Aydemir Güler
Solda CHP’cilik
Yayın Tarihi: 20.06.2026 , 00:10 Güncelleme Tarihi: 20.06.2026 , 00:11
Yıllar önce Yalçın Küçük, yanlış hatırlamıyorsam Toplumsal Kurtuluş dergisinde, olaya “CHP-ML” adını takıvermişti. Hocanın da CHP’ye oy verilmesini istediği zamanlar olmuşsa da, konuyla ilgisi esas olarak söz konusu akımın mahkûm edilmesindeki rolüyle anılmalıdır.
Kemal Okuyan son Ortaklaşa’da 19 Mart 2025’te gözlenen canlılıkta CHP’nin dışındaki “kuvvetlerin” katkısına da işaret ediyordu. 2026’da bunlar geri çekilmişti ve eksikliğin bir kısım “sol” tarafından telafi etmesi imkânsızdı.
Bugün bunları konuşalım istiyorum. Söze geçmişten başlayacağım. Düzen içi güçlerle ittifak arayışı bir strateji olarak solun tarihsel yanlışıdır. Her şeyin alt üst olduğu devrimci momentler ayrıca konuşulabilir, ama elimizdeki örnekler o kapsamda değildi.
Şefik Hüsnü liderliğindeki TKP, CHP’den kopan Bayar-Menderes ekibine yönelik bir politika örgütler. “Demokratlar” arkasında illegal TKP’nin durduğu bir dergiye katkı vermeye ikna olurlar! Yani projenin bir etabı başarıya da ulaşmıştır. İktidarın Tan Matbaası baskınıyla ayar vermesine kadar… Sonrası, Soğuk Savaş antikomünizmi.
On yıllar sonra İsmail Bilen liderliğindeki TKP’nin ortaya attığı Ulusal Demokratik Cephe’nin de, egemen güçlerin -bölündüğü demeyelim ama- farklı yönleri tartıştığı bir ortama düştüğü ve etkili olduğu bence su götürmez. Bu kez da ayarı Ecevit üstünden verirler; TKP’liler DİSK yönetiminden dışarı itilecektir… Sonrası, yollar 12 Eylül’e akar.
İkinci Dünya Savaşı çıkışında TKP beklenen demokrasi sahnesine, sendikalaşmasına öncülük edeceği işçi sınıfıyla birlikte yerleşmeyi öngörmüştü. Otuz yıl sonra belki NATO’yu sorgulamayı… Bunlar büyük ama gerçekçi olmayan hedeflerdi.
Bugün “CHP’ci sol” karşılaştırılamaz ölçüde sığ sularda avlanmaya çıkmış görünüyor. Nezaketi elden bırakmadan ifade edersem, ödülü kadraja girmek, görünür olmak biçiminde bir politika… Bu kadarını küçültücü sayanlar çıkacak ve bunlar belki de, solun benzersiz zaferine giden bir seçim stratejisine kafamızın basmadığını söyleyeceklerdir. Canları sağ olsun.
Ben yalnızca geçmişte çıtayı yükseğe koyan CHP’cilik örneklerinin bile yanlış olduğunu söylüyorum. Geçmiştekiler “bizim tarihimizin” yanlışları. Bugün tekrar edildiğinde ise “bizden” sayamayız. Sol, ister CHP ister DEM, sosyal-demokrasiden yakasını kurtarmadan iflah olmaz.
Artık bugüne dönebilirim. Özel-İmamoğlu CHP’si, kazandığı yerel seçimlerden sonra bir de 19 Mart’ta AKP’nin alternatifi olmaya yükseldi. İlk konjonktürü kendileri tepti. Birinci parti haline gelen muhalefetin, elinden geleni ardına koymayıp ülkeyi seçime götürmemesi, iktidar isteksizliği ile açıklanmayacaksa ne denebilir? Özel-İmamoğlu CHP’sinin o momentte coşkulu bir seçim/iktidar politikasından uzak durmasının nedeni, halkımızın maruz kaldığı benzersiz yoksullaştırma operasyonunu karşıya ve bir halk hareketini arkasına almak istememesidir. Öyle bir süreçle iktidara yürümek düzenin bütün normlarına aykırıydı çünkü. CHP ise bir düzen partisiydi. Üstelik bu aralar Özgür Özel’in, Kılıçdaroğlu’ndan duyunca uykularını kaçırdığını söylediği Yeni-Osmanlı düzeninin partisi!
