Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Bir musibetin arka planı 

Bu aşağılık organizasyonun arkasında, Filistin ve İran meselelerinde görece ilkeli bir tavır alan İspanya Hükümeti’ni güç durumda bırakmak isteyen İsrail Birleşik Devletleri’nin bulunduğu tahmine müsait. Bu operasyon için neden Fas’ın seçildiğini aşağıda anlatmaya çalışacağım.

Yayın Tarihi: 02.08.2026 , 18:51 Güncelleme Tarihi: 03.08.2026 , 00:02

Cebelitarık kapılarında yaşananlar devam eden savaşların dahi önüne geçti. Neler olduğunu birlikte izledik. Bir günde 60 bin kişi İspanya’nın Afrika kıtasında bulunan Sebte (Ceuta) anklavına1 karadan ve denizden hücum etti. Kimi kaynaklara göre 60’ın üzerinde insan yaşamını yitirdi. Avrupa Birliği karıştı. Bireyciliğin kutsandığı bir ideolojinin ürünü olan Avrupa Birliği’nin ortalama tıyneti pandemi sırasında sınanmıştı. Dolayısıyla yaşananlar şaşırtmadı. Bu arada çok övünülen AB mevzuatının iç siyasi saikler öne çıktığında derhal çöpe atıldığı İtalya örneğiyle bir kez daha kanıtlandı.

Meselenin farklı boyutları, medyada genişçe ele alındı. Ben az konuşulan konu başlıklarına değinmek niyetindeyim.

Birinci konu, İspanya’nın Afrika’da böyle bir anklava daha doğrusu iki anklava sahip olması. Sebte ve Melile, Fas topraklarıyla çevrelenmiş İspanya’ya ait iki kent. Özgül bir statüleri var. Tarihleri 15 ve 16. yüzyıla kadar gidiyor. İşin bir tarafının tartışılacak yönü yok. Bu iki anklav sömürgecilik döneminin artıkları. Sebte önce Portekiz tarafından işgal edilmiş (1415), sonra da İspanya tarafından devralınmış (1560). İspanya bunları elinde tutarak zenginlik üretmese de Cebelitarık boğazının kontrolü açısından önem taşıyorlar. Bu yüzden Franco İspanya’sı da “demokratik” İspanya da Fas toprağı olması gereken bu iki kenti elden çıkartmamış.

Hazır şablona oturttuğumuzda gördüğümüz Batılı bir sömürgeci devletin, Doğulu bir ülkeye, mazlum bir halka ait topraklara el koyduğu. Tümüyle yanlış değil ama gerçeğin tamamı da değil. Bir kenara yazalım.

İkinci konu, göç olgusu ile sömürgecilik ve emperyalizm arasındaki güçlü bağlantı. Zamanında bir yerlerde at koşturduysan, nal sesleri er ya da geç senin ülkenden de duyuluyor. “Ben aslında bir arkadaşa bakıp çıkmıştım” deyip sıyrılamıyorsun. Göç çok boyutlu ve somut bir sorun. Küfretmekle, ırkçılıkla ve düşmanlaştırmakla da çözülmüyor. Aksine bu tür bir yaklaşım göçmenlerden esirgemeye kalkıştığın “konfor”unun senin de elinden alınmasının aracı haline geliyor.

Üçüncü konu göçün kaynak veya aracı ülkeler tarafından araçsallaştırılması. Bu da başka tarafa bakarak ortadan kalkacak bir olgu değil. Çamuru göçmene veya kabul etmeyen/iten ülkeye sıçratmak kolay. Bir de bu işin tacirleri var. Sadece insan kaçakçılığı şebekelerinden değil, sözde “mazlum” ülkelerin siyasi iktidarlarından da söz ediyorum.

Bunlardan biri Libya. Batı’nın meşru yönetimini linçle ortadan kaldırdığı Libya’daki çoklu iktidar yapısının üzerinde uzlaştığı belki de tek konu göçmen sömürüsü. Bu alanda AB ile mükemmel bir işbirliği içindeler. Libya’dan bozuk gemiler, patlak botlarla denize açılan göçmenlerin bir kısmı ölüyor, denize açılamayanların Libya’da başına gelenler ise sözcüklerle anlatılabilecek gibi değil. Libya’yı yöneten klikler AB rüşvetlerini de üleşip cebe atmayı ihmal etmiyorlar elbette.

