Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Endonezya’da ne oluyor veya nasıl buraya geldi?

Bize mucize diye yutturmaya çalıştıkları süreç cinayet ve katliamlarla, hileyle ve yalan propagandayla ve yüz milyonlarca işçinin kuralsız ve acımasız bir şekilde sömürülmesiyle ilerledi.

Yayın Tarihi: 05.09.2025 , 18:54 Güncelleme Tarihi: 06.09.2025 , 00:00

Bu köşede emperyalizmin güncel durumunu ve çelişkilerini tanımlamaya çalışıyoruz. Bu süreçte çok az ele aldığımız Endonezya’ya yer vermek gerekiyor. Çünkü bazı naif veriler epeydir dünya kapitalizminin ulaştığı noktada Endonezya’ya işaret ediyor. Satın alma gücü paritesi cinsinden ülkelerin ulusal gelirine göre sıralamasında Japonya ve Almanya’dan sonra ve Brezilya ve Fransa’dan önce yedinci sıraya yerleşmiş olması çok dikkat çekici.

Aşağıda haritada konumu görülen 280 milyon nüfuslu birçok adadan oluşan bu ülkeyi bu köşede sadece bir kez ve akıllı telefonların akılsızlaştırdığı insanlar bağlamında ele almıştık

Şimdi ise Endonezya’yı ele almak için kuvvetli bir bahane çıktı. İki haftadır en az 10 kişinin öldüğü ve polis karakollarının ateşe verildiği bir halk ayaklanması yaşanıyor. Devlet Başkanları bu nedenle Çin’de Şangay İşbirliği Örgütü(ŞİÖ)’nün toplantısına katılamadı. Hatta Rus basınında olayların Batı emperyalizmi tarafından başlatıldığına ilişkin iddialar yer aldı.

Olayları kışkırtan ise asgari ücret 300 dolar kadarken milletvekillerine 2024’ten bu yana ayda 3000 dolar konut yardımı yapıldığının ortaya çıkması oldu.

e1
Şekil 1: Haritada Pasifik Okyanusu’nda çok sayıda adadan oluşan Endonezya’nın konumu görülüyor. Dünya deniz ticareti açısından kritik öneme sahip Malaka Boğazı ise Malezya ve Endonezya arasında uzanıyor.

Endonezya’nın günümüzdeki siyasi ve ekonomik durumunu anlayabilmek için mutlaka kısaca tarihine değinmeliyiz. Üstelik bu tarih emekçi sınıfların eşitlik ve özgürlük mücadelesinde çok acı ve unutturulan bir kesitine işaret ediyor.

16. yüzyılda Hollanda tarafından sömürgeleştirilen Endonezya 1900’lerin başından itibaren bağımsızlık mücadelesine sahne olur. İkinci Dünya Savaşı esnasında Japonya tarafından işgal edilir ve Endonezya Komünist Partisi’nin işgale karşı yurtseverlik mücadelesi ödenen bedellere rağmen halkın belleğinde yer eder.

Japonların 1945’te yenilerek çekilmesinden sonra bağımsızlık mücadelesi yükselir, ancak Hollandalı emperyalistler her türlü hile ve zorbalıkla hegemonyalarını bırakmak istemezler. Toprak ağası ve bazı sermaye kesimlerinin işbirlikçiliğine karşın yoksul bir köy öğretmeninin çocuğu olan Sukarno liderliğinde 1949’da ülke bağımsızlığına kavuşur. 1950’da Endonezya Cumhuriyeti adını alır.

Endonezya’daki anti-emperyalist ve halkçı burjuva iktidarı benzer konumdaki devletlerle birlikte Bağlantısızlar Bloğunu oluşturacaktır. Hatta kurucu kongre olarak kabul edilecek 1955’teki Bandung Konferansı Endonezya’da gerçekleşir. 

Bandung Konferansı’na Menderes Hükümeti de katılmıştır ama o yıllarda Türkiye ABD’nin onursuz bir ajanı haline gelmiş, konferansı sabote etmek için delege gönderilmiştir.

Aşağıda Bağlantısızlar Blokunun liderleri 1960’ta çekilen ünlü fotoğrafta bir arada görülüyor.

e2
Fotoğraf 1: Bağlantısızların liderleri 1960’te aynı fotoğraf karesinde gözüküyorlar: Soldan sağa Nehru (Hindistan), Nkrumah (Gana), Nasır (Mısır), Sukarno (Endonezya), Tito (Yugoslavya)

1965’e gelindiğinde ABD ve İngiliz emperyalizmi ülkedeki gerici sınıfların iş birliği ile Endonezya Komünist Partisi’nin de desteklediği ilerici iktidarı alaşağı etme niyetiyle hareket ediyordu. Olası askeri bir darbeyi engellemek için sol bir darbe gerçekleşir ama ABD’nin arka planda desteği ile sağ darbe zafer kazanır.

