Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Aydemir Güler

Aydemir Güler

Tuzağa doğru

Bu mayınlar sökülemez. Tarla temizlenemez. Tuzak yolu açılmış, patlama yakınlaşmış bulunuyor. Türkiye’de ve bölgede anti-emperyalist ve laik güçler zamana karşı yarışmak durumundadır.

Yayın Tarihi: 01.08.2025 , 20:51 Güncelleme Tarihi: 02.08.2025 , 11:16

Ankara, hiç ağzından düşürmediği gibi Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor mu?

Öyle olsaydı, krizli yılların tamamında bu hedefi gerçekleştirmeye yetenekli biricik özneye karşı en olmadık girişimlerde bulunmazdı. Gerçekten de Suriye’nin bütünlüğünü korumaya ehil hareket, Esad liderliğindeki Baas’tan başkası değildi. 

Baas, Suriye toplumunun “bileşenlerinden birine” indirgenemeyecek bir ulusal hareketti. Suriye modernleşmesi aşiret ve mezheplere bölünmüş bir eski düzeni aşma yoluna girmişti. “Arap Baharı” veya Amerikancı Müslüman Kardeşler krizi savaşa dönüştüğünde Şam yönetimi, savaşmanın dışında, bu bir arada tutma yeteneğini ete kemiğe kavuşturmak için de uğraştı. Ulusu oluşturan kimliklere seslendi. Çetelerin kontrolüne giren bölgelerde duran kamu hizmetleri için maaş ödemeyi sürdürdü. Af çıkarttı. Seçime gitti...

Ama en önemli iki şeyi yapamadı: Suriye’nin dünya kapitalizmine entegrasyonunu arzulayan, dolayısıyla teslim olmasını tercih eden burjuvaziyi sırtından atamadı. Ne de olsa yakın akrabaydılar… Ve halkın devlete yabancılaşmasının somut nedeni olan yozlaşmayı, rüşvet mekanizmasını kurutamadı. Akrabalar kuşatmıştı devleti.

Bu iki başlık tamamen sınıfsaldır ve Baas’ı, Beşar Esad’ı aşar. Burjuva siyasetinde ilericiliğin sınırı var. O sınırın gerisinde kalanlar, sınıfsal bir hat çekildiğinde, birileri dışta bırakılacağı için güç yitirileceğini sanırlar. Oysa tam tersi doğrudur. İleriye yürümek için, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan yoksul emekçilerin enerjisini yükseltmek gerekir. Bu da, olsa olsa hedefleri netleştirerek, mücadele programını radikalleştirerek hayata geçirilebilir. Geçirilebilirdi…

Suriye’nin, genel sekreteri, Ammar Bagdaş’ı geçenlerde Atina’da toprağa veren komünist partisi, teorik olarak bu seçeneğin öznesidir. Pratikte bu konuma hiç gelemedi.

Baştaki soruya dönersem, Ankara Baas’a savaş ilan edip bilumum şeriatçıyı destekledikten sonra Suriye’nin bütünlüğünün sadece “lafını” edebilirdi. Herhangi bir inandırıcılığı yoktur.

Ancak Türkiye’nin bölgesel güvenliğinin her bir komşusunun istikrarıyla bire bir ilgili olduğu gerçeğinin yerine başka bir şey geçirilemez. Ankara çevresini toptan işgal ve ilhak ederek güvenlik “yaratamayacağına” göre, lafta da olsa çevresindeki ülkelerin toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinden dem vurmak zorundadır.

İşte bu noktada kaba bir güldürü başlar: Ankara’nın beklediği ve gerçekten ihtiyaç duyduğu birlik ihalesi HTŞ denen şeriatçı çetede kalmış bulunuyor!

Bir kere, HTŞ’nin kontrolü birden fazla devletin elinde: İsrail, İngiltere, ABD, Türkiye… Bu ağırlıkların bileşkesi Suriye’nin kontrollü biçimde dağıtılmasına çıkar. Bunu en çok isteyen İsrail, istemeyen ise Türkiye’dir… Çözülmesi kaçınılmaz görünen Suriye’de bu kadere direnecek bir güç bulunmamaktadır.

İkinci olarak, geçtim HTŞ’nin Suriye’nin bütününü temsil etmesini, Alevilerle, Dürzilerle, Hıristiyanlarla ve Kürtlerle çatışmak, iktidardaki örgütün ideolojisinin temelidir. Güvenlik konsepti hemen ilk adımlarda paldır küldür çökmektedir.

Lakin son olarak, HTŞ’ye Şam yönetimi emanet edilmiş durumdadır. Dolayısıyla bu iktidarın sürmesinin koşulu, HTŞ’nin darbeyi yapmazdan önceki iktidar alanını korumasıdır. Burada İsrail’in açtığı delikler elbette anlayışla karşılanır! Ama o kadar. İsrail’in açtıklarına Türkiye’nin yenilerini eklemesine zaten yine İsrail izin vermeyeceğini ilan etmiş bulunuyor. Yolun daha başında, Ankara’nın üsse çevirmek için göz koyduğu bir tesis, hemen uçurulmuştu. Fidan’ın bütünlük laflarını “müdahale ederiz” mesajına bağlamasının ardından geçen gün İdlib’de bir silah deposu havaya uçtu. Aslında El Cezire’ye göre Temmuz ayında bu üçüncüydü! Failin İsrail olabileceğini ise CNN Türk hatırlattı. Başka haber çıkmayabilir, ama silah deposu geri gelmez ve mesaj da yerini bulur.

Aradan geçen günlerde, Öcalan’ın fesih çağrısının kapsamına girdiğine Ankara’da inanılmak istenen Kürt yönetimi ile Şam arasında gerginlik bir nebze azaltıldı. Ama mekanizma kurulmuş bulunuyor. Suriye artık bir mayın tarlasıdır. El yordamıyla mayınların temizlenebilmesi teknik bir işlem değildir. Buna izin veren bir perspektif gerekir. Şam’da olmayacağını yukarıda söyledim.

Ankara ondan hallice değil. Türkiye’nin güvenlik sorununun kaynağının, artık doğrudan veya taşeronlar aracılığıyla Batı emperyalizmi olduğuna itiraz eden kaldı mı? Buna karşı Ankara komşularının istikrarlı birimler oluşturmasını arzulamalı ve buna yardımcı olmalıdır. Lakin Batı ittifakının üyesi olarak Ankara, tam tersine, komşularını istikrarsızlaştırmakla da sorumludur!

Bu mayınlar sökülemez. Tarla temizlenemez. Tuzak yolu açılmış, patlama yakınlaşmış bulunuyor.

Türkiye’de ve bölgede anti-emperyalist ve laik güçler zamana karşı yarışmak durumundadır.

Yazarın Son Yazıları