Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

12 Eylül direnişçisi: Reha İsvan

Gazeteci/yazar Zeynep Oral, 12 Eylül 1980 darbesi döneminde 38 ay tutuklu kalan Barış Derneği davasının tek kadın sanığı Reha İsvan’ın direnişinden söz eder. Zeynep Oral’ın “Direniş ve Umut Reha İsvan” başlıklı kitabını bir 12 Eylül yıldönümünde hatırlatmak istedik…

Yayın Tarihi: 11.09.2026 , 19:51 Güncelleme Tarihi: 12.09.2026 , 00:00

12 Eylül 1980 darbesinden bu yana 46 yıl geçti. Bu faşist nitelikli askeri darbe, 1970’lerde yükselen sol hareketin önünü kesmek, yine bu bağlamda yükselen işçi sınıfı mücadelesini sekteye uğratmak, DİSK başta olmak üzere emek örgütlerini güçsüzleştirmek, sendikal hakları budamak amacını güdüyordu.

Keza “ihracata dönük sanayileşme” adı altında ücretlerin baskılanıp ülke kaynaklarının dışa açıldığı yeni bir sermaye birikim modeli yaratılmayı hedefliyordu. 12 Eylül darbesi, 1982 Anayasası ile sosyal ve sendikal haklara kısıtlama getirirken aynı zamanda din derslerinin zorunlu hale gelmesini sağlayarak siyasal İslamcı hareketin gelişmesine de zemin hazırlamıştır.

Darbeyle birlikte ülkede bir “cadı avı” başlamış, özellikle sol kesimde sendikacılar, devrimciler, demokratik kitle örgütünün yöneticileri ve üyeleri gözaltına alınmış, işkenceden geçirilmiştir. Bu süreçten Barış Derneği yöneticileri de nasibini almış, 44 kişi tutuklanmıştır.

Emekli büyükelçi Mahmut Dikerdem’in başkanlığını yaptığı derneğin yöneticileri ve kurucuları arasında Dr. Erdal Atabek, dönemin İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın, gazeteciler Ali Sirmen, Hüseyin Baş, şair ve yazar Ataol Behramoğlu, siyasetçi Kemal Anadol, Prof. Dr. Metin Özek, Doç. Dr. Gencay Şaylan gibi aydınların yanı sıra eski İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan’ın eşi, eğitimci Reha İsvan da vardı.

Dimdik bir duruş

Deneyimli gazeteci/yazar Zeynep Oral, Barış Derneği davasının tek kadın sanığı olan Reha İsvan’ın 12 Eylül dönemindeki yaşadıklarını kaleme almıştır. Yazarın “Direniş ve Umut Reha İsvan” isimli kitabında (Metis yayınları, 2013), 38 ay tutuklu kalan bu kadın eğitimcinin dimdik duruşuyla direnişin ve umudun simgesi olduğu belirtilir.

Reha İsvan (1925-2013), 27 Şubat – 23 Aralık 1982 ile 14 Kasım 1983-17 Şubat 1986 tarihleri arasında tutukluydu. Zeynep Oral, Reha hanımla Metris Cezaevi’nden çıktıktan sonra bir nehir söyleşisi gerçekleştirir ve daha sonra bunu kitap yapar.

Reha İsvan’ın tutuklandığı gün, eşi Ahmet İsvan da DİSK davasından 14 Kasım 1980’de tutuklanmıştı. Zeynep Oral, Reha İsvan’ın tutuklanışını anlatırken kadın polis memurunun “Özür dilerim, size kelepçe takmak zorundayım” şeklindeki sözlerine karşılık Reha hanımın “Buyrun, onlar benim onur bileziklerim” dediğini ifade eder.

29 Ekim doğumlu

Reha İsvan’in babası Kemal Doğan asker kökenlidir, Kara Harp Okulu’ndan topçu subayı olarak mezun olduktan sonra 1908’de İstanbul’daki 31 Mart gerici ayaklanmasını bastırmak için Selanik’ten yürüyüşe geçen “Hareket Ordusu”nda görevlidir.

Kemal Doğan, Birinci Dünya Savaşı sırasında çeşitli cephelerde savaşır, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığında yanındadır, Büyük Taarruz’da da topçu komutanı olarak görev yapar ve İzmir’in kurtuluşu sırasında da yine görev başındadır.

