Erhan Nalçacı
Meksika Yazıları 3: Meksika-ABD ilişkileri
Yayın Tarihi: 29.08.2025 , 23:59 Güncelleme Tarihi: 02.09.2025 , 11:01
Meksika yazılarının üçüncüsünde Meksika ve ABD arasındaki ilişkileri ele alacağız. ABD ve Meksika’dan 12 bin kilometre kadar uzaklıkta bulunan Türkiye için de dersler çıkartabileceğimiz bir öykü olacak bu.
Meksika 1821’de İspanyollardan uzun süren bir mücadele sonrasında bağımsızlığını kazanır. Ancak bağımsızlığını koruması kuzeyindeki saldırgan komşusu nedeniyle kolay olmayacaktır. Daha 19. yüzyılda habis özellikler gösteren ABD, 20. yy’da emperyalist hegemonyanın tepe ülkesi haline gelecektir.
Aşağıdaki haritada bağımsızlıktan sonraki Meksika sınırları görülüyor. ABD ise o zaman yayılmacı bir politika izliyor ve doğal olarak gözünü güney komşusu olan Meksika’ya dikiyordu. 1845’te bir ABD heyeti Meksika’ya gider ve 20 milyon dolara haritada görülen Kaliforniya ve Yeni Meksika’yı satın almak isteğini iletir, istek reddedilir.
Bunun üzerine Meksika topraklarını ihlal eden bir ABD askeri birliği ile Meksika ordusu arasında kimsenin ölmediği bir çatışma çıkar, bu açıkça ABD’nin bir savaş nedeni bulma arayışını yansıtan bir kışkırtmadır.
ABD böyle bahaneler yaratmayı, dünyanın Roma’dan sonra gördüğü en ahlaksız pragmatizmine sahip devlet olarak defalarca sergileyecektir. 1898’de İspanya’ya savaş açmak için kendi gemisini batıracak, Japonları kendine saldırtmak için 1940’da ekonomik bir açmaza sürükleyecek, 2003’te Irak’ta olmayan kitle imha silahları için yalan üstüne yalan söyleyecekti.
Ayrıntısı çok olan ve üç yıl süren savaş sonunda Meksika yenilir, ABD ordusu başkenti işgal eder. Bu koşullarda yapılan anlaşmada Meksika topraklarının yarısını 15 milyon dolara ABD’ye devretmek zorunda kalır. Bugün ABD’nin Kaliforniya, Arizona, Yeni Meksika ve Teksas eyaletleri ağırlıklı İspanyolca konuşan nüfusları ile bu şekilde ilhak edilmiştir. ABD’ye bu toprakların parayla satıldığı klişesi altında asimetrik ve alçakça bir savaş yatmaktadır.
![]() |
| Şekil 1: 1823’te Meksika’nın bağımsızlığını kazandıktan sonraki sarı renkle gösterilen toprakları görülüyor. ABD-Meksika Savaşı’ndan sonra 1848’de haritada kırmızı çizgiyle gösterilen sınırın kuzeyindeki Meksika topraklarının yarısına denk gelen geniş alan ABD tarafından ilhak edilmiştir. |
Geçen hafta 1877-1910 arasındaki Porfirio döneminden ve bunu takip eden 10 yıl içindeki Meksika Devrimi’nden bahsetmiştik.
Artık bu dönem kaba ilhak yöntemlerinden çok emperyalizmin başlıca mekanizması olan sermaye ihracatı ile ABD’nin Meksika’yı sömürmesi şeklinde kendini gösterir. 1884’te 110 milyon pezo olan dış yatırım, 1911’de 3,4 milyar pezoya çıkmış, ülkenin maden, petrol ve demiryolları yabancı tekellerin eline geçmiş, çok sayıda yabancı banka kurulmuştur.
