Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Moskova ile ilişkilerde sonbahar

Rusya’nın artan gerilim çerçevesinde Türkiye’yi ticari “yaptırımlar”la kendine getirmeye çalışması mümkün. Ancak emperyalizmle tam boy örtüşmeden beklentiler öylesine büyük ki, Rusya domatesleri, hıyarları geri gönderdi veya turist akışını kıstı diye, Ankara’nın taviz vereceğini beklemek gerçekçi değil.

Yayın Tarihi: 17.08.2026 , 00:31 Güncelleme Tarihi: 17.08.2026 , 00:32

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş uzayıp gidiyor. Sadece Ukrayna halkı değil, Rusya halkı da savaştan giderek daha çok zarar görüyor. Karadaki cephe hattı kilitlenmiş gibi. Tahminimin aksine bahar ve yaz geniş çaplı taarruzlara sahne olmadı. Ukrayna’nın cepheye sürecek ilave askeri kalmadı. Zelenski yönetiminin adamları sokaklarda askere alınacak insan avında. Savaştan kaçmak için ülkelerini terk edip Avrupa’ya sığınan Ukraynalılara da “dönün ve ölün” baskısı yapılıyor. Rusya ise 16 milyon kilometrekareyi savunmak zorunda olduğundan yüksek kayıpların yaşandığı bu cepheye daha fazla asker yığmaktan kaçınıyor.

Buna karşılık Ukrayna ve Rusya kentlerine her gece havadan ölüm yağıyor. Savaşı Rusya halkına da hissettirmeyi amaçlayan  NATO planı işliyor. Uralların batısında her kent hedef alınabiliyor.

Geçen yılın sonundan beri Karadeniz de savaşın ateşiyle iyice kararmış durumda. Savaşın tarafları karşılıklı sivil gemileri ve limanları vuruyorlar. Türk sahipli veya Türkiye bağlantılı gemiler sürekli topun ağzında. Ülkemizden ve başka halklardan deniz emekçilerinin kayıpları artıyor.

Türkiye’yi yöneten Akepe-Mehape rejiminin savaşın başındaki ihtiyatlı tavrı da giderek artık dönüşüyor. Türkiye sermaye düzeni Kuzey’de ve Güney’de yaşanan gelişmelerde, büyüyen kavgada, tırmanan boğazlaşmada tarafını seçmiş görünüyor.

ABD ve İsrail’in İran halkına açtığı savaşta Körfez rejimleri üzerinden bin yıllık komşuya düşmanca tavır alan rejim şimdi bir başka kıdemli komşusu olan Rusya’yla da mesafesini açıyor.

Bununla ilgili son öğrendiklerimiz çok çarpıcı. soL Haber Portalı’nın haberine göre, Akepe iktidarı kendi envanterindeki ABD menşeli balistik füzeler, roketatar sistemleri ve misket bombalarının Ukrayna’ya satışı için onay istedi.

Bu noktada parasını verip aldığımız silahları başkasına satmak için neden izin istiyoruz diye sorabilecekler için belki yüzüncü kez bir anımsatma yapmak gerek zira bu temel meseleyi bilmeden medyada jeopolitik yorum yapan bir sürü eli sopalı “uzman”ın oksijen tükettiği bir ülkeyiz.

Silah satış sözleşmelerinin neredeyse tamamında “End User Certificate (EUC)” denilen bir kavram kullanılır. Son kullanıcı belgesi diye çevirebileceğimiz bu kavram satın alınan silahın kullanım çerçevesini çizer. EUC silahın üretici ülkenin izni olmaksızın başka bir alıcıya satılamayacağını, devredilemeyeceğini hükme bağlar. 

İşte bu sebeple tıpkı Rusya’dan alınan S-400 bataryaları gibi, ABD’den aldığınız silah sistemlerini de üçüncü taraflara izinsiz satamazsınız.

Ukrayna’ya yapılacak 283 milyon ABD doları tutarındaki bu satışı da, ABD’den izin gerektiği için öğrenebilmiş bulunuyoruz.

Trump yönetiminin olumlu yanıt verdiği Ankara’nın izin başvurusuna, silah satışları konusunda son yetkili merci olan ABD Kongresi’nden bir itiraz gelmediği takdirde satışın Eylül ayının başında gerçekleşeceği anlaşılıyor. Mevcut yapısıyla Kongre’nin bu talebe olumsuz yanıt vermesi ise beklenmiyor.

Türkiye Rusya ile savaş halindeki Ukrayna’ya ilk kez askeri destek sağlamıyor. Özellikle İHA ve SİHA üretimi bağlamında yıllardır süren bir ortaklık var. Ancak bu seferki satış NATO’nun savaşı Rusya’nın içlerine yayma siyasetiyle fazlasıyla uyumlu. Bu yüzden geçmişteki askeri işbirliği girişimlerine fazla ses çıkartmayan Moskova bu kez sesini yükseltti. Elbette Moskova’nın sertleşmesinde savaşın gidişatı ve Ankara’nın bu son eyleminin bardağı taşıran damla olduğunu düşünmesi de rol oynamış olabilir.

Rusya’nın resmi tepkisi Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zaharova’dan geldi. Yanılıyor olabilirim ama bizdeki uygulamadan bildiğim kadarıyla, Zaharova’nın Moskova’nın tavrını, doğrudan bir açıklamayla değil “soruya cevap” formatında ortaya koyması, Türkiye-Rusya ilişkilerinde hâlâ kurtarılabilecek bir zevahir bulunduğunu düşündükleri şeklinde yorumlanabilir. Yine de içerik son derece sert.

Zaharova yanıtında hem ABD’yi hem de Türkiye’nin geçmiş dönemlerde üstlendikleri arabuluculuk çabalarını anımsatıyor dolaylı olarak her ikisini de riyakârlıkla suçluyor. Erdoğan ve tayfasının barışçıl çözüm söylemlerini, Trump’ın "savaşı bir hafta bitiririz" iddialarını anımsayınca haksız olduğunu söyleyemeyiz.

Bir yandan yıllarca “köklü ilişkiler, dostluk, ticaret, işbirliği” filan deyip bir yandan da savaşta ölümleri artıracağı kesin olan nitelikte bir silah transferi yapılması Rusya’yı kızdırmış görünüyor. Zaharova bu konuda ABD ve Türkiye’den “izahat” istendiğini de söylüyor.

Birçok konuda olduğu gibi bu silah satışı konusunda da Ankara’daki resmi ağızlardan bir şey duymuşuz değiliz. Yalnız Rus basınını yakından izleyen dış politika analisti Aydın Sezer’in aktardığına göre, RIA Novosti Ajansı bizim Cumhurbaşkanlığı ile temas etmiş. Ajansın görüştüğü yetkili “Rusya’nın bu konuda izahat talep ettiğine dair bir bilgimiz yok” demiş. Bu yetkili kim ve ne kadar yetkili onu da bilmiyoruz.

Diplomasi filan bir yana buna halk ağzında “almaza yatmak” deniyor. Akepe-Mehape imzalı sermaye düzeni ait olduğu yere, ABD eksenine tam olarak yerleşmiş durumda. Bunun için de, uzun süredir titizlikle sürdürdüğü Rusya ile dengeli ilişki politikasından vazgeçiyor. Pek olası görünmemekle birlikte, Ankara’nın bu yoldan dönmesi ya da yeniden eski ihtiyatlı çizgiye dönüş yapması aslında ABD’nin benimseyeceği politikalara bağlı.

Trump’ın Rusya “açılımı”nın duvara çarpması, İran’da uğradığı yenilgi ve Çin’e karşı uyguladığı ticari sıkıştırma tedbirlerden sonuç alamaması ABD’ye, hegemonya krizini aşmak için daha fazla saldırganlıktan başka bir çare bırakmıyor. Dolayısıyla ABD’nin kuyruğuna takılmak Türkiye sermaye düzeni bakımından o saldırganlığın bir parçası olmayı zorunlu kılıyor.

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin belirli bir seviyenin altına düşmemesini sağlayan ticaret bağlamında da hissedilir bir değişiklik var. Türkiye enerji alımlarında Rusya’nın ağırlığını hissedilir derecede azaltmış durumda. Türkiye’nin dış ticaret hacmi genel olarak büyürken Rusya ile ticaret hacmi hızla geriliyor.

Rusya’nın artan gerilim çerçevesinde Türkiye’yi ticari “yaptırımlar”la kendine getirmeye çalışması mümkün. Ancak emperyalizmle tam boy örtüşmeden beklentiler öylesine büyük ki, Rusya domatesleri, hıyarları geri gönderdi veya turist akışını kıstı diye, Ankara’nın taviz vereceğini beklemek gerçekçi değil.

Türkiye’nin en büyük sorunu ise emperyalizmle eklemlenme konusunda iktidar ile düzen muhalefetinin hiçbir görüş ayrılığı yaşamaması. Akepe-Mehape ekseni artık somut adımlarla emperyalizmin emrinde savaşa koşarken, düzen muhalefetinin buna karşı sergilediği tutum “onu alma, beni al”dan ibaret.

Yıkmak zorunda olduğumuz sadece bir sömürü düzeni değil, artık aynı zamanda bir savaş düzeni. Olası bir savaşta cepheye sürülecek olan Türkiye emekçi sınıfının bunlara karşı örgütlü şekilde mücadele etmek için kaybedecek zamanı kalmadı.

Yazarın Son Yazıları