Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Yurtta utanç, dünyada utanç

BM Genel Kurulu’ndaki konuşmalarında İsrail’i haklı olarak eleştiren o kişiler toplantı salonunda Trump’ı ayağa kalkarak ve önlerine ilikleyerek karşıladılar. Ben utandım. Onlar ise patronlarıyla poz verme yarışına girdiler. Bütün bu örneklerin ortaya koyduğu çirkin bir gerçek var. İsrail’in varlığı, emperyalizme biat etmiş, kendi halklarını ve diğer halkları bu sayede sömürmeye devam edebilen bir büyük toplam için müthiş bir kolaylık sağlıyor.

Yayın Tarihi: 27.09.2026 , 23:04 Güncelleme Tarihi: 28.09.2026 , 00:02

Kapitalizmin en önemli hedeflerinden biri insanın utanma duygusunu ortadan kaldırmak olmalı. Utanma deyip geçmeyelim, içinde barındırdığı bir sürü duygu var aslında. Bir yeriniz açıkta kaldı diye utanmaktan söz etmiyorum. Sevgi, empati ve en önemlisi insanın eşit olduğu düşüncesi. Biraz daha açarsak bir insanın yararlandığı herhangi bir temel haktan her insanın eşit ölçüde yararlanması gerektiği inancı. Buna aykırı bir durumla karşılaşıldığında rahatsızlık duyma ve bunu giderme arzusu. Tarif etmeye çalıştığım utanma bu.

Geçen hafta Türkiye’de utanmazlığın yeni bir örneği sergilendi. Öyle üç-beş çürük elmanın yediği bir herze değil bu. Sistemin izin verdiği, teşvik ettiği ve nemalandığı bir dolandırıcılık faaliyeti.

Sermaye düzeninin bir başka özelliğine geliyoruz buradan. Bir tür ipnotizma. Düzen sizi iki şeye inandırabiliyor. Birincisi kaynakların sonsuz olduğuna. Oysa biliyoruz ki, iktisadın temel kuralı ihtiyaçların sonsuz, kaynakların sınırlı olduğu. Dünya kaynaklarının sistemin açgözlülüğüne yetebilme olasılığı, salt iktisat bilimine değil fizik kurallarına da aykırı. Sermaye düzeni bu gerçeğe aykırı olarak gerçekte var olmayan, kurgusal kaynaklar üzerinden döndürüyor tekerini. Bilişim ortamında el değiştiren kaynak miktarının gerçeklerle en ufak bir ilişkisi yok. O kaynaklara erişimin vadesi sınırlanarak, bir tür nöbete bindirilerek yaratılıyor bu yanılsama. Sizin sandığınız değer aynı anda bir başkasının, ne biri birkaç milyon başkasının gibi görünüyor.

Sizi inandırdığı ikinci husus bu birinciyle bağlantılı. Bırakın yönetmeyi, üzerinde hiçbir denetiminizin olmadığı bir üretim aracının küçük de olsa bir kısmının size ait olduğuna ikna edebiliyor. O üretim aracının kurgusal değeri arttığında varlığınızın da arttığını düşünüyorsunuz. Araba bir de üç-beş kuruş temettü alırsanız iyice ikna oluyorsunuz varlık sahibi olduğunuza.

Oysa sermaye düzeninde temel kural tıpkı bir kumarhanede olduğu gibi kasanın kazanması. Kasanın kazanması için de sizin kaybetmeniz gerekiyor. Kimileri daha az kaybediyor, kimileri daha çok. Zaman içinde bunu umursamaz hale geliyorsunuz. Zira başınızı suyun üstünde tutmak istiyorsunuz ve boğulanları umursamıyorsunuz. Menkul kıymet borsaları bu utanma yoksunluğu temelinde işliyor.

Türkiye’de olup bitenlerin ayrıntısı bütün engelleme çabasına rağmen odadaki fil misali gözümüzün önünde duruyor. O yüzden uzmanı olmadığım bu konuyu uzatmayacağım. Eviniz soyulmuş, evinizi soyan zaten kadı ve subaşı. Varın şikâyet edin şimdi!

Ülkemizdeki bu manzara ile küresel seviyede yaşananlar arasında bir ilişki var. Kimileri aksini iddia etse de, biz bize benzeriz filan dese de, hiçbirimiz dışarıdan hava sızdırmayan bir kavanozda yaşamıyoruz.

Emperyalizm hiçbir zaman insancıl olmadı. Kapitalizmin bu öz evladı, salt sömürü ve ölümle değil ahlaksızlıkla da özdeş. Ahlaksızlık, öyle şuran göründü, buran göründü gibi bir şey değil. İnsanı insan yapan utanma duygusunun ve eşitlik arayışının kaybedilmesiyle ilgili.

Bu hafta gerçekleşen BM Genel Kurulu’nda iki konuşma öne çıktı. Birincisi ABD Başkanı Trump’ın ikincisi ise İsrail Başbakanı Netanyahu’nunkiydi.

Netanyahu’nun konuşmasının içeriği kişisel özelliklerinin yanında temsil ettiği yapının bütün çirkinliklerini yansıtan bir nitelik taşıdı. Çağrı cihazlarıyla öldürdüğü, sakat bıraktığı insanların sayısıyla övündü. Çeşitli kaynaklara göre, 77 ülke heyeti o konuşurken genel kurul salonunu terk etti. BM’nin üye sayısı son baktığımda 193’tü. Bir başka deyişle salon boşaldı, büyük protesto denilen olay gezegendeki ülkelerin üçte birinden biraz fazlasıydı. Bu da bir şey denilebilir ama kazın ayağı öyle değil. Sömürgeci, ırkçı ve soykırımcı devlete genel kurulda tepki gösterenlerin büyük bir bölümü o hareketle bir nevi günah çıkartma denemesi yaptılar. Tek tek bakıldığında birçoğunun İsrail’le doğrudan ve dolaylı ticareti sürüyor. Yine büyük bölümü İsrail’le aynı sportif turnuvalara katılıyorlar. Neredeyse hiçbiri İsrail varsa ben oynamam demiyor. Keza yoksul Filistin halkı çoğunun umurunda değil zira İsrail demek sermaye demek.

