayrıntılı bilgi alan heyet yurda dönünce bir rapor hazırlıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nda arka planda çok önemli bir rol oynayan Nafi Atuf’un Köy Enstitüleri kurulurken Sovyet Deneyiminden etkilendiğine ilişkin sezgilerimizin tarihçiler tarafından doğrulanması gerekiyor.

Gelelim daha önce kısaca değindiğimiz İnönü’nün Sovyetler Birliği ziyaretine. 

25 Nisan 1932’de Başbakan İnönü, eşi Mevhibe Hanım, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, Nadir Nadi gibi yazarlar geniş bir heyetle Moskova’ya gitmek üzere İstanbul’dan Odessa vapuruna binerler.

Ancak vapurda Mevhibe Hanım safra kesesinden hastalanır, Sovyet sağlıkçıları vapurda sağlığının sorumluluğunu üstlenirler, Moskova’da tedavisi sürer ve Sovyet sağlıkçıları dönüşte Mevhibe Hanıma İstanbul’a kadar eşlik ederler. Muhtemelen Mevhibe İnönü Sovyetlerin sosyalist sağlık hizmetini bu kadar yakından deneyimleyen ilk yurttaşımız olur.

Gelelim 15 gün süren ve bir ülkenin Başbakanı için, hele farklı sınıfların iktidarda olduğu bir ülkede gerçekleştirdiği, bugün olanaksız olan geziye. Bu süreye yaklaşan tek ülke Küba bugün, dost heyetler bir hafta kadar ziyaretlerini sürdürüyorlar.

Bu gezide dikkat çeken bir nokta çok kıymet verilmelerine rağmen günümüz sahte diplomatik nezaketinden uzak ve çok dostça ağırlanmış olmaları, sanki yabancı bir ülkedeki akrabalar misafir gelmiş gibi davranılıyor.

Sovyet Hükümeti’nin toplantı odasının önünde beklerlerken Stalin geliyor ve çok acil bir meseleyi görüştüklerini, hemen sonra bir araya geleceklerini söylüyor. Toplantı Hükümetin çalışma masasında gerçekleşiyor, İnönü Stalin’in yerine oturuyor, Tevfik Rüştü yanına. Başbakan Molotof, Dışişleri Bakanı Litvinov, diğer Hükümet üyeleri hepsi bir aradalar.

Operaya Stalin ile birlikte aynı arabada gidiyorlar, Stalin sanki İnönü’nün koruması gibi şoförün yanına ön koltuğa oturuyor. Başka bir gün bütün günü Stalin’in evinde geçiriyorlar, eşi ve kızıyla tanışıyorlar. İnönü’nün ve heyetin 1 Mayıs törenine Kızıl Meydan’da katılması ayrıca bir yazı konusu olabilir.

1932’de İnönü başkanlığındaki heyetin Sovyetler Birliği ziyaretinden çok az fotoğraf bulunuyor. Bu fotoğraflardan birinde İnönü ve Stalin birlikte görülüyorlar.

Ancak bu seyahatin 94 sene sonra bugün Türkiye’de yaşayan herkesi hala etkilemesinin nedenine gelelim. 1923 İktisat Kongresi’nden sonra milli burjuva yetiştirerek kalkınma ve iktisadi bağımsızlığını kazanma programı 1929’a gelindiğinde iflas etmiş görünüyordu. Yerli burjuvazi sanayi yatırımı yerine uluslararası ticarete yöneliyor, 1929 iktisadi bunalımıyla birlikte bir çıkmaza doğru gidiliyordu. 

Bu ziyaret Türkiye’nin planlı ve devletçi ekonomiyi başat kılmasıyla olağanüstü bir deneyime dönüşecektir. Faizsiz ve tarım ürünleriyle geri ödemeli 8 milyon dolar altın karşılığı kredinin yanı sıra Sovyet planlama uzmanları Türkiye’de çalışmaya başlarlar. Burada temel hedef Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığı ve halkın refah düzeyinin artırılmasıdır.

Çeşitli verilerden bu yazı için hazırlanan aşağıdaki grafiğe bir kez bakalım:

Türkiye’nin 1923-1950 arasındaki cari dengesini gösteren grafik 1930’larda planlı-devletçi ekonomiye geçilmesiyle birlikte cari fazla verildiğini, 1946’da Marshall yardımından sonra ise cari açığın oluştuğu gösteriyor.

Grafikte görüldüğü gibi planlı devletçi ekonominin Türkiye’de tek kriter olmasa da 1930-1946 arasında cari fazla yaratabildiğini gösteriyor. Türkiye sermaye sınıfının tercihiyle emperyalizme yanaşılmasıyla birlikte günümüze kadar süren ve bağımlılığın önemli bir göstergesi olarak cari açık oluşuyor.

Sonuçta, Sovyetler Birliği’nin dostluğu ve o günkü yurtsever kadroların tercihlerinde kararlı olmasıyla;

Bugün çok değerli bir deneyim olarak kabul ettiğimiz planlama ve kamuya bağlı sanayileşme yaşanıyor. Türkiye Sovyetlerden sonra planlı ekonomiye geçen ikinci ülke oluyor.

Kurulan sanayi tesislerinde işçilere sosyalizmi andıran yaşam biçimi çok doğal ve “başka nasıl olabilirdi ki” gibi geliyor.

Şimdi emperyalizme bağımlılığın getirdiği sonuca bakın:

Devlet yetkilileri bugün kendi sınıfını temsil etmek üzere dünyanın en berbat adamının yanında yarım saat oturarak saygınlıklarını artırmaya çalışıyorlar.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları