Engin Solakoğlu
Savaşların birleşmesi
Yayın Tarihi: 26.07.2026 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 27.07.2026 , 00:00
İlk kez Fransa’da karşılaştığım bir kavramdır “La convergeance des luttes”. Mücadelelerin birleşmesi, örtüşmesi, kesişimi ya da aynı yöne doğru bir araya gelmesi olarak çevrilebilir. Örneğin geniş çaplı bir işçi eylemi sırasında, üniversite öğrencilerinin de kapsamlı bir boykota girişmesi, aynı anda sağlık çalışanlarının da iş bırakması gibi. Burada birleşmeden, kesişmeden söz edebilmemiz için bu eylemlerin aynı zaman dilimine denk gelmesi ve aynı amaca hizmet etmesi gerekir. Mücadelelerin birleşmesi devrimciler için olumlu ve hep umulan bir gelişmedir.
Savaşların birleşmesi ise felaket getirebilir. Hele ki, ateşin kollarının kavuştuğu yer burnumuzun dibindeyse durum daha da kaygı verici hale gelir.
NATO’nun Ukrayna üzerinden Rusya’ya karşı açtığı savaş 2014 yılında dışarıdan bakıldığında “düşük yoğunlukta” başlamıştı. Bu tabii küresel bir ölçekten bakıldığında geçerli bir önerme. Lugansk’daki okul çocuklarına ve anne-babalarına sorarsanız alacağınız yanıtlar farklı olur. Savaşın küresel ölçeğe taşınması ise Rusya’nın Ukrayna’ya saldırdığı 24 Şubat 2022’ye tarihlenebilir. Dört buçuk yılı neredeyse geride bırakıyoruz iki haftada biter sanılan savaşta.
Savaştaki gelişmeleri, iniş çıkışları sıralayacak değilim. Şu an bulunduğumuz duruma bir göz atmak yeterli. Bir yanda üç kilometre ileri beş kilometre geri ritminde gerçekleşen bir cephe savaşı var. Diğer yanda ise gelişkin silahlarla icra edilen ve artık iki ülkenin de içlerinin vurulduğu hava bombardımanları ve saldırılar. Buna bir de artık Karadeniz’de şekillenen üçüncü cepheyi ekleyebiliriz.
NATO cephesinin hava seçeneği ve Karadeniz’e ağırlık vermesinin sebebini anlamak zor değil. Cephe savaşında durumu değiştirebilmek için askere ihtiyaç var. NATO’nun ve Ukrayna’nın en zorlandıkları nokta burası. Ukrayna’da insan kalmadı. Savaştan uzak kalmak isteyen Ukraynalılara ilk dönemde “kucak açan” medeni Avrupa şimdi onları ülkelerine gönderip cepheye sürmenin yollarını arıyor. Ukraynalıları teker teker öldürtmek pahasına Rusya’yı zayıflatmak isteyen NATO üyeleri bakımından ise kendi askerlerini göndermenin politik ve toplumsal maliyeti çok yüksek.
Hava bombardımanlarının Rusya içlerine doğru yayılması aynı zamanda psikolojik hedeflere yönelik. Rusya halkının savaştan doğrudan zarar görmesi ve bıktırılması ile Kremlin’in uzak batı sınırlarında gerçekleyen sınırlı bir askeri operasyon söyleminin gerçek olmadığının hatırlatılması. Psikolojik savaşın ne kadar başarılı olduğunu ölçecek veri yok elimizde ancak bu saldırıların ağır ekonomik kayıplara ve Rusya halkının günlük yaşamında aksamalara yol açtığı kesin.
Savaşın Karadeniz’e yayılmasının da Rusya’nın deniz ticaretini ve ekonomisini baltalama amacı taşıdığı açık. Rusya bu saldırılara aynı şiddette cevap verince Ukrayna’nın tek deniz çıkışındaki ve Rusya’nın 12 ay seyrüsefere elverişli açık limanlarındaki ticaret durma noktasına geldi. Biz de, Karadeniz’de 1700 kilometre kıyı şeridine sahip ülke olarak ufuk çizgimizde yaşanan, zaman zaman kıyılarımıza vuran ve insanlarımızın da canını alan bu savaşı çaresizlik içinde seyrediyoruz. Daha da kötüsü, postu kurtarmak için NATO ipine sarılanların ülkeyi bu savaşa dahil etmeye yönelik girişimleri de aynı hızla sürüyor.
İkinci savaşımız da hıçkırığı andıran bir tempoda sürüyor. Ankara’daki NATO Zirvesi’nde “Dostum Trump” tarafından başlatılan ve aşağı yukarı 15 gün süren savaşın üçüncü aşaması yeniden sönümlenecek gibi görünüyor. Batı basınında çıkan haberlere bakılırsa bu sönümlenmede ABD’nin savaş makinesinin yoksunluk çekmeye başlamasının rolü var. Özellikle hava savunma füzelerinin stoklarında ciddi düşüş olduğu gizlenemiyor. Buna bir de İran’ın ABD hava savunma sistemlerinin beyni olan radarları yüksek isabetle imha etmesini ekleyince ABD için savaşın maliyetinin arttığı ortada. New York Times, ABD Genelkurmay Başkanı Caine’in bu yüzden Trump’ı daha geniş çaplı bir saldırı başlatmaması konusunda uyardığını ileri sürüyor.
Bu arada yiğit Yemenliler de ABD’nin kuyruğundaki Suudi Krallığı’nı ve onun petrol ticaretini Kızıldeniz ile Bab-ül Mendep’te tokatlamayı sürdürüyorlar. Tabiatıyla o tokatların sesi de petrol piyasalarında yankılanıyor.
Yeri gelmişken bir anımsatma yapalım. Batı dünyası uzun zamandır “İran’ın vekilleri, vekalet savaşları” kavramlarını kullanıyor. İlginç bir şekilde ABD ile birlikte hareket eden Ürdün, Kuveyt veya Bahreyn ile İsrail’in bölgedeki uzantısı Birleşik Arap Emirlikleri gibi aparatlar ya da “vekil” sayılmıyorlar ama Lübnan’da İsrail’e karşı direnen tek güç olan Hizbullah veya Yemen’deki Husilerin örgütü Ensarullah’ın üzerine “İran’ın vekili” sıfatı kolaylıkla yapıştırılıyor. Batılıların, siyaseti ve medyasıyla bu konuda Mossad imzalı propagandanın bir parçası olduklarına şüphe yok da, Türkiye’deki kimi yorumcu, uzman ve gazetecilere ne oluyor anlamak güç. Batı’dan tercüme habercilik/yorumculuk alışkanlığı en masum açıklama. Örneğin Orta Amerika’da kimi parti ve örgütlerin niteliği konusunda bilgisiz olmak ve oraları iyi bilen kaynaklara başvurmak bir noktaya kadar anlaşılır da, 1000 yılı aşkın süredir yaşadığımız bir coğrafyadaki örgütler bağlamında Batı papağanlığı yapmanın özrü cehalet olmamalı.
Kaldı ki kimi Batılı akademisyen ve deneyimli gazeteciler dahi bu tanımlamanın yanıltıcı olduğunu kabul ediyorlar. Kanadalı gayet liberal akademisyen Thomas Juneau ve Fransa’nın en köklü sağ gazetelerinden olan Le Figaro’nun kıdemli dış haber muhabiri Georges Malbrunot dahi son dönemde buna dikkat çektiler. Juneau, Yemen’in yakın siyasi tarihini bilen kimsenin Ensarullah’ı “emirlerini İran’dan alan bir grup olduğunu iddia edemeyeceğini” dile getirdi.
Buradan bizdeki ezbercilere kamu hizmeti sunalım. Yemen’deki Ensarullah da, Lübnan’daki Hizbullah kendi ülkelerindeki dinamiklerin ve dış müdahalelere karşı tepkinin sonucu oluşmuş örgütler. İran’la bağları var ama hiçbirinin Tahran’a bağımlılık seviyesi Ürdün’ün veya Bahreyn’in, hatta savaş boyu emperyalist orduya yataklık eden Romanya’nın ABD’ye bağımlılık seviyesiyle karşılaştırılamaz. Bunlar ulaşılması güç bilgiler değil. O yüzden “İran ve vekilleri” şeklindeki Mossad söylemini sakız gibi çiğnemeye devam etmek emperyalist kampa aidiyet hevesinizi ifşa eder. Bu söylediklerim, bölge ülkelerinin Dışişleri Bakanları için de geçerlidir.
Dağıttık, toparlayalım. Savaşın üçüncü aşaması sönümleniyor diyorduk. Burada ABD’nin olanak ve yeteneklerindeki sıkışma kadar İran’ın kendine güveninin haklı sebeplerle artması da rol oynadı. Şimdi yeni bir ateşkes süreci arayışı var. ABD’nin önceki gün saldırılarını durdurmasının ardından İran da misillemelerine son verdi. Yalnız, hiç haddim olmamakla birlikte, İran halkının ve yöneticilerine ABD’nin hiçbir ateşkes önerisine güvenilemeyeceğini, attığı, atacağı imzaların sahte olduğunu ve İran’ı çökertme hedefinden kolay kolay vazgeçmeyeceğini de anımsatmış olayım.
Oturduğun yerden sallaması kolay diyeceksiniz ama ben olsam başta Bahreyn, Ürdün ve Kuveyt’tekiler olmak üzere bölgedeki ABD üsleri dümdüz edilmeden masaya oturmazdım.
Türkiye’nin kuzeyindeki ve doğu/güneydoğusundaki iki savaşın son durumu bu. Önceki gün meydana gelen bir gelişme ise bu yazının çıkış noktası oldu. Hazar Denizi’nde yani hemen kuzeydoğumuzda Rusya’dan İran’a giden bir İran gemisi silah taşıdığı gerekçesiyle Ukrayna tarafından hedef alındı.
Savaş öncesinde de var olan Sovyet mirası silah teknolojisini savaş sırasında hissedilir derecede güçlendiren Zelenski rejimi zaten bir süredir NATO ittifakıyla simgeleşen ama ondan ibaret olmayan emperyalist kümenin tetikçiliği rolünü üstlenme çabasındaydı. İsrail Birleşik Devletleri’nin İran’a saldırısı boyunca Zelenski çetesinin üyeleri Körfez ülkelerinde seyyar sünnetçi misali dolaşıp, ücreti mukabili özellikle dronlara karşı savunma hizmeti teklif ediyorlardı. O pazarlıklardan kim ne kadar götürdü bilemiyoruz. Yalnız alınan ücretlerin önemli bir bölümünün Kiev’de değil, Londra’daki City’de açılmış kişisel hesaplarda biriktiğine şüphe yok.
Bu arada ABD’nin insanlık özürlü Başkanı Trump’ın gözünden düşme travması yaşayan Zelenski de savaş boyunca Rusya ile İran’ı eşitlemeye yönelik bir söylem tutturmuştu. Son olarak, Ortadoğu’daki CIA istasyonlarının Rusya’nın verdiği istihbarat sayesinde İran tarafından vurulduğu şeklinde iddialar ortaya atıyordu.
Önceki gün Hazar’daki saldırı şayet gerçekten Ukrayna tarafından gerçekleştirildi ise emperyalist tetikçilikte bir kademe daha atlama niyetinin işareti. Bu tavsiye de tasmasını tutan Londra’dan gelmiş olmalı. Umarım bu gelişme iki savaşın birleşmesi sonucunu doğurmaz ve tekil bir olay olarak kalır.
Zira kendi iktidarını korumak için emperyalizme tetikçilik yapma konusunda Zelenski’nin bölgemizde ciddi rakipleri var ve bunların kim olduklarını biliyoruz.