Atilla Özsever
Milli Mücadele’nin Ramiz’i…
Yayın Tarihi: 18.07.2026 , 23:40 Güncelleme Tarihi: 19.07.2026 , 00:04
Milli Mücadele dönemine ilişkin yeni bir kitap daha yayınlandı. Hasan Tahsin Benli’nin “Ramiz - Teşkilat-ı Mahsusa’dan Milli Mücadele’ye” isimli kitabı (Mayıs 2026, Cumhuriyet Kitapları), büyük babası Ramiz Bey’in yaşam öyküsünü anlatan bir kitap.
1883 yılında Artvin’in Hopa ilçesinde doğan Ramiz Bey, Kara Harp Okulu’nu bitirip subay çıktıktan sonra 1914 yılında Teşkilat-ı Mahsusa’ya girer, daha sonra Milli Mücadele’ye katılarak İstanbul’dan Anadolu’ya silah ve insan temininde rol oynar, Adapazarı bölgesinde de padişah kuvvetlerinin oluşturduğu gerici kışkırtmalara karşı Kuvay-ı Milliye safında yer alır.
Binbaşı rütbesine kadar yükselen Ramiz Bey, Cumhuriyet’in ilanından sonra da Giresun Askerlik Şubesi’nde görev yapar. Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık mücadelesinin sade kahramanları arasında yer alan Binbaşı Ramiz, geride onurlu bir yaşam bırakarak 1933 yılında ve 50 yaşında bu dünyadan ayrılır.
Büyük babasının yaşam öyküsünü, yaşadığı tarihsel bağlamının çerçevesinde bir belgesel tadında anlatan Hasan Tahsin Benli (1963), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) mezunu olup uzun yıllardır sendikalarda uzman olarak çalışmaktadır.
Balkan Savaşı’nda görev
Hasan Tahsin Benli, Ramiz Bey’in yaşam öyküsünü anlatırken o dönemdeki Balkan Savaşı’nı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na girişini ve çöküşünü bir arka plan çerçevesinde dile getiriyor.
Yazar Benli, aile bağlamının tarihsel bağlarını da akademik bir tarama çerçevesinde ortaya koyuyor. Benli, bu çalışmasıyla ilgili olarak 800’ü aşan kitap, makale, yüksek lisans ve doktora tezinden yararlandığını belirtiyor.
Henüz 17 yaşında iken 1900 yılında Kuleli Askeri Lisesi’ne giren Ramiz, 1905 yılında Kara Harp Okulu’ndan piyade subayı olarak mezun olur.
1905 ile 1912 yılları arasında çeşitli illerde kıta hizmeti görevinde bulunan Ramiz Bey, Balkan Savaşı döneminde 1912 yılında bölük komutanı olarak Çatalca Muharebesi’ne katılır.
Teşkilat-ı Mahsusa’ya giriş
Trablusgarp ve Balkan Savaşı deneyimlerini yaşamış olan Harbiye Nazırı (Bakanı) Enver Paşa, öncelikle Kafkas Cephesi’nde Ruslara karşı gayri nizami bir savaş yürütmek amacıyla Teşkilat-ı Mahsusa adlı bir yapılanmaya gider.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne bağlı olan bu örgütlenme, düşman güçlerinin casusluk ve sabotajla yıpratılmasını amaçlayan gizli askeri-sivil bir teşkilattır. Teşkilat-ı Mahsusa’nın bir görevi de, Batı Cephesi’nde Almanya’ya yardım amacıyla Rusya’nın Kafkasya’da daha fazla asker bulundurmasını sağlamaya yönelikti.
Ruslar, Kafkaslar bölgesinde hem Osmanlı’nın düzenli ordusu, hem de Teşkilat-ı Mahsusa ile mücadele ederken Batı’daki Alman ordularına karşı daha az kuvvet sevk edeceklerdi. Bu teşkilat, oluşturulan çete kuvvetleriyle birlikte Rus ordusunun ikmal yollarına sabotajlar yapacaktı.
İşte böyle bir görevle ilgili olarak Yüzbaşı Ramiz, 1914 yılında akrabaları vasıtasıyla Trabzon’da Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılır, 1916 yılına kadar Kafkas bölgesinde faaliyetlerde bulunur. Hasan Tahsin, bu teşkilatın nasıl ve kimlerden oluştuğunu, neler yaptığını detaylı bir biçimde anlatıyor.
Filistin’de esir düşmek
1917 Bolşevik Devrimi nedeniyle Kafkas Cephesi’nde Ruslarla savaş bitince Ramiz Bey, kuzeni Rauf Beyle birlikte Ortadoğu’ya Filistin Cephesi’ne gönderilir. Filistin’de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı bünyesindeki 7. Ordu’nun başında Mustafa Kemal Paşa vardır.
Yüzbaşı Ramiz, bu cephede İngilizlerle yapılan göğüs göğse muharebelere katılacak, akşamında da esir düşecektir. Esirler arasında daha sonra cumhurbaşkanı olacak Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay da vardır. Hasan Tahsin, İngilizlerin Esir Kampı’nda Osmanlı subaylarına yapılan muameleleri, günlerinin nasıl geçtiğini harp tarihi anıları şeklinde gayet güzel dile getiriyor.