2025 Baharında ise AKP iktidarı koordinatlarını değiştirmiş ve daha ziyade İmamoğlu’nun adına tescilli bir politik çizgiyi boşa düşürme olanağı yakalamıştı. Açacağım.
Erdoğan bir gerçeği baştan beri biliyordu: Yeni-Osmanlı emperyalizmin koçbaşı veya emir subaylığına indirgendiğinde asla albeniye sahip olamazdı. Türkiye biraz dengecilik, ara sıra macera ve bol demagojiyle farklı bir işlev üstlenmeliydi dünya sisteminde: “Daha da gelmem Davos’a!”
Lakin Erdoğan 2016 sonrasında büyük kısmı takiyye olan bu senaryonun da dışına taştı. Çünkü emperyalistler tek ata oynamadıklarını göstermekle yetinmemiş, ipini çekmeye kalkmışlardı. Üstelik içerdeki yönetme zorlukları artık krize dönüşüyordu.
İmamoğlu’nun Batıyla uyumu restore etme perspektifi, ne Kılıçdaroğlu ne Özel’i kapsam dışında bırakıyordu. Burjuvazinin yönetme krizi aşılacak, ama görev devir teslim törenlerinde laikliğin ruhuna fatiha okunmaya devam edilecek, başkanlık rejiminin burjuvazi açısından kazanımlarına korunacaktı… Ama yine de kadro değişimi gerekliydi.
Bizzat Baykal, Erdoğan’a siyaset yolunu açmasına rağmen, geçmiş formasyonu yüzünden AKP dönemiyle ister istemez sürtüşmüş ve bu nedenle silkelenmemiş miydi? Kılıçdaroğlu da kişisel hırsı tavan yapan bir figür olsa da CHP’nin iktidarsızlık dönemine aitti. İmamoğlu, hem Yeni-Osmanlı’nın hem de bunun Atlantik limanına demirlemesi taahhüdüydü. Gelinen noktada Ekrem Bey, “fikirlerim iktidarda ben hapisteyim” sözlerini içinden geçiriyor olmalıdır!
Erdoğan ise fantastik bir saltoyla Batıyla mesafesini kapattıktan sonra CHP’nin iktidar ehliyetinden yoksun olduğunu dosta düşmana, yani bir takım kuvvetlere kanıtlamaya yöneldi. Demokrasiydi, hukuktu; bunlar zaten dünyada kimsenin umurunda değildir.
Artık Özel CHP’si, yerel seçim başarısı ve 19 Mart’tan farklı bir üçüncü konjonktürdedir. Söz konusu olanın CHP olduğunu bir kenara bırakın; bugün nasıl AKP iktidarının alternatifi olunabileceği bellidir. Bir: yoksulluğa karşı emekçi hareketini ayağa kaldırarak. İki: imha edilen Cumhuriyet değerlerini ayağa kaldırarak. Bunlar Özel CHP’sinin dokularına aykırı olduğu için, mevzu Akın Gürlek’e emanet edilen kongre başlığına sıkışmış bulunuyor!
Peki, CHP sola çekilemez mi veya kara günde en hakikatli dostun solcular olması bir şeyleri değiştiremez mi? Bu sorular kuşkusuz iyi niyet ve iyimserlik temellerinin üstünde yükseliyor. Ancak tabanı yoksul emekçilerden geçilmeyen CHP’de belirleyici kadroların gözü, başka yerlerdedir. Koç resepsiyonu, Newsweek yazısı, ABD demokratları, AB sosyal-demokratları gibi… Tabanında cumhuriyetle ilgili sorulara sol yanıtların oranı hayli yüksek çıkacaktır, ama CHP “merkezlerinin” laikliği veya NATO zirvesini umursadığına dair de bir veri yoktur.
Özetle CHP’nin dokularındaki eksikler çekiştirmeyle giderilemez. Ama dahası, CHP’yi sola çekecek olanların da önce, TÜSİAD sermayesinde muhaliflik, yeni Anayasa gündeminde Kürtlere demokrasi, Avrupa’da barış aramaktan kesinkes vazgeçmelerinde yarar vardır.