Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Çin ve Japonya arasındaki gerilim nereye varacak?

Japonya bir yerde Çin ile baş başa kaldı Pasifik’te. Bu Tayvan kışkırtmasını ABD’yi tekrar bölgeye çekmek için mi yaptılar, yoksa ABD içinde bazı sermaye kliklerinin işi mi göreceğiz.

Yayın Tarihi: 28.11.2025 , 21:47 Güncelleme Tarihi: 29.11.2025 , 00:00

Çin ve Japonya arasındaki gerilimin son iki hafta içinde ne kadar yükseldiğinin okurlar farkındadır.

Yeni seçilen Japonya Başbakanı Takaiçi Sanae 7 Kasım’da Japon Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Çin’in Tayvan’a yapacağı bir askeri müdahalenin Japonya’nın varlığını tehdit edeceğini söyledi ve askeri güç kullanabileceklerini ima etti.

Olayın öncesi de var: Tayvan’a 110 km mesafedeki Japonya’ya ait bir adaya orta menzilli füze yerleştirme planını açıkladılar. Tayvan’ın Japonya Büyükelçisi gibi çalışan Kültür Ofisi temsilcisine Japonya’nın en saygın nişanlarından birini verdiler.

Açıkçası olayın patlaması Başbakanın ağzından sehven kaçan bir lafla gerçekleşmedi, bir eğilimin en açık ifadesi oldu.

Çin çok şiddetli bir tepki gösterdi: Çin Dışişleri Bakanı Japonya’nın askeri müdahale imasıyla kırmızıçizgiyi geçtiğini bildirdi. Japonya’da görevli Çinli diplomat “izinsiz uzanan boyun kesilip atılmalıdır” diye çok keskin bir refleks gösterdi.

İki gün önce ise Çin Savunma Bakanlığı sözcüsü ise Japonya’nın Tayvan’a 100 km yakınına füze yerleştirme niyeti üzerine Çin ordusunun gücünden bahsetti ve çizgiyi yarım ayak bile geçseler acı verici bir bedel ödemek zorunda kalacaklarını bildirdi.

Birçok ülke arasında coğrafi paylaşım sorunları var ama genellikle bu kadar ağır laflar edilmiyor.

Haritada Çin ve Japonya’nın birbirine yakın konumu izleniyor. Japonya’ya ait olan adalar zincirinin Tayvan’a ne kadar yaklaştığı da görülüyor.

Çin tehditlerle de kalmadı ve Japonya’yı cezalandırıcı uygulamalara yöneldi.

Bu mesafeden Japonya’ya giden turistlerin dörtte birinin Çin kökenli olduğunu tahmin etmek kolay değil. Çin yurttaşlarının Japonya’ya gidişini engelleyen uygulamalar başlattı. Sadece bu önlemin bile Japonya ekonomisi üzerinde hatırı sayılır bir küçültücü etkisi olacağı tahmin ediliyor.

Japonya’dan deniz ürünleri satışına sınır getirildi, Japon animelerinin Çin’de gösterimi engellendi vb.

Öte yandan iki ülke arasında çok büyük hacimli bir ticaret yürüyor. Yılda 300 milyar dolara yaklaşan ticaret ara ürün tedarik zincirlerini içerdiği için dünya üretiminde de kritik bir yer tutuyor. Dikkat edilirse Çin tedarik zincirlerine dokunmayan yaptırımlar uygulamış oldu.

Ayrıca fiili olarak Japonya’ya ait olan ama Çin’in de hak iddiasında bulunduğu Senkaku adaları etrafına sahil güvenlik gemileri gönderildi.

Bu Pasifikte hızla gerilen ortamın hemen yarın savaşa açma olasılığı düşük ama yine de dünya neresinden patlayacağı belli olmayan bir gerilim içinde bulunuyor.

Çin ne kadar haklı?

Geçen yüzyılın başında Çin’e göre çok erken kapitalistleşen ve hızla emperyalizm aşamasına ulaşan Japonya Çin’i farklı zamanlarda işgal etti ve katliamlara yol açtı. Aralarında halklarına da yansımış tarihsel ve duygusal bir olumsuz düşünceler katmanı bulunuyor.

Tayvan’ı ise Çin kendi toprağı ve iç meselesi olarak gördüğü için farklı devletlerin olaya karışmasına çok şiddetli tepkiler veriyor ve bir yerde bu durum  kolay kışkırtıldığı için Çin’in zayıf yanı olarak da görülebilir.