30 Ekim 1918’de Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Mütarekesi imzalanır, Osmanlı savaşı kaybetmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu karargahı da lağvedilmiştir, Kemal Paşa Harbiye Nezareti emrine verilerek Kasım 1918’de İstanbul’a gelir.
İngilizler, mütareke imzalanıp savaş fiilen bitmesine rağmen esirlerin bırakılmasını geciktirir. Ramiz ve Rauf beyler, esir kampında 16 ay kalır. Nihayet 5 Ocak 1920 günü İstanbul’a ulaşırlar.
Milli Mücadele’ye katılım
Ramiz ve Rauf beyler, esaret dönüşü sonrasında Trabzon’a tayin edilir ancak o dönem Osmanlı’da Milli Savunma Bakanı olan Fevzi Paşa (Çakmak) ve müsteşarı İsmet Bey’in (İnönü) girişimiyle Adapazarı’ndaki Kuvayı Milliye’ye sevki gerçekleşir.
Ramiz Bey, uzun bir aradan sonra Adapazarı’nda bulunan ailesine kavuşur ve iki buçuk yaşına gelmiş kızı Perihan’ı ilk kez görecektir. O dönemde Kocaeli ve Adapazarı bölgesi, Karakol Cemiyeti vasıtasıyla Anadolu’ya silah, cephane ve insan sevkiyatı için önemli bir bölgedir.
Ramiz ve Rauf beyler, padişah yanlısı ve Milli Mücadele’nin aleyhinde olan gerici güçlere karşı bölgede yaşayan Karadenizlileri örgütleyerek Kuvayı Milliye’yi güçlendirirler. Mustafa Kemal Paşa’nın sınıf arkadaşı Ali Fuat Paşa (Cebesoy) da, 1953 yılında yayınlanan “Milli Mücadele Hatıraları” adı kitabında bu bölgede Ramiz ve Rauf beylerin çalışmalarından söz eder.
Ramiz ve Rauf beyler, Ankara’ya geçmek ve Milli Mücadele’ye katılmak isteyenlerin güvenli bir şekilde bölgeden geçmelerine yardımcı olurlar. Nisan 1920’de bu geçişler sırasında yardım edilenler arasında İsmet Bey (İnönü) ve arkadaşları da vardır. Halide Edip (Adıvar) da, bu süreçte Ankara’ya giderken Ramiz ve Rauf beylerin yardımını “Türk’ün Ateşle İmtihanı” isimli kitabında anlatır.
Giresun Askerlik Şube Başkanlığı
Adapazarı’nın işgalden kurtulduğu ve Türk ordusunun Batı Cephesi’nde Yunanlıları yenilgiye uğrattığı günlerde Ramiz Bey de, binbaşılığa terfi ettirilir. Ramiz Beyin sağlığı, Balkan Savaşı’ndan Milli Mücadele’ye kadar uzanan 10 yıllık süreçte giderek bozulmuştur.
Kurtuluş Savaşı’nın başarı ile bitmesinin ve Lozan Antlaşması’nın ardından Binbaşı Ramiz’in tayini Giresun Askerlik Şubesi Başkanlığı’na çıkar. Bu tayinde Mustafa Kemal Paşa’nın da rolü olduğu belirtilir. Gazi Paşa, 19 Eylül 1924’te Giresun’a gelip Ramiz Beyi de ziyaret eder.
Binbaşı Ramiz, İstiklal Madalyası ile birlikte dört madalya sahibidir. Bu Milli Mücadele kahramanı, şeker hastalığı ve diğer sağlık sorunları nedeniyle 17 Ağustos 1931’de emekli olur. 10 Nisan 1933’te de bu dünyadan ayrılır…
Ramiz Bey, vefat ettiğinde henüz soyadı kanunu çıkmamıştı. 1934’te yasalaşan soyadı kanunu ile ailesi “Benli” soyadını almıştır.
Ömrünün önemli bir bölümü savaşlarda geçen, ülkesinin bağımsızlığı için mücadele eden Ramiz ve diğer kahramanlarla ilgili olarak şair Nevzat Bilgiç’in şu mısraları dikkat çekicidir:
“Hendek-Adapazarı ve diğer beldeleri
Kuvay-ı Milliye’ye güç vermişti elleri
Hopalı Rauf ve Yüzbaşı Ramiz’i
Nasıl unuturuz bilemem, o yürekli erleri”
68’in subayları
Hasan Tahsin Benli’nin ciddi bir kaynak taraması yaparak doktora tezi titizliğinde hazırladığı bu sekiz yıllık çalışmasının Milli Mücadele tarihimize bir katkı sağladığı inancındayım. Hasan Tahsin’in 68 kuşağının devrimci subayları ile ilgili söyleşi tarzında da kitapları bulunuyor:
“Günlerin Bugün Getirdiği - Yücel Top Anlatıyor, İmge Yayınevi, 2016”, “Ne Kaldı Bizden Geriye - Mehmet Alkaya Kitabı, Destek Yayınları, 2024”. Hasan Tahsin, benim “Mesele Teslim Olmamakta, Ayrıntı Yayınları, 2021” isimli kitabımın da “isim babası”dır. Hasan’ı bir kez daha kutluyor ve bu yeni kitabının okurunun bol olmasını diliyorum…