Sanki 1965’teki ordu içindeki sağ kanatın zaferi Türkiye’deki 12 Mart 1971 darbesine benzemektedir, sol kanadın tasfiyesiyle sonlanır.

Endonezya gerici sınıfları ABD istihbaratının sağladığı listelerle komünist avına çıkarlar, rakamlar çelişkili olmakla birlikte 1 milyon kadar Endonezya Komünist Parti üyesi ve sempatizanı acımasızca katledilir. Bugün halen Endonezya’da, 20. yüzyılın gördüğü en büyük soykırımlardan biri olan bu katliamdan bahsedilmesi adeta yasaklanmıştır.

e3
Fotoğraf 2: 1965’te Endonezya’nın Bali adasında katledilmek üzere gözaltına alınan Endonezya Komünist Partisi üye ve sempatizanları görülüyor.

Sukarno yaşamının sonuna kadar ev hapsine mahkûm edilirken, katliamdan birinci dereceden sorumlu General Suharto’nun 30 yıl sürecek diktatörlük dönemi başlar. Ortalıkta direniş gösterecek emekçi sınıfların örgütlü gücü kalmamıştır. Toprak ağalarından alınıp yoksul köylüye dağıtılan topraklar geri verilir. Halkçı yasaların yerine piyasa hâkimiyeti geçer, emekçiler bütün kazanılmış haklarını kaybederler. Uluslararası tekellerin yatırımlarına açılır ülke.

Örgütsüz ve ucuz emek gücü nedeniyle sürekli olarak sermaye yatırımı alan Endonezya uzun yıllar %5-7 arasında büyür. 

Yine Türkiye’ye çok benzer şekilde nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkede 1990 sonrası sermaye ve emperyalizm yanlısı İslamcı partiler siyasette ağırlık kazanırlar.

Ancak bu büyüme dev bir toplumsal eşitsizlik yaratır. Toplumun en zengin %1’i toplam zenginliğin %50’sini alırken en yoksul %40’ı kendi ürettikleri zenginliğin %1,5’u ile yetinmek zorunda kalır.

Bu korkunç sömürüye aracılık eden siyasiler muhtemelen aldıkları komisyonlarla ayrıca zenginleşirler.

2024’te sadece yedi bakanın servetinin 65 milyar doların üzerinde olduğu hesaplanmıştır.

Endonezya hakkındaki bu özet yazıyı şöyle toparlayabiliriz.

Birincisi, ABD ve İngiliz emperyalizminin Hiroşima ve Nagazaki’de, Kore ve Vietnam’da ve belki en korkuncu olan Endonezya’da işlediği katliamların hesabını soramamış bir dünyada yaşıyoruz. Eğer Gazze’de göz göre göre katliam yaşanıyorsa, geriye dönüp herkesin bu cinayet makinesinden hesabını soramama gerçeğiyle yüzleşmesi gerekir. Bu makineyi biz kırmadan durmayacaktır.

İkincisi, Endonezya’da patlayan isyanda Soros Vakıfları gibi Batı emperyalizminin parmağı olabilir gerçekten. Endonezya’nın dış ticaretinde, ihracat ve ithalatta Çin ilk sıraya yerleşmiş bulunuyor. Belli ki Çin ile ham madde ve ara ürün açısından yoğun bir üretim ağı kurulmuş. Endonezya bu yılbaşında BRICS’e üye kabul edildi. Ayrıca ciddi bir askeri rekabetin yaşandığı Pasifik’te Endonezya jeostratejik açıdan çok önemli bir ülke.

Ancak kimse Endonezya’daki toplumsal eşitsizlikten, yüksek sömürü oranlarından ve çürümüşlükten bahsetmiyor. 

Emperyalist dünyanın dengesini değiştiren “Asya Mucizesi” denilen sermaye birikimi ve tekelci sermaye iktidarları asla bir mucize değildi. Bize mucize diye yutturmaya çalıştıkları süreç cinayet ve katliamlarla, hileyle ve yalan propagandayla ve yüz milyonlarca işçinin kuralsız ve acımasız bir şekilde sömürülmesiyle ilerledi.

Dolayısı ile Asya’daki sermaye birikimi sadece emperyalist rekabette yeni gerilimler yaratmadı, yanı sıra görülmedik ölçüde büyük bir sınıf mücadelesinin nesnel temelini de döşedi.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları