Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Emperyalizme terlik darbesi

Emperyalizmin güçlü olduğu, bir tasarımı bulunduğu, inceden inceye hesap kitap yaptığı doğru. Ancak bu aklına eseni yapabileceği, her hesabının tutacağı ve kafaya terliği yemeyeceği anlamına gelmiyor. Bizim ve bölge halklarının elinde terlikten çok fazlası var.

Yayın Tarihi: 13.09.2026 , 23:34 Güncelleme Tarihi: 14.09.2026 , 00:02

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in Batı Asya tasarımı doğrultusunda başlattıkları İran saldırısı Hürmüz Boğazı’na takılmış görünüyor. İran’ın işini bir çırpıda bitirme hesabı tutmadı. Tahran’ın bu savaşa çok uzun zamandır hazırlandığı, stratejik ve taktik hamlelerinin isabetinden anlaşılıyor.

ABD’nin nafile saldırılarına ilk başta büyük bir iştahla katılan, özellikle de suikastlar konusunda Washington’a ciddi katkı sağlayan İsrail şimdilik savaşın İran cephesinden kopmuş görünüyor. Bunun bir sebebi, Netanyahu ve soykırımcı çetesinin diğer üyelerinin iddialarının aksine yediği ağır darbeler. İsrail’in uzun süreli bir saldırıya dayanacak yastığı yok.

Bir diğeri ise, ABD’nin İran’a karşı cepheyi genişletmek istemesi ve İsrail’in bu anlamda psikolojik bir engel oluşturması. Hemen hepsi bir şekilde İsrail’e destek olan bölge rejimleri bakımından sıcak bir savaşta İsrail’le yan yana savaşıyor olmak arzu edilen bir görüntü değil. Yıllardır laf ebeliğiyle kandırdıkları halklarına anlatmakta zorlanacakları bir durum bu. O yüzden Washington İsrail’i arka cepheye çekti. Sömürgeci ve ırkçı varlık, savaşın İran bakımından dolaylı cephelerinde faaliyet gösterebiliyor. Lübnan ve Suriye’nin bir bölümünü işgal altında tutmakla yetiniyor. Bir de Gazze ve Batı Şeria’da kafasına göre kesip biçiyor. Filistin davası lafını dilinden düşürmeyen bölge rejimleri ise bir yandan İsrail’le ticareti ve işbirliğini sürdürürlerken bir yandan da yalandan homurdanmakla yetiniyorlar.

İran’ın ABD’nin bölgedeki varlığına verdiği zarar artık propagandadan ibaret denilemeyecek kadar somut. Geçen yıl Haziran ayındaki ilk saldırıdan beri savaşı ciddiyetle izleyenlerin bu yaz başında yürüttükleri tahminler tutmuş görünüyor. Kendi adıma buna dilek de diyebilirim. Zira İran’ın ABD’yi yenip Washington caddelerinde zafer geçidi yapması mümkün olmadığına göre bölgedeki ABD varlığına zarar vermesini umuyordum. İran’ın ilk saldırıları bölgedeki ABD üslerinin elektronik boyutunu hedef alıyor ve ABD’yi körleştirme amacı taşıyordu. Bu başarıldıktan sonra üslerini fiziki varlığı da hallaç pamuğu gibi atıldı.

Donanma unsurunun emperyalist hegemonyanın olmazsa olmazı olduğunu artık hepimiz biliyoruz. ABD’nin bölgede konuşlu 5. Filosu çok önemli bir güç yansıtma aracıydı. Bu filonun Bahreyn’deki ana üssünün durumunu ABD’nin Donanma Bakanı geçtiğimiz günlerde veciz biçimde açıkladı. Bakan özetle “taş üstünde taş kalmadı, o yüzden bütün personeli tahliye ettik, buraya kısa zamanda geri dönmemiz çok güç” dedi.

ABD’nin İran’a karşı uyguladığı ve Tahran’ın orta vadede fena hale canını yakacak ablukanın sürmesi için donanmaya, donanmanın ise üsse ihtiyacı var. ABD donanmasının bölgede faydalanacağı tek üs Bahreyn değil elbette lakin donanmanın ana unsurlarının bölgeden güvenli bir mesafeye çekildiklerini ve komuta merkezinin Hürmüz’e dört bin kilometre uzaktaki Diego Garcia adasına taşındığını biliyoruz.