Göçün bir silah ve şantaj aracı olarak kullanılmasından söz ederken kendi ülkemizi unutmayalım. Davutoğlu’nun halka sayısız kazıklarından biri olan Geri Kabul anlaşması basit bir örnek. Yalnız bu suçun daha katmerlisini de işlediğimiz vaki.  

Hani şu ülkemizdeki sığınmacıların minibüslere, otobüslere doldurulup Yunanistan sınırına taşındığı olayı anımsıyor muyuz? Bu Osmanlı devrinde filan yaşanmadı. Üzerinden sadece 6 yıl geçti. Failleri hâlâ yaşıyorlar, yargılanmadılar ve hindi gibi kabararak dolaşmaya devam ediyorlar. 

Şimdi güncele dönebiliriz.

Sebte’de yaşanan dramla ilgili duman dağıldıkça sızan bilgiler var. Fas Krallığı binlerce kişiyi İspanya’ya ait toprakların kıyısına adeta boşaltmış deniliyor. Başka haberlere göre ise, sosyal medyadan “gidin, sizi alacaklar” mesajları atılmış. Bu aşağılık organizasyonun arkasında, Filistin ve İran meselelerinde görece ilkeli bir tavır alan İspanya Hükümeti’ni güç durumda bırakmak isteyen İsrail Birleşik Devletleri’nin bulunduğu tahmine müsait. Bu operasyon için neden Fas’ın seçildiğini aşağıda anlatmaya çalışacağım.

Birtakım İngiltere meftunlarının Cumhuriyete karşı tavır koyma aracı olarak kullandıkları fesin anavatanı olmak dışında Fas’ın ne gibi özellikleri var?

Fas Krallığı’nın Kuzey Afrika bütünlüğü içinde bir  farklılığı mevcut. Hiçbir zaman tam Osmanlı hakimiyetine girmemiş. Osmanlı, Kuzey Afrika’dan tümüyle çekildikten sonra (1912 Uşi anlaşması) ise resmen Fransa’nın ve İspanya’nın himayesine (protectorate) girmiş ama örneğin Cezayir gibi doğrudan sömürge statüsüne indirgenmemiş. 1956’da ise tam bağımsızlığına kavuşmuş. Yüzyıllardır değişmeyen ve soyunu Hz. Muhammed’e kadar uzatan bir hanedan tarafından yönetiliyor.

Bu hanedandan söz ederken TCK kapsamına girmemek için müsekkin almak gerekiyor. Babasına ve şimdiki krala dair olumsuz  nitelemeleri sıralamaya başlasak yazı bitmez. Şu kadarını bilelim. Hanedan dünyanın en zenginleri arasında sayılıyor. Kral IV. Muhammed kimi sitelere göre Afrika’ın en zengin beş kişisinden biri. Fas halkının yıllık ortalama kişi başı geliri ise kabaca 3600 ABD doları. Bu arada bu hesaplamanın tümüyle çarpık ve gelir dengesizliklerini gizlemeye yönelik bir metodolojiye dayandığını da herhalde biliyoruz. Yine de aylık kişi başına 300 dolarlık bir gelirden söz ediyoruz. İşin özeti, zamanının çoğunu Fransa’daki lüks malikanelerinde geçiren Kral ve etrafındaki kısıtlı sayıdaki ibrikçi, krallar gibi yaşıyor, halk sürüm sürüm sürünüyor.

