Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Tercihe bağlı körlük sendromu

Bir Türkiye var, onu da Trump’ın emlakçılarına, ırkçı, dinci ayakçılarına ve tercihli körlük sendromu yaşayanlara kaptıracak değiliz.

Yayın Tarihi: 10.08.2025 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 11.08.2025 , 00:00

Bizim basına ne kadar yansıdığını fark edemedim ama dün Lübnan’da bir patlama oldu ve Lübnan Ordusu’nun 6 askeri yaşamını yitirdi. Patlamanın haberini ben ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi kisvesi altında bütün bir bölgenin Yüksek Komiserliği görevini yürüten Barrack’ın bir sayfalık “taziye” mesajından aldım.

Patlama Hizbullah’la bağlantılı bir mühimmat deposunun Lübnan Ordusu tarafından denetlenmesi sırasında meydana gelmiş. Suudi fonlu İslamcı siteler başta olmak üzere, birçok kaynak patlamadan Hizbullah’ı sorumlu tutan yorumlara yer verdiler, ABD, Suudi Arabistan ve İsrail’in Lübnan’daki “dostları” da patlamanın Lübnan’daki tek silahlı gücün Lübnan Ordusu olması gerektiğini ortaya koyduğunun altını kalın kalın çizdiler.

Olay, Lübnan’da Bakanlar Kurulu’nun ABD’nin önerdiği “ateşkes planını” noktasına virgülüne dahi dokunmadan kabul etmesinden tam iki gün sonra yaşandı. Önce bu plan ne diyor ona bakalım.

Özetlemek gerekirse, plan Taif Anlaşması’nın, Lübnan Anayasası’nın ve başta 1701 olmak üzere ülkeye dair BM Güvenlik Konseyi kararlarının uygulanmasını öngörüyor.

Taif Anlaşması 1989 yılında Lübnan’da süren 15 yıllık iç savaşı sona erdiren metin. Perde gerisinde ABD ve Suriye varken, arabulucu S. Arabistan. İsmini hepimizin Türk Telekom yağmasından da anımsayacağı Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri, Taif Anlaşmasının müellifi olarak kabul ediliyor.

Taif anlaşmasının önemi Lübnan’ın kurucu metni kabul edilen “Ulusal Ant”a kimi değişiklikler getirmiş olması. Ulusal Ant’a dair özet bilgi içeren yazımı şuradan okuyabilirsiniz. Bu değişikliklerin başında Lübnan’ı oluşturan etnik ve dinsel grupların  değişen nüfus oranlarının yönetime yansıtılması geliyordu. Detayı bu yazının konusu değil. Asıl önemli kısım “milis güçlerinin silahsızlandırılması”na dairdi. Hizbullah ise bu düzenlemenin dışında bırakılmıştı. Bunu bir kenara not edelim.

ABD planında atıf yapılan 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı ise 2006 tarihli. 15 Konsey üyesinin oybirliğiyle alınmış. Bunun Taif’ten en önemli farkı Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasını öngörmesi. Biraz daha açarsak, İsrail’in Lübnan’dan tümüyle çekilmesi, Sınırın 18 km kadar kuzeyinde paralel bir hat şeklinde uzanan  Litani nehrinin güneyinin Lübnan Ordusu ve BM Barış Gücü’nün (UNIFIL) denetimine terk edilmesi, Hizbullah’ın da o bölgeyi boşaltması istenmiş.

Daha fazla teknik detaya boğmadan şunu söyleyelim, ABD planında referans verilen Taif Anlaşması ve 1701 sayılı BMGK kararı Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda yüzde 100 zıt hükümler içeriyor.

ABD planında birçok başka unsur da var ama “savaşı neden kaybettik?” diye soran Napolyon'un, “cephane yoktu” yanıtını aldıktan sonra “tamam, başka bir gerekçeye ihtiyaç yok” demesi gibi, Hizbullah’a dair mesele ABD’nin niyetinin yönetici özeti aslında. ABD’li emlakçıların yürüttüğü bölgesel tasarıma parazit çıkartacak hiçbir unsurun kalması istenmiyor. Diğer yandan da, bu planı kabul etmeyecek olan Hizbullah’ın üstüne bu kez Lübnan’ın içindeki işbirlikçi unsurlarla birlikte yürünecek ve çıkacak iç savaşın sonunda ülke bir daha ayağa kalkmamak üzere parçalanacak. İsrail Lübnan’a canının istediği gibi hiçbir direnişle karşılaşmadan girip çıkacak, hatta istemezse çıkmayacak.

ABD’nin “barış planı” bu. Silahlar susacak ABD ve İsrail’in askeri gücü siyasetin sınırlarını belirleyecek, ondan sonra Lübnan “Biladüşşam” mı olur, “Biladelamerikî (!)” mi olur ne gam? Lübnan’da 75 yıldır yaşayan Filistinlilerin kaderini hiç karıştırmayalım bile. Küresel sermaye yoksul Filistinlileri çoktan gözden çıkarmış durumda.

Sözün özü, bölgeyi yakından izleyen deneyimli gazeteciler Hala Jaber ve Elias J. Magnier’nin vurguladıkları gibi bu bir çözüm değil Lübnan’ı tasfiye planı.