ABD saldırısına destek veren bütün Körfez rejimleri ağır darbeler yediler. Doğal olarak en büyük darbe en büyüklerine geldi. Suudi Arabistan krallığı kendi halkı da dahi bölge halklarına ihanetinin bedelini taksit taksit ödüyor. Hürmüz ablukası Krallığın petrol sevkiyatını zaten daraltmıştı. Riyad bu yüzden Kızıldeniz’e çıkan boru hattına ve Bab-ül Mendep rotasına bel bağlıyordu.

Geçen hafta bu ikisi de elinde patladı. Evet geldik Husiler diye bildiğimiz grubun örgütü Ensarullah’a. Hani şu biraz da karikatürleştirerek “terlikli savaşçılar”dan oluştuğu söylenen Ensarullah!

Batı Asya’daki jeopolitik unsurlar çok karmaşık. Bunları geniş kitlelere anlatırken kimi basitleştirmelere başvurmak da bir noktaya kadar anlaşılabilir. Yalnız her basitleştirmenin de pedagojik bir masumiyet içerdiğini düşünmemek gerekiyor.

“Yemen’de İran yanlısı Husiler/Ensarullah” veya “İran’ın vekili Husiler” diye başlayan bir analiz görürseniz elinizdeki ekrana kadar gelmiş emperyalizme bir “uğurlar olsun!”  diyerek oradan uzaklaşın! Üretim merkezi Washington/Londra/Tel Aviv olan bu analizler size genellikle iki kanaldan ulaşıyor. Birincisi elbette Batı kaynaklarından tercüme haber ve analiz aktarımı yapmayı alışkanlık haline getirmiş tipler. Altını kazıyınca genellikle NATO çıkıyor. İkincisi ise dünyaya mezhepçi gözlüklerle bakan ve herkesin öyle yapmasını dayatan yarım akıllı bir ekip. Takkelerine bakıp yanılmayın, onların altını da kazıdığınızda NATO ve emperyalizm çıkıyor.

Husiler’in örgütü Ensarullah’ın İran’ın uzantısı olduğu söylemini destekleyen iki unsur bulunuyor. Birincisi Husiler’in Şiiliğin Zeydi koluna mensup olmaları. Burada ne ilahiyatın derinliklerine girecek halimiz ne de yeterli bilgimiz var ama şunu bilelim: Zeydilik İran Şiiliğiyle aynı şey değil. Hatta Şiiliğin itikat ve ibadet açısından Sünniliğe en yakın kolu kabul ediliyor.

İkinci unsur ise Ensarullah’ın bugün devlet düzeyinde İran’dan başka temsilcisi kalmayan Direniş cephesinin Yemen kolu olması. Evet, Ensarullah kendi ülkesindeki emperyalizme eyvallah demeyen bir örgüt. İyi ki de öyle. Lübnan Hizbullahı’yla ideolojik ortaklığa sahip olduğu da bir gerçek. Yalnız Ensarullah İran ve Hizbullah istediği için kurulmuş bir örgüt değil. Çok uzun bir tarihsel süreç ile Yemen’in iç dinamiklerinin ürünü.

Yemen’de uzun yıllardır sürüp giden bir iç savaş var. Yalnız onun öncesini de anımsamakta yarar var. İnternetten veya giderek yaygınlaşan yapay zekadan yararlanarak Yemen’in yakın tarihini öğrenmek mümkün. O yüzden çok ayrıntıya girmeyeceğim. İki kutuplu dönemde iki Yemen var. Kuzey ve Güney. Güney Yemen 1967-90 arasında yaşamış, daha sonra Kuzey Yemen’le birleşmiş sosyalist bir devlet. Husiler’in tarihsel anavatanı ise Kuzey Yemen. İlk iç savaş birleşme sonrası 1994 yılında, ikincisi ise 2015 yılında.

BM verilerine göre 270 bini çocuk, 400 bin kişinin yaşamını yitirdiği, 4,5 milyon insanın yerinden edildiği  II. İç Savaşta Suudilerin ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin oynadığı rolü bilmediğinizde ya da bilinçli olarak gizlediğinizde “Ensarullah, İran’ın isteği doğrultusunda Suudi Arabistan’a saldırdı” yalanını atmaya kalkışabiliyorsunuz.

Oysa iç savaşın ayrıntılarına girerseniz Yemenli çocukların Suudi Arabistan’ın Fransa, İngiltere, Almanya ve tabii ki ABD’den aldıkları gelişkin silahlarla nasıl katliamlar gerçekleştirdiklerini, ülkeye kaç bin ton bomba bıraktıklarını, doğrudan Ensarullah’a karşı, kiraladıkları paralı askerlerle kaç operasyon yaptıklarını ve neredeyse tümünde başarısız olduklarını öğrenmeniz mümkün.

Ensarullah veya popüler adlandırmayla Husiler her seferinde Suudi ve geçen yıla kadar BAE destekli güçlere Yemen’i dar ettiler. Bununla da yetinmeyip Suudi Arabistan’ın içlerini de defalarca vurdular. Bu arada terlikli savaşçılar denilen Husiler elbette bu zaferleri terlikle veya geleneksel Yemen hançerini savurarak kazanmadılar. Bütün bu süreç boyunca, İran’dan ve Hizbullah’tan füze teknolojisi konusunda destek gördükleri bir gerçek. Biz yine de İran ile Yemen arasında kuş uçuşuyla 2000 kilometre mesafe ve Suudi Arabistan gibi bir emperyalizm ürünü ve uzantısı bir ülke bulunduğunu anımsatalım. Bir başka gerçek ise Husilerin emperyalizmin Batı Asya tasarımına karşı savaştıkları ve bugüne kadar ABD ve İsrail’in hava saldırılarına da başarıyla karşı koydukları, hatta yanılmıyorsam geçen yıl ABD’yi “barış istemeye” mecbur bıraktıkları.

İşte geçen hafta yaşanan büyük Ensarullah taarruzunun arka planında bunlar var. Suudi Arabistan şimdi petrol sevkiyatında kullandığı ikinci deniz güzergâhını da kaybetmek üzere. Bab-ül Mendep Boğazı’nın doğu yakası ve boğaz çevresindeki adaların çoğu Husiler’in eline geçti. Ensarullah boğazı sadece Suudi Arabistan ve İsrail bağlantılı gemilere kapatacaklarını açıkladı.

Kızıldeniz’e çıkan ve Süveyş rotasına petrol aktaran Suudi Doğu-Batı boru hattı da Ensarullah tarafından vurulduktan sonra hizmet dışı bırakıldı.

Suudi Arabistan ve fiili lideri Bin Salman çarşafa dolanmış görünüyor. Bu noktada herkesin aklında bir soru: “Mekke İttifakı ne oldu?”. Mekke İttifakı’nın ne olup ne olmadığını hem yazdığım hem de şurada sözlü olarak özetlediğim için uzatmayacağım. İttifak denilen hikâye şimdilik bir niyet beyanından ibaret. O yüzden de Bin Salman, Ensarullah’tan kafasına terliği yiyince yine Washington’a yüz sürdü. Trump ise “şimdi işim var şekerim” deyip yardım talebini geri çevirdi. Trump da kendince haklı. O da hâlâ İran’dan aldığı yaraları yalamakla meşgul. Uzakdoğu’yu fethedeceği söylenen, vurduğunu devirdiği sanılan ABD, Batı Asya’da karşısına İran çıkınca konvansiyonel askeri gücünün sınırlarını gördü.

Peki geçen hafta yaşananlardan biz ne öğrenmek durumundayız? Birincisi Türkiye’deki emperyalizm uzantılarının “Husiler İran’ın vekili” palavrasıyla söze başlayanları dikkate almayacağız. Yemen’de farklı dinamikler mevcut. 

İkincisi ve daha önemlisi “Adamlar her şeyi planlamış aaaabii!” deyip el el üstünde oturmayacak, bu öğrenilmiş çaresizliğe esir olmayacağız. Emperyalizmin güçlü olduğu, bir tasarımı bulunduğu, inceden inceye hesap kitap yaptığı doğru. Ancak bu aklına eseni yapabileceği, her hesabının tutacağı ve kafaya terliği yemeyeceği anlamına gelmiyor.

Bizim ve bölge halklarının elinde terlikten çok fazlası var.

Yazarın Son Yazıları