Fas bir tatil cenneti. Elbette halkı için değil, başkaları için. Fransızların çok ünlü bir tatil köyü zinciri vardır: Club Med. Fransa’da yaygın esprilerden biri Fas’ı dev bir Club Med’e benzetmektir. Yalnız Club Med gerçekte bayağı kurallı bir tatil köyüdür. Fas’ta ise kuralları Kral ve onu orada tutan Batılılar koyar. Çok fazla ahlakçılık yapmak istemiyorum ama Kral’ın başında oturduğu bu tatil köyü Batılı ve Doğulu zenginlerin her türlü çarpık talebinin yerine getirildiği yerdir. Epstein adasını düşünün deyip kesiyorum. Ayrıntıya girmeyi içim kaldırmıyor.

Fas’ın yönetici elitinin marifetleri bunlarla sınırlı değildir. Fransa ve ABD uşaklığına İsrail’in de seyisliğini ekleyebilirsiniz. Fas, İsrail’in ortak askeri tatbikat yapabildiği, askerlerini eğittiği bir Arap ülkesidir. İslam dünyası, İslam ordusu, Arap Birliği filan denildiğinde en hafif tabirle ağzımızın kenarıyla gülmemizi sağlayan mükemmel bir örnektir.

Yoksulluk, gelir adaletsizliği ve Epstein koalisyonuna tam boy hizmetin yanına bir de halka alabildiğine zulüm ve sopayı ekleyebilirsiniz. Zaten bu olmadan öteki pislikler olmuyor. Fas’ın zindanları muhaliflerin canlı ve canlı olmayan cenazeleriyle dolar taşar. Azıcık sesini yükselten “kaybolur”. Yalnız, başka yerlerde insan hakları, demokrasi diye böğüren Fransa’nın bunlara hiç sesi çıkmaz. Önemli olan bu Epstein usulü Club Med’de huzurun bekasıdır. Bu da Kraliyetin bekasına bağlıdır.

Geçen yıl Ekim ayında Fas’ta gençler sokağa çıktı. Talepleri basitti. Krallığın Dünya Kupası düzenlemek gibi saçma sapan prestij projeleri yerine sağlık hizmetlerine ve genel olarak halka kaynak ayırmasını istediler. Genç işsizliğinin yüzde 40’a yaklaştığı ülkede gösteriler yayıldı. Emperyalizme ve Epstein çetesine sadakatte kusur etmediği için “Arap baharı” projesi dışında tutulan Fas’taki bu gösteriler yine şiddetle bastırıldı. Onlarca kişi öldü, binlerce kişi kolluk şiddetine maruz kalarak soluğu Kralın kodeslerinde aldı. Fransa ve benzerlerinin yine sesi çıkmadı.

2008’de Paris’te görev yaparken Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan eni konu eğitimli Fransızların en çok kullandıkları argümanlardan biri “Türkiye’yi alırsak, Fas’a ayıp olur”du. Zira “en azından onlar Fransızca konuşabiliyorlar”dı. Elbette “oraya gittiğimizde her istediğimizi yapabiliyor, halkını paspas olarak kullanabiliyoruz” diyecek halleri yoktu. Gerçi şimdi Türkiye de adım adım o noktaya taşınıyor ama Fas usulü bir köleleştirmenin amaçlayanların işi kolay değil.

İspanya eski sömürgeci bir ülke ve her ne kadar Avrupalı solcular aksini iddia etseler de Sebte ve Melile’yi elinde tutmasının meşru bir sebebi yok. Bu kentlerin Fas’a geri verilmesi gerekir. Fas Krallığı’nın ise bir yeryüzü cehennemi olduğu ve bu özelliğini korumasının emperyalizm sayesinde mümkün olduğu ise bir başka gerçek.

Emperyalist sömürü düzeni ve uzantıları ortadan kaldırılmadan Fas halkının da, Afrika’dan veya başka yerlerden Avrupa’ya akan milyonlarca göçmenin de, ellerindeki son sosyal devlet kırıntılarını kaptırma paranoyası yaşarken aşırı sağcı siyaset tacirlerinin değirmenine su taşımaya zorlanan Avrupa halklarının da huzur bulmaları mümkün görünmüyor.

  • 1

    Enclave (Anklav): Bir devletin veya bir kısım toprağının başka bir devletin toprakları ile tamamen çevrelenmiş olması durumunda kullanılan terim.

Yazarın Son Yazıları