Şimdi başa dönelim, Lübnan Ordusu’nun 6 askerinin ölümüyle sonuçlanan patlamanın ardından Hizbullah’ın suçlanması kuşkusuz başlatılması planlanan iç savaşın işaret fişeklerinden biri olacak. Yıllardır, savaş, işgal, açlık, sefalet gibi her türlü felakete maruz kalan Lübnan halkının acılarını uzaktan seyreden “uluslararası camia”nın bu patlamanın ardından Lübnan’a taziye mesajı yağdırması elbette tesadüf değil. 
Ateşkes ve barış diye çıkılan yolun sonunun iç savaş ve çözülme olacağını görmemek için ya bir tür bilişsel körlüğün kurbanı olmak gerek, ya da bile isteye başını öteye çevirmek.

Benzer bir durum Suriye için de geçerli. Federal mi olacak, konfederal mi, üniter mi? Güneyi kimde kalacak, kuzeyi kimde? Lübnan’dan kalan parçalarla mı birleştirilecek, yoksa topraklarının bir kısmı İsrail’e bir kısmı Türkiye’ye mi verilecek? Orada yaşayan halklar ne olacak? Sünni Araplar, Kürtlerle mi çatıştırılacak, Dürziler Bedevilerle mi? Alevi nüfus, Hristiyan nüfus kime, kimlere iltihak edecek? Yoksa hepsi üst üste toplanıp beşe mi bölünecek. Canım “Pax Americana” işte. Dert etmeyin, diktatör Esat’tan, Baas düzeninden kurtulduk ya işte. Hem içinde “pax” geçiyor. Yani barış! Daha ne istiyorsunuz?

Çanakkale’de açılan her yeni emlak/arsa ofisinin daha çok orman yangını anlamına gelmesinde nasıl bir tuhaflık yoksa, Emlakçı Trump’ın bütün adamlarının, özellikle de Barrack’ın bölgedeki faaliyetlerinin daha çok savaş anlamına gelmesi de o kadar olağan.

Bir birey, başta sınıfsal olmak üzere çeşitli sebeplerle ABD ve kapitalizm yanlısı olabilir. ABD hegemonyasının kendi faydasına olduğunu, o hegemonyanın kurbanlarının ölmeyi hak ettiklerini, kazanan/kazanacak tarafta yer almanın çıkarlarına uygun olduğunu, diğer “kahverengi” halkların başına gelenin kendi başına gelmeyeceğini  düşünebilir. Bunlara söyleyecek sözümüz yok, bunlarla kavgamız var. Köklerine kibrit suyu ekene ve gezegeni bu asalaklardan kurtarana kadar da duracak değiliz.

Yalnız bir de tercihe bağlı körlük sendromundan mustarip olanlar var. Onların durumu çok acıklı.

Lübnan’a, Suriye’ye baktıklarında planlananların, yapılanların yanlışlığını, sonucun o ülke halkları ve bölge için felaket olacağını görmekte hiçbir zorluk çekmiyorlar. ABD emperyalizminin nelere kadir olduğu konusunda okuyarak ve yaşayarak öğrendikleri  deniz derya. E, bunlar okumuş çocuklar! Marx biliyorlar, Engels biliyorlar, kısmen Lenin’e, bir çorba kaşığı da Bookchin’e hâkimler. Aferin!

Şimdi bu “haylaz” emperyalizm, bölgenin canına okuyor. Suriye’yi Lübnan’a, Irak’ı İran’a katma peşinde koşuyor, İsrail’in yürüttüğü insanlık tarihinin canlı görüntülenen en büyük soykırımına her türlü desteği veriyor. Bunları görmekte, tespit ve telin etmekte büyük  sorun yaşanmıyor. Ortadoğu’yu gözlerimizin önünde olanca müstehcenliğiyle dans ediyor. Buralarda mutabıkız, değil mi?

Gelgelelim Barrack ve Londra masayı Ankara’da kurunca işler değişiyor. Sürecin biyolojik artıklarında boncuk bulma gayreti, çokça hatasıyla ve doğrusuyla bu bölgede yaşanmış en ilerici atılım olan Cumhuriyet’e sövme abukluğundan geçtim, ortaçağın karanlıklarında yitip gitmiş olması gereken aşiret yapısının yüceltilmesine kadar sıçrıyor.

Kuyruk olma kolaylığına alışmış ve öncülük refleksini yitirmiş bir grup, ABD’nin soğuk savaş icatları arasında ilk sıralarda yer alan, solcu gençleri katlederek, fabrikalarda grev kırarak ABD’deki kurucu babalarına borcunu ödeyen mafyatik bir yapıyla ve ülkeyi kupon arsa olarak gören zihniyetle ele ele tutuşmuş bağırıyor: “Ama Mustafa Suphi’yi Kemalizm öldürdü!”

Tercihli körlük sendromu tam da bu. Lübnan’ı görüyor, Suriye’yi görüyor ama Türkiye’yi orada çevrilen dolaplardan münezzeh ve başka bir gezegende farz ediyor. Arama motorlarını boşuna yormayın. Tercihli körlük sendromunun belirtileri hep vardı ama sendrom seviyesine yeni çıktı. Tedavisi üzerinde çalışıyoruz ve mutlaka bulacağız. Zira başka bir ülkemiz yok.

Bir Türkiye var, onu da Trump’ın emlakçılarına, ırkçı, dinci ayakçılarına ve tercihli körlük sendromu yaşayanlara kaptıracak değiliz.

Yazarın Son Yazıları