Meksika Devrimi boyunca ise ABD birbirleriyle savaşan aktörlerden hangisinin işine yarayacağına odaklanmıştır. Bu dönemde ABD Başkanı büyük bir illüzyon ile halkların koruyucusu olarak bilinen ve Nobel Barış Ödülü alan Woodrow Wilson’dur. Wilson’un marifetiyle devrim sonrası Meksika’yı daha kolay yönlendirebilmek için ABD Meksika’nın liman kenti Veracruz’u 1914’te işgal eder. Bahane olarak iki ABD’li askerin kısa süreli göz altına alınması üzerine ABD donanmasının amirali limana ABD bayrağı çekilmesini ve Meksika’nın bunu 21 pare top atışıyla selamlamasını ister. Bu absürt istek reddedilince işgal başlar.
Bu olay önemlidir, çünkü aslında Wilson Prensiplerini kaleme alan Wilson’un çoğu İngiltere’nin elinde olan sömürge bölgelerinin ABD emperyalizminin etkisine açılması için davranan hırslı bir aktör olduğunu göstermektedir.
1930’lu yıllar ise Meksika’nın en parlak yılları olacaktır. ABD’nin bütün itirazlarına rağmen yabancı tekellerin elindeki petrol, maden ve demiryolları devletleştirilir, kapsamlı bir toprak reformu yapılır. Devlet ağırlıklı bir karma ekonomide planlı kalkınma mümkün olur. Meksika bu dönemde gümrük duvarları ile kendi sanayisini emperyalist ülkelerin rekabetinden korumaya başlar.
Türkiye ile Meksika bu tarihlerden itibaren birbirine benzemeye başlamıştır. Türkiye’de de 1930’lu yıllar devletçiliğin ve planlı ekonominin öne çıktığı iktisadi bağımsızlık yıllarıdır. Kapitalizmin 1929 bunalımı ve Sovyetler Birliği’nin doğrudan veya dolaylı etkisi henüz bağımsızlığını arayan burjuvaziyi ileri çekmiştir.
Ancak her iki ülkede de 1940’lı yıllar düzen siyasetinin hızla geriye gittiği ve tekrar emperyalizmle iş birliği arayışının yükseldiği bir dönem olacaktır. 1980’lere gelindiğinde ve özellikle 1990’larda düzen uluslararası sermayenin, özellikle ABD’nin ekonomik ajanları olan siyasileri yaratacaktır.
Bunun Türkiye’deki başlangıç örnekleri Turgut Özal ve Kemal Derviş ise Meksika’da 1988-1994 arasında devlet başkanlığı yapan Carlos Salinas’dır.
Yurtseverliğini yitiren bir sınıfın hainliğinin somutlandığı Salinas önderliğinde “Tarım Reformu” adı altında Zapata’nın Ayala Planının kapsayan Anayasa’nın toprağın devredilemeyeceği ve yabancılara satılamayacağı ilkesi ortadan kaldırılır. Tarım tamamen yabancı tarım tekellerinin çıkarlarına göre düzenlenir.
Ve benzerliğe bakın, Maden yasası ile Meksika toprakları uluslararası faaliyet gösteren maden tekellerinin işgaline uğrar, köylülerin toprakları ve yer altı suları siyanürle zehirlenir.
Tarımdaki bu yıkım Meksikalı emekçilerin ABD’ye göçünün temel nedeni haline gelir. ABD’nin yarattığı bu göçe karşı günümüzde Trump üç bin km’den daha uzun olan Meksika-ABD sınırına duvar örmeye kalkacak, düzenin vardığı akıl dışılığın somut bir göstergesi olacaktır.
Büyük çaplı bir özelleştirme furyasını başlatan Salinas’ın son marifeti Meksika’yı ABD ve Kanada ile serbest ticaret bölgesi haline getiren NAFTA anlaşmasını imzalamasıdır. Bu anlaşmanın güncel sonuçlarını daha önce incelemiştik, meraklısı bakabilir.
Ancak NAFTA’ya tekrar dönmeden küçük bir parantez açalım. 1994’te o yıllarda erişkin olan herkesin kulağında Zapatista ayaklanması kalmıştır. NAFTA’nın uygulanmaya başladığı gün alttaki haritada görülen Meksika’nın en güney eyaletinde Zapatista gerillaları “Toprak halkındır” şiarıyla bir ayaklanma başlattılar ve belediyeleri silahlı olarak işgal ettiler.
![]() |
| Şekil 2: Haritada Zapatistaların 1994’te NAFTA’ya Meksika’nın katılışını protesto etmek için başlattıkları isyanın gerçekleştiği Meksika’nın en yoksul eyaleti Ciapas görülüyor. |
Tüm Meksika için bir programları, bir iktidar hedefleri ve örgütlülükleri olmayan, çok sınırlı ve yerel askeri güçleri ile Zapatistalar düzen için büyük bir tehdit değildi ve zaten 10 günde yenilgiye uğradılar. Ancak düzen için tehdit edici olan Meksika halkının ayaklanma geleneğine sahip çıkması ve ayaklanmayı çok doğal bulması oldu.
Tekrar NAFTA’ya dönelim. Emperyalist sistemle bütünleştiren ve Meksika’yı kocaman bir serbest bölge haline getiren NAFTA ile Meksika’ya büyük bir sermaye transferi oldu. 2022’ye kadar sadece ABD’den 130 milyar dolar gibi bir yatırım aldılar. General Motors ve Ford gibi otomotiv tekelleri ucuz emek gücü ve vergisiz üretim için araba fabrikalarını Meksika’ya kaydırdılar. Bugün hemen bütün otomotiv tekellerinin fabrikası bulunuyor Meksika’da.
Meksika’nın kendisi bir pazar haline gelir ve kültürü yabancı tekeller tarafından inşa edilirken, büyük ölçüde ABD aleyhine bir ticaret açığı yaratarak araba, yedek parça ve elektronik malzeme ihraç edildi.
Meksika satın alma paritesi açısından ulusal gelirlerine göre ülkeler dizilince Türkiye’nin arkasından 13. sırada bulunuyor. Büyük bir kalkınma hikayesi!
Ama bu kalkınma, bu emperyalist bütünleşme, bu tüketime dayalı yaşam tarzı, bu uluslararası tekeller tarafından yönetilme durumu… Şunu sormak zorundayız, kimin yararına ve ne için diye. Alttaki grafik kimin yararına olduğunu bize açıkça söylüyor.
![]() |
| Şekil 3: Grafik bize Meksika’daki olağanüstü gelir eşitsizliğini gösteriyor. Toplumun en zengin %10’u gelirin %70’ine el koyarken, en alttaki %50’si gelirin %2,3’ünü alabiliyor. (Statistica 2025 verilerinden üretilmiştir) |
Yukarıdaki grafik akıl dışı ve kabul edilmez olan toplumsal eşitsizliği tam olarak yansıtmıyor. Çünkü Türkiye’de olduğu gibi sermaye çoğu kez gelirini ve servetini gizler, yurtdışı serveti ve bankalarda istiflenen para gözükmez, kara para aklama mekanizmaları bu rakamlara dahil değildir.
Kara para aklama mekanizmaları demişken, Meksika’nın meşhur uyuşturucu kartellerinin NAFTA’dan sonra türediğini de araya sıkıştıralım.
Ülkenin kapitalist hiyerarşide yükselmesi hiçbir şekilde emekçi halkın yararına olmamıştır. Yaratılan toplumsal eşitsizlik devrimi meşrulaştırmaktadır sadece.
Öte yandan ABD’nin silahlı gücüne ve dolar hegemonyasına bağlı yarattığı asalak düzen çöküyor ve sürdürülemez hale geliyor. ABD’nin Meksika’ya uygulamaya başladığı %25 oranındaki gümrük vergisi ve %30’a çıkartılacağı tehdidi Meksika’nın %3’lerdeki büyüme oranını bu yılın ilk yarısında sıfırlara yakın hale getirdi.
ABD’nin yönlendirmesi ile yaratılan toplumsal eşitsizlik ve 30 yıl sonra gelen çöküş ihtimali Meksika’yı emperyalist zincirde bir zayıf halka adayı yapıyor.
Bu yazı benzer bir yolu izleyen ülkemizin ABD’den özgürlük ve refah bekleyen aklını beyin sapına kadar yitirmişlerine hediye olsun.


