Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Cumhuriyetçilerin birliği için kavramlar ailesi 5: İlkesel olarak anti-emperyalist olmak

İlkeli bir anti-emperyalizm bir emekçi cumhuriyetinin karakteri olacaktır. Devrimcilik ve Cumhuriyetçilik bu ilke üzerinden zafere ulaşacak.

Yayın Tarihi: 09.01.2026 , 21:01 Güncelleme Tarihi: 10.01.2026 , 00:07

Cumhuriyetçilik ve anti-emperyalizm arasında çok yakın bir ilişki bulunuyor. Hele bugün kimin ne olduğunu anlamak için emperyalizme karşı tutum altın değerinde bir kritere dönüştü.

Gerçi İngiltere, Fransa gibi ülkelerde 17. ve 18. yüzyıllarında gerçekleşen burjuva devrimleri çağında henüz kapitalizm erken dönemindeydi ve emperyalizmden bahsedilemezdi. Ancak yine de Fransız Devrimi feodal devletler ve İngiltere’nin rekabetçi düşmanlığı tarafından kuşatılacak ve uluslararası bir savaşla sürecekti. Devrimcilik ve yurtseverlik et ve tırnak gibi birbirinden ayrılmayan ikili haline gelecekti.

Savaş bütün cephelerde sürerken 1794’te Fransız Devrimi’nin doruğunda Jakobenler kölelerin zafere ulaştığı Haiti’nin bağımsızlığını tanıyacaklardı. Cumhuriyetçilik, devrimcilik ve ilkeli anti-sömürgeci olma arasındaki ilişkinin de doruğuydu.

Burjuvazinin halen ölesiye nefret ettiği Robespierre ve arkadaşları devrimin doruğunda iktidardan indirilip katledilirlerken tarihsel ilke çalışmaya başlayacak ve sermaye sınıfının ilkeli bir anti-emperyalizme sahip olamayacağına ilişkin belirtiler hızla kendisini dışa vuracaktı. Napolyon özgürleşen Haiti’ye donanma gönderecek ve tekrar sömürgeciliği inşa edecekti.

19. yüzyılın ikinci yarısındaki burjuva devrimleri ise emperyalizm çağına doğacaklar, büyük bir hızla kendilerini emperyalist paylaşım savaşı içinde bulacaklardı. 20. yüzyılın başında Almanya, İtalya ve Japonya’da, ayrı bir kategori de olsa İspanya’da ne Cumhuriyet ne devrim kalacaktı. Güçlenen kapitalist devletler dünyanın yeniden emperyalist paylaşımı peşine düşerken faşist, militarist, yayılmacı devletlere dönüşeceklerdi.

İşte dünya emperyalist ülkeler tarafından tamamen paylaşılmışken 20. yüzyılın başlarında burjuva devrimleri yeni bir içerikle karşımıza çıktı. Emperyalizme karşı olmadan bir ülkede bağımsız bir cumhuriyet kurmak imkânsız hale gelmişti. Feodal egemenler doğrudan emperyalizmin işbirlikçisine dönüşmüşlerdi.

Emperyalizmin boğucu gücüne karşı o zamanın devrimci ve yurtseverleri cumhuriyetlerini kurarken dünyanın ilk işçi sınıfı devleti olan Sovyetler Birliği ile dayanışma ilişkisi geliştirdiler. Emperyalizm denilen gaddarlığa karşı bu dayanışma ayakta kalmak için zorunlu hale gelmişti.

1923 Cumhuriyet Devrimi bu yeni durumun en erken ve tipik örneklerinden biri olarak yaşandı. 

Cumhuriyet Devrimi başlıca İngiliz emperyalizminin müttefiki olan Osmanlı Hanedanına ve yine İngiliz emperyalizminin güdümündeki Yunanistan burjuvazisine karşı yapıldı ve kazanıldı. Bağımsızlık tutkusu ve emperyalizmin bölgesel stratejilerinin yırtılıp atılması devrime karakterini kazandırdı. Sovyetler Birliği ile dayanışma kuşatma altındaki Cumhuriyet Devrimi’nin güvencesi oldu.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğinde bu döneme damgasını vuran temel yönelim “Yurtta barış, dünyada barış” belgisi olarak uzun süre yaşadı.

Bir yandan ulusal burjuvaziye sermaye birikimi sağlamaya çalışan Cumhuriyet kendi sınırlarını hilekâr, gaddar ve zorba emperyalizmden ancak koruyabiliyordu. Dünyada barış belgisi emperyalist yayılmacılığa karşı ülkesini koruyan bir yurtseverliğin ürünüydü, yayılmacı değilseniz, ülkenizin barış içinde kalmasını sağlayabilirsiniz. Bunun dışında Cumhuriyet’te tabi ki sınıf mücadeleleri sürdü gitti. Bu anlamda bir “barış” kast edilmiyordu.

Ancak ne yazık ki tarihsel ilke 20. yüzyıldaki ilerici, devrimci, halkçı, emperyalizme ve yayılmacılığa karşı olan cumhuriyetlerde işledi: Kapitalizme karşı olmadan emperyalizme ilkeli bir şekilde karşı olamazsınız. Anti-emperyalizm dönemsel bir siyasi özellik olarak kalır.

Gerçekten Türkiye sermaye sınıfı da parça parça emperyalizme teslim oldu. Bağımsız iktisadi kalkınması rayından çıktı ve emperyalist kurumlar tarafından yönlendirilir hale geldi. Emperyalizm kaba sömürgeci taktiklerden uzaklaşmış, haince mali tuzaklar ve sermaye transferleri ile ülkeleri yönetmeye başlamıştı. NATO üyeliği bu yönelimin en çürütücü ve akıl alıcı karşı-devrimci hamlesi oldu.

Ve halen Cumhuriyetçilerin birliği önündeki başlıca engellerden biri olarak bağımsız bir Türkiye’ye inanmama hali bulunuyor. “Reel politika” denilen ve tarihsel derinlikten uzak bir sığlığa dayanan bu akıl tutulmasını aşmak zorundayız. Anti-emperyalizm, devrimcilik ve cumhuriyetçilik birbirinden ayrılmaz bir üçlü olarak geleceğimizi aydınlatıyor.

Ancak sermaye sınıfının iş birlikçi hale gelmesi ve sermaye birikimini bu ortamda sağlamaya çalışması 1980’lerde nitelik değiştirdi. 24 Ocak 1980 Kararları ile emperyalizmle bütünleşme stratejisi sermaye sınıfının genlerine yerleşti.

Son 25 yılında daha yoğun olmak üzere son 50 yılda iki süreç işledi. Türkiye sermaye sınıfı bu ülkenin iktisadi bağımsızlığının, sosyal devlet ilkesinin, kurallı emeğin temel ilkesi olan kamu mallarını yağmaladı. İkincisi ise, başlıca Batı emperyalizminden olmak üzere büyük bir sermaye yatırımı aldı.

Bu iki süreç içinde bulunduğumuz tehdit edici ve geleceği yok etme potansiyeli taşıyan ortamı hazırladı.

Bu ülke artık uluslararası sermeye tarafından yönetiliyor. Hangi emek rejiminin geçerli olacağı, kimin nereye yatırım yapacağı, neyin ithal neyin ihraç edileceği bu şekilde belirleniyor. Örneğin Maden Yasasına bir kez bakın, bu ülke halkının çıkarına olan hiçbir şeyi bulamazsınız.

İkinci olarak, Türkiye sermayesi bütün dokuları ile günümüz emperyalist paylaşım savaşının içine katıldı. Türkiye’de sermayeye bağlı askeri-sanayi kompleksi, yurtdışındaki askeri üsleri, uluslararası kurumları ve sermaye yatırımları emperyalist paylaşım savaşının içine dalmak anlamına geliyor. 

Bu durumda barıştan bahsedilemez, zaten yok ve bedeli çok daha ağır ve yıkıcı olacak bir yönelimi gözlüyoruz. Batı emperyalizminin peşinden sürüklenme ve tuzaklarına kapılma hali Suriye’de, Karadeniz’de örülüyor.

Cumhuriyetçilerin birliği için Türkiye’nin yayılmacılığından en küçük bir heyecan duymamak gerekiyor.

Son olarak Cumhuriyetçilerin birliği önündeki önemli bir engelden bahsetmeliyiz. İlkeli bir anti-emperyalizm için Avrasyacılıktan da uzak durmak gerekiyor. Ne Rusya ne Çin Sovyetler Birliği değiller. Güçlü kapitalist ülkeler olarak emperyalist paylaşım savaşının şu veya bu şekilde tarafı durumundalar.

Çin ve ABD’yi yan yana koyduğunuzda işsizlik oranları, dolar milyarderi sayıları ve yoksulluk oranları arasında büyük bir fark bulunmuyor.

Tablo: ABD ve Çin’in kapitalist ülkeler olarak karşılaştırılması

Tarihin nasıl gideceğini önümüzdeki günlerde görmek için çok beklemeyeceğiz. Ancak Avrasyacılığın bir çeşit mandacılığa dönüşme olasılığını aklımızda tutalım. 1923 kadroları içinde de çok sayıda mandacı bulunuyordu. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının devrimci iradesi ile ABD’ye erken bir teslimiyet aşılmıştı.

İlkeli bir anti-emperyalizm bir emekçi cumhuriyetinin karakteri olacaktır. Devrimcilik ve Cumhuriyetçilik bu ilke üzerinden zafere ulaşacak. 

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları