Erhan Nalçacı
Kapitalizmin bunalımı çip üretimi ve kullanımına nasıl yansıyor?
Yayın Tarihi: 21.11.2025 , 22:17 Güncelleme Tarihi: 22.11.2025 , 00:00
Ekim Devrimi’nden sonra sosyalist kuruluşun çok erken döneminde Lenin sosyalizmi tanımlarken şöyle bir formül kurmuştu:
Sosyalizm = Sovyet İktidarı + Elektrifikasyon
Tabi ki Lenin sosyalizmin bu formüle sığmayacağını biliyordu, ama o tarihsel dilimdeki esas noktaya işaret ediyordu. İşçi sınıfının iktidarındaki ülke hızla üretici güçleri geliştirmeliydi. Elektrik üretimine ilişkin plana vurgu yapıyordu bunun için.
Yüz yıl sonra bugün sosyalizmin tanımı için şunu söyleyebiliriz.
Sosyalizm = Emekçi sınıfların siyasi iktidarı + Çip üretiminin toplumsal mülkiyeti
Anlaşılıyor söylediğimiz ama önlem olarak söyleyelim, tabi ki sosyalizm yine bu formüle sığmaz, ama kapitalizmin geldiği aşama ve bunalımının sosyalizm tarafından aşılması için esas bir noktaya vurgu yapıyoruz.
Artık çipsiz bir meta üretiminden bahsetmek mümkün değil, hemen hemen her metanın içinde sayısız çip bulunuyor. Evet, giyeceklerde çip yok şimdilik belki ama onları üreten dokuma makineleri çip içeriyor.
En gelişkin çiplerin özel bir ağı tarafından üretilen yapay zekânın da kullanılmadığı yer kalmadı neredeyse.
Bu bir insan ömrüne sığan çok hızlı gelişimin yarattığı sorunlar yaygın şekilde tartışılıyor. Ancak bu sorunlar üretici güçlerin gelişmesinin değil, kapitalizmin yarattığı derin bunalımın ürünü.
Mülkiyet ilişkileri tartışılmadan çip üretimi, kullanımı ve yapay zekâ tartışılamaz günümüzde.
Geçen gün ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu acı acı şu konuyu tartışmak zorunda kalmış. İki üç yıl içinde ABD’de üniversite mezunu gençlerin %25’inin yapay zekâ kullanımı nedeniyle işsiz kalacağı tahmin ediliyormuş. ABD’de her ailenin kendi çocuğunun üniversitede okuması için büyük bir masraf yaptığı göz önüne alındığında bu durumun büyük bir sosyal çalkantıya neden olacağını öngörüyorlar.
Gerçekten sorun çok büyük ama bu teknolojinin ulaştığı yere ilişkin değil, kapitalizmin yapısının yol açtığı toplumsal bir bunalım.
Kapitalizm emekçilerin çok yönlü gelişmelerini hiçbir zaman umursamadı, emekçiler her zaman emek güçleri sömürülecek, işe yaradığı sürece istihdam edilecek sermaye unsurları olarak görüldü. Ne olacak şimdi, daraltılmış işleri yapay zekâ yapınca milyonlar öylece kalıyorlar ortada.
Sorun önemsizleştirilmeye çalışılıyor, 18. yüzyılda ip eğirme makineleri çıkınca ortaya elde ip üretenler yaygın olarak işsiz kalmış: Yarattığı nüfus kaymaları ve emek gücünde nitelik değişiklikleri önemli tabi o çağda. Ama bugün yaşadığımız bundan farklı bir olgu, kapitalizmde kârdan başka bir şeyi gözü görmeyen sermaye sınıfı insanın yerini tutabilecek bir üretim aracının mülkiyetini elinde tutuyor.
ABD’de sokağa inen askerler boşuna değil.
ABD’de, Çin’de, Rusya’da, her yerde insan biçiminde robotlar karşımıza çıkıyor. İnsanı taklit eden ve hatta bazı yönleri ile aşan her robot tekelci sermayenin kötücüllüğüne imza atıyor.
Savaştırmak için, sömürmek için, ayaklananları bastırmak için insanın yerine geçecek bir nesneye gereksinimleri var.
Uzağa gitmeye gerek yok, üniversiteler bugün Türkiye’de yapay zekâya yaptırılmış tezler sorunu ile karşı karşıya. Hileyi engelleyecek yapay zekâlar aranıyor. Tez yazanı icat eden hileyi saptayanı da piyasaya sürüyor.
Herkese aynı şeyi yaptırıyorlar. Algoritmalar insanı çok yönlü geliştirmeye değil, onları bağımlı hale getirmeye, onları yönlendirmeye dönük bir iblislikle hazırlanıyor.
Ve tabi ki kapitalizmin bu aşamasında emperyalizmin yarattığı rekabet ve bunalım da çip üretimi ve kullanımı üzerinden gidiyor. Küreselleşme söylemleri arasında kapitalizmin rekabetsiz, savaşsız olmayacağı ortaya çıkalı çok oldu.
Madem çipler bu kadar önemli bir gelişme ve insanlık için çok önemli neden birbirlerinin çip üretimi veya erişimini engellemeye çalışıyorlar? Dünya neredeyse bu çelişkinin üzerine inşa ediliyor. İki sene önce ele aldığımız bu konuya meraklı okuyucu bakabilir.
Öyle hale geldi ki ABD 2022’de konuyla ilgili yasa çıkarttı: Çip ve Bilim Yasası
ABD kaybettiği çip üretimi tekrar ülkeye taşımak isterken Çin’in çiplere erişimini engellemeye çalışıyor. Ancak kapitalizmin bunalımı bu konuda da çarpan etkisi yapıyor, düzenin bunalımı derinleşiyor.
Örneğin, yapay zekâyı ortaya çıkaran çip ağları o kadar çok elektrik tüketiyor ki bir süre sonra ABD’nin eskiyen alt yapısının bu yükü taşıyamayacağı düşünülüyor. Veya yapay zekâ üreten şirketlerin hisse senetleri değerleniyor ancak yeterince kâr elde edemedikleri için bir çöküşün tetikleneceği sanılıyor.
Aşağıdaki grafik 2022’de yapılmış ve 2026’da çip üretiminin dünyadaki durumunu tahmin ediyor. Çin’in çip üretiminin artacağı ve Tayvan’ı yakalayacağı bu tahmin de yer almış. Çin tekellerinin hizmetindeki devlet desteği, elektrik enerjisi üretimindeki artış oranı, çip yapımında kullanılan nadir toprak elementlerinin tekeli ve yeni teknolojilere yapılan yatırım ile öne çıkacağı öngörülüyor.
Görüldüğü gibi dünya çip üretiminin %65’i neredeyse tek bir Tayvan Şirketi tarafından yapılıyorken ve en çok çipi metalara yerleştiren Çin’in katkısı sınırlıyken bu açığın kapanacağı öngörülüyor.
Ancak bunalım bunalım içinde, Çin Tayvan’ı illaki sınırlarına katmak istiyor ve bu ayrılığa yol açan 70 yıl önceki olay sınıfsal özelliğini yitirerek milliyetçi bir hırsa ve emperyalizmin en sıcak çatışma alanlarından birine döndü. ABD sermayesi şimdi Tayvan’daki çip üretimini hızla ABD’ye taşımaya çalışıyor.
Başa dönersek, bu saçmalığa son verecek olan şey üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti olacak.
Böyle bir dünyada çip üretimi eşit bir şekilde dünyaya dağılabilir.
Çip kullanımı ve yapay zekâ insanın çok yönlü gelişiminin hizmetine girebilir.
İşsizliğin ortadan kalkması bir yana emeğin niteliğinin çok fazla değiştiği yeni bir dünya mümkün olabilir.
O zaman ne olacak bu dünyanın hali diye yapay zekâya soru sormayı bırakıp kolları sıvayalım.