Daha önce Tayvan sorununu ele almıştık. Ancak çok kısaca değinmek gerekirse Japonya’nın ilk yayılmacı savaşlarından olan 1895 Japonya-Çin Savaşında Çin yenilir ve Tayvan Japonya’nın sömürgesi olur. Bu işgal 1945’e kadar sürer, 50 yıl Tayvan Japonya’da kalır. Duygusallığı daha iyi anlayabiliyoruz bu şekilde.
Ancak Tayvan’ın Çin’e dönmesinden 4 sene sonra, Çin’deki iç savaşı kaybeden Çin burjuvazisi Tayvan’a çekilir. Kara Çin’i Çin Halk Cumhuriyeti’ne dönüşür.

Dolayısıyla Çin ve Tayvan arasındaki gerilim sınıfsal bir karakter kazanır. Çin karasında köylülük ağırlıklı emekçi sınıflar iktidarı, Tayvan’da ise emperyalizmin desteğini almış burjuvazi. Tayvan emekçileri uzun yıllar bir diktatörlük rejimi altında yaşamak zorunda kaldı.

Ancak 25 sene kadar sonra 1970’lerde işler değişmeye başladı. Çin Sovyetler Birliğine karşı ABD emperyalizmiyle işbirliğine gitti. Kissinger’ın mekik diplomasisi sonuç verdi ve Çin Halk Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler’e alınırken Tayvan çıkarıldı ve dünya Tayvan’ı diplomasi dışı ilan ederek Tek Çin Politikasına bağlandı.

Emperyalizmle işbirliğinin getirdiği bu kazanım sonrası olayın sınıfsal niteliği değişti. Çin 1978’lerde kapitalizme yönelince Tayvan rahatladı ve bir burjuva demokrasisi kuruldu.

1990’larda Tayvan yüksek teknolojiye yaptığı yatırımlarla Asya Kaplanları’nın başlıcası haline geldi. Bugün bakıldığında iki ülkenin sınıf iktidarı açısından farkı kalmamış gözüküyor.

Çin’in Tayvan işçi sınıfıyla bir ilişkisi bulunmuyor. Her iki tarafta da benzer çalışma ve sömürü koşulları söz konusu. Geriye yayılmacı bir hırs kalıyor. Çin’deki sermaye birikimi ve askeri gücü eğer günümüz askerileşmiş emperyalist hegemonya krizi olmasa bu 23 milyonluk nüfusuyla Tayvan’ı kolayca yutacak durumda.

Japonya ne kadar haklı?

Hiçbir zaman dünyada tekelci sermaye haklı bir şeyin arkasında durmaz. Ama kestirmeden gitmeyip açalım konuyu.

Tarihsel düşmanlığa rağmen Çin-Japonya ilişkileri zaman zaman iyileşip bozuldu.

Burada kritik olan İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD tarafından teslim alınmış, Sovyetler Birliği’ne karşı beslenerek bir sanayi gücü haline getirilmiş ancak silahlanmasına ve yayılmacılığına izin verilmemiş Japonya’nın Çin tarafından 2012 yılında geçilmesidir. Bu iktisadi güç farkı bugün Çin lehine defalarca katlanmıştır.

ABD 2011’de emperyalist hegemonyadaki başat ülke konumunu sürdürebilmek için Çin’deki sermaye birikimini askeri yöntemlerle yok etmeyi temel stratejisi olarak ilan etti. Japonya ABD’nin müttefiki olarak bu sürece dâhil oldu.

Son 15 yıl içinde Japonya Anayasasında sınırlandırılmış olan askeri gücünü tedrici olarak artırmaya ve yurtdışına askeri müdahale yasağına rağmen ülkelere utangaçça da olsa uzanmaya çalışıyor.
Bu politikayla Japon emekçi sınıflarını bir felakete doğru sürüklüyorlar.

Buna karşılık Trump’ın ikinci döneminde, ABD egemen sınıfının Pasifikte yenilgiden başka sonuç olmayacağını fark etmesine ve kendi coğrafyasındaki sömürü havzalarına doğru geri çekilişine tanıklık ettik.

Japonya bir yerde Çin ile baş başa kaldı Pasifik’te. Bu Tayvan kışkırtmasını ABD’yi tekrar bölgeye çekmek için mi yaptılar, yoksa ABD içinde bazı sermaye kliklerinin işi mi göreceğiz.

Yalnız Trump geçen günlerde her iki ülke başkanlarını arayarak sükûnet tavsiye etti. Tam Venezuela’yı hedefine almışken olacak iş mi?

Bütün bunların yanı sıra bölgenin esas sorunu bütün bu akılsız süreçlere müdahale edecek bağımsız bir işçi sınıfı dinamiğinin yükselmemesi olarak gözüküyor.

Tarihsel olarak sıra diğer coğrafyalarda.

Erhan Nalçacı 'ın Son Yazıları