Bir de bu müsamerevari eyleme dahi katılmayanlara bakalım. BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimî üyesi orada. Dünyaya medeniyet dersi vermeyi görev bilen Avrupa kıtasının tamamı üç-beş küçük istisnayla orada.

Özetle, ortada insanlık adına utanç duyulması gereken bir manzara bulunduğu açık ama daha da kötüsü var.

ABD Başkanı Trump’ın yamuk ağzını daha da yamultarak yaptığı konuşmaya bakalım şimdi. Trump’ın konuşması başından sonuna insanı insan yapan ne varsa onlara yüz seksen derece aykırı bir içerik taşıyordu. Venezuela’da yaptığı haydutluğu övdü, İran’ı ortadan kaldırmakla, Küba halkını daha da aç bırakmakla tehdit etti. II. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyadaki ülkeleri asgari müştereklerde birleştirmek, insancıl değerleri hiç değilse asgari seviyede yaşatmak düsturuyla kurulmuş olan Birleşmiş Milletler’de açık açık insanlığa sövdü.

Buna karşılık, Küba dışında tek bir ülke heyeti bile o salonu terk etmedi. Bırakın salonu terk etmeyi, minimum bir tepki olarak kürsüye arkasını bile dönmedi. Doğrudan hedef alınan Küba ve İran dışında, Trump’tan sonra konuşan liderlerin veya temsilcilerin hiçbiri çarpık ağızlı bu insanlık düşmanına “kendine gel, burayı ne sanıyorsun” bile diyemedi.

Netanyahu’nun suikast övgüsü yaptığı ve aynı anda İsrail heyetinin genel kuruldaki heyetleri fişlediği, taciz ettiği konuşmanın ardından BM’nin İsrail’e yazılı bir uyarı yaptığını gördük. İsrail “ciddiyete davet edildi”.

Oysa Trump’ın 15-20 dakika içine akla gelebilecek her türlü savaş ve insanlık suçunu sığdırmayı başardığı konuşması sonrasında benzer bir uyarı aldığına dair bir şey duymadık.

ABD Başkanı 90 milyonluk İran’ı ortadan kaldırmayı düşündüğünü belirttiği ve ismini vermeden nükleer silah kullanabileceğini ima ettiği konuşmasının ardından aralarında İran’ın komşularının da bulunduğu bir grup ülke lideri ve temsilcisiyle bir araya geldi. BM Genel Kurulu’ndaki konuşmalarında İsrail’i haklı olarak eleştiren o kişiler toplantı salonunda Trump’ı ayağa kalkarak ve önlerine ilikleyerek karşıladılar. Ben utandım. Onlar ise patronlarıyla poz verme yarışına girdiler.

Bütün bu örneklerin ortaya koyduğu çirkin bir gerçek var. İsrail’in varlığı, emperyalizme biat etmiş, kendi halklarını ve diğer halkları bu sayede sömürmeye devam edebilen bir büyük toplam için müthiş bir kolaylık sağlıyor.

Aynı kolaylık gerçekte kendisine ait bir politikası ve görüşü bulunmayan, ister istemez 5 daimî üyenin sultası altında bulunan BM için de geçerli. Üstelik BM de çoğu zaman bu kolaycılığın kurbanı olan bir kurum. Kürsüyü bulan BM’ye saydırıyor, etkisizliğinden ve yetersizliğinden dem vuruyor ama bunun sebebinin başta ABD olmak üzere sermaye düzenlerinin kudurması olduğunu gizliyor.

Bulduğu her limon sandığının tepesinden İsrail’i eleştirenler de İsrail’in -Netanyahu’nun değil İsrail’in- ABD’nin mütemmim cüzü/tamamlayıcı parçası olduğu gerçeğini saklama derdindeler. Esasen insanlığı yönetme iddiasındakilerin utanma duygusunu yitirmiş olduklarının ve hepimizi kendileri benzetme iradesinin en somut örneklerinden biri bu.

Birkaç milyar insanın yüzüne bakarak yalan söylemekten veya gerçeği üzerine kalın bir örtü atmaktan hiç utanmıyorlar.
Kendilerine oy veren ve güven duyanlar da dahil halkı soymaktan utanmadıkları gibi.

Türkiye’de ve dünyada devrimcilerin öncelikli hedefi insanı insan yapan utanma duygusunu yeniden tesis etmek olacak.

Not: Bu hafta içinde X hesabım Türkiye’den erişilemez kılındı. Ortada herhangi bir hukuki dayanak yok ama bunda şaşılacak bir şey de yok. İktidarın operasyon hesaplarından “İran lobisine dahil olmakla suçlandım”. Şayet gerekçe bu ise ne mutlu bana. İran rejimine hiçbir yakınlığım yok ama NATO lobisine dahil deselerdi utancımdan sokağa çıkamazdım.

Belki daha çok insan görür diye buradan belirteyim. Yeni bir hesap açmayacağım. Sosyal medya önemli elbette ve şimdilik alternatif mecralar mevcut. Ancak daha da önemlisi insanlarla yüz yüze konuşmak, doğrudan temas edebilmek. Mücadeleye devam. Başka ülkemiz de, dünyamız da yok!

Yazarın Son Yazıları