Erhan Nalçacı
Bugün insanlık için en değerli şey: Sermayeden bağımsızlık
Yayın Tarihi: 23.01.2026 , 23:07 Güncelleme Tarihi: 24.01.2026 , 00:01
Trump Grönland’a kadar bütün Kuzey Amerika’yı ABD bayrağı ile boyayıp önünde poz verirken, Grönland’ı savunmak için Almanya 13 asker gönderip, %25 ek gümrük tarifesini duyunca bu askeri gücü geri çekerken, ABD’de polis mi asker mi olduğu belli olmayan kolluk güçleri sokaklarda insanları kovalarken, Gazze’de katledilen 70 bin insanın kemikleri üzerine lüks konutlar dikip satmak için bir barış kurulu oluşturulurken, bu kurulun başına Irak’taki kitlesel imha silahları yalınıyla ünlü nitelikli dolandırıcı Blair getirilirken…
Yani dünya bu kadar aklını ve vicdanını yitirmişken, insanlık için en değerli şeyin sermayeden bağımsız bir siyasi özne olduğunu anlıyoruz.
Bağımsız bir siyasi program,
Bağımsız bir örgüt,
Bağımsız ittifak ilişkileri.
Bir direnç örebilmek, toplumu akılla donatabilmek ve sermayeden insanlığın kurtarılabilmek için.
Bu konuda ibret verici hikâyeler var: Biz bunlardan birini ele alalım
Venezuela’da sermayeden bağımsız olmak
Chavez’in liderliğini yaptığı Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi 1998’de yönetime geldi, Chavez Devlet Başkanı oldu.
2002’de ABD ve işbirlikçilerinin darbesi ile kısa süreli olarak gözaltına alındı, ancak halkın örgütlülüğü ve ordunun desteği ile darbe püskürtüldü ve yeniden görev başına geldi. Tesadüfen bir belgesel için orada bulunan İrlandalı film ekibi bütün olaylara şahit oldu. Bir süre sonra yayınladıkları Devrim Televizyondan Yayınlanmayacak belgeseli ABD emperyalizminin alçaklık düzeyi ve manipülasyon yeteneğini anlamak için çok önemli hale geldi.
2005 yılında Venezuela’da Dünya Gençlik Konferansı toplandı. Çeşitli ülkelerden on yedi bin gencin katıldığı açılış töreninde kırmızı ceketi üzerinde yerli kolyesi ile Chavez’in bir gencin kortejden fırlayıp getirdiği TKP bayrağını sanki birliğinin sancağını öper gibi zarafetle öptüğünü gördü bu gözler. Ve bu kulaklar askerlerin “biz de devrimciyiz yoldaş” dediklerini duydu.
Dünyanın içinden geçtiği o karanlık dönemde Chavez Venezuela’sı bir yıldız gibi parladı bir dönem.
Ancak çok geçmeden bu hareketin sermayeden bağımsız olmadığını kavrayacaktık.
Neyi savunuyordu Chavez hareketi?
ABD’den bağımsızlığa dayanan bir anti-emperyalizm,
Latin Amerika halklarının birliği,
Anayasal temelli demokrasi,
Sınırlı bir devletleştirme,
Olağan üstü derecede yoksullaşmış halkın yaralarının sarılması.
21. yüzyılın sosyalizmi söylemi altında bu program yürütülüyordu.
Bu programın sermayeden bağımsız olmadığını nereden anladık?
Öncelikle tam bir devletleştirme olmadı ve Venezuela’nın komprador sermayesine yüceltilen Anayasa doğrultusunda medyasını, siyasi partilerini, emperyalizmle bağlarını ve ülke içindeki gerici ittifaklarını korumalarına izin verildi.
Oysa program sermayeden bağımsızlaşmış işçi sınıfının siyasetine ait olsaydı, sermayenin önünde sonunda karşı devrime dönüşecek siyasi faaliyetine ve bunu besleyen sermaye birikimine izin verilmezdi.
İkinci olarak ittifak ilişkileri bize gerçeği gösterdi. Farklı partilerin koalisyonundan oluşan harekete Venezuela Komünist Partisi’nin (VKP) katılması için çok baskı yapıldı. VKP halkçı reform ve devletleştirmeleri dışardan desteklediği halde kendini dünyaca çok heyecan duyulan harekete kaptırmadı. Son yıllarda kapatılma tehlikesiyle karşılaşsa bile bağımsız varlığını korudu.
Şimdi gelinen duruma bakalım.
Venezuela ABD tarafından donanma ile ablukaya alındı ve 3 Ocak 2026’te alçakça bir baskınla Devlet Başkanı Maduro ve eşi birçok askerin ve sivilin öldüğü bir operasyonla ABD’ye kaçırıldı ve bir sirk çadırına benzer bir duruşmada yargılanmaya başlandı.
5 Ocak’ta Devlet Başkan yardımcısı Delcy Rodriguez geçici Devlet Başkanı olarak seçildi ve Maduro’ya bağlılığını ilan etti.
Kısa bir süre sonra Rodriguez Karakas’ta CIA Başkanı ile buluştu. Adı lazım değil CIA Başkanı ekonomik istikrar, istihbarat alanında işbirliği, uyuşturucu kaçakçılığına karşı önlem gibi konuları konuştuklarını bildirdi.
Sanki bu haydut devlet Venezuela’ya her türlü kötülüğü yapmamış, insanlarını öldürmemiş, Devlet Başkanını alçakça kaçırmamış da normal bir ülkeler arası diplomatik görüşme yapılıyordu. Aslında CIA Başkanı’nın (kokuyu alsaydı gelmezdi tabi Karakas’a) hemen tutuklanması gerekirdi.
Sonra Venezuela hükümeti ABD ajanlarının da içinde bulunduğu siyasi mahkûmları serbest bırakmaya başladı.
Ve ABD’ye 500 milyon dolarlık petrol sattılar, bununla övündüler.
Trump Nobel Ödülü verilen ajanı tercih etmediğini, Rodriguez ile birlikte Venezuela’yı yöneteceklerini söyledi.
Şimdi ABD petrol şirketlerini Venezuela’ya yatırım için teşvik ediyorlar ve güvenlikleri için paralı asker şirketlerini görevlendirmeyi planlıyorlar.
Rodriguez’in daha önceden ABD ile görüştüğüne ilişkin haberler çıktı. Kesinleşmediği için bir şey diyemiyoruz.
Her zaman sermayeye bulaşık bir hareketin içinde emperyalist ülkelerin delegasyonları bulunur, adeta kuraldır bu.
ABD Rodriguez için “ılımlı” diyor. Her zaman sermayeye bulaşık partilerin içinde kanatlar olur, homojen bir duruş sergileyemezler.
Ve sermayeden bağımsız siyasi özne olarak bugünleri gören ve kendini korumayı başaran VKP sordu: “Nasıl CIA Başkanıyla görüşürsünüz?”
Bu soru önemli, çünkü ülkenin kurtuluşu bu soruyla başlar.
TKP Cumhuriyet tarihi boyunca Cumhuriyet Devrimi’nin en parlak ve coşkulu olduğu dönemde bile bağımsızlığını korudu.
Ve şimdi soruyor: “Ne diye Suriye’ye seviniyorsunuz, ABD işbirlikçisi bir şeriatçı devlet kuruldu diye mi?”
Türkiye’nin kurtuluşunun sermayeden bağımsız bir siyasi özne tarafından nasıl tanımlandığını ve hangi soruların sorulduğuna tanıklık etmek için 1 Şubat’taki Ankara’daki toplantıya gelin:
Dalgaları karşılayan gemiler gibi, TKP meydan okuyor!