Albay Kemal’in 29 Ekim 1925 tarihinde ilk çocuğu doğar, adına Cumhuriyet, kurtuluş anlamına gelen Reha ismini verir. Kemal Doğan, korgeneral rütbesinde emekliye ayrılır...

Reha İsvan, 27 Şubat 1982 akşamı tutuklandığını Zeynep Oral’a anlatırken “Ben kendime hiçbir zaman tutukluyum demedim, Tutsağım dedim. Çünkü bize Metris’te tutsak muamelesi yapılıyordu, esir gibi görüyorlardı” şeklinde bir ifade kullanır.  
  
Zeynep Oral, Reha İsvan’ın tutuklu bulunduğu süreçte eşi Ahmet İsvan’a, üç çocuğuna yazdığı mektuplardan da örnekler sunar, şiirsel bir anlatımla bu bunları dile getirir.

Metris’ten kesitler

Reha İsvan, Metris Cezaevi’ne girdiğinde 57 yaşındadır, hapishanede ise daha çok 20-25 yaşlarında gençler vardır. Reha hanım öğretmenlik de yaptığı için kimi gençlerin “Hocam Yalova’dan öğrencinizim” deyişini sevinçle karşılar.

Zeynep’in kitabında, cezaevinde tahtakurusu ve bitle mücadele, tutukluların yaptığı yemekler, gençlerin hapishane yönetimi ve uygulamalarıyla mücadelesi, günlük yaşamdan kesitler halinde anlatılır.

Özellikle siyasi tutukluların kaldığı koğuşlar kalabalıktır, iki yatakta üç kişi yatmaya mecbur olur. Karavanadan taş çıkması da doğaldır. Aslında bir nevi ceza olsun diye bu taşlar yemeklere konur.

Tüm bunların yanı sıra cezaevi ile ilgili ilginç bir durum da, Reha hanımın babasının daha önce bu kışlada, yani Metris Topçu Atış Okulu’nda komutanlık görevi yapmasıdır.

Esas duruşa itiraz

Metris Cezaevi’nde sayım yapıldığı sırada tutukluların hazır olda, esas duruşta beklemesi söylenmiştir. Reha İsvan buna itiraz eder, 38 ay boyunca hazır olda ellerini iki yanına yapıştırıp durmaz. Bu bir tür “direniş”tir.

Tüm görevlilere, hatta erlere “komutanım” diye hitap edilmesi de hapishane kuralları arasındadır. Reha İsvan, bunu unutup zaman zaman erlere “oğlum, evladım” diye hitap edince kendisi uyarılıp “evlat yok” denir.

Cezaevindeki kötü bir uygulama da, duruşmalara gidip gelirken ya da avukat görüşüne çıkarken tutukluların hapishanenin koridoru boyunca dayağa maruz kalmasıdır. Gerçi Reha İsvan bu anlamda bir muameleye maruz kalmamıştır.

Cezaevinde tutukluların moralini bozan diğer bir uygulama da, çeşitli zamanlarda koğuşların boşaltılıp arama yapılmasıdır. Görevliler, bu arama sırasında tutukluların kimi eşyalarını kesip yırtarlar, sutyenlerini ikiye bölerler, duvar yapıştırılan fotoğraflar sökülüp yırtılır, kızların yaptıkları turşular yataklara dökülür. Yani arama, tam bir eziyettir…

Tüm bu uygulamalara rağmen kızlar koğuşu, arama sonrasında halay çekip, türkü söyleyerek etrafı toplamaya başlar, sökükler, yırtıklar dikilir.

Savunma ve dilekçeler

24 Haziran 1982 günü Barış Derneği yöneticilerinin yargılanması başlar. Reha İsvan, savunmasına şu cümlelerle girer:

İnsanım. İçgüdüsel olarak yaşamak istiyorum. Savaş insanı yok eder. Bu nedenle barıştan yanayım”.

Ardından kadın olduğunu, mesleki anlamda ziraat mühendisliği ve öğretmenlik yaptığını, gelecekte savaşsız bir dünyanın gerçekleşeceğine inandığı için Barış Derneği’nin kurucuları arasında yer alıp 1977’den beri onur ve övünç duyduğunu ifade eder.

Öte yandan hapishane idaresi, Reha İsvan’a “Dilekçe verirseniz sizi eşiniz Ahmet İsvan’la görüştürürüz” teklifini yapar. Hem Reha hanım, hem de Ahmet İsvan, birbiriyle görüşmek istediklerini ancak bu konuda dilekçe vermeyi kabul etmediklerini belirtir.

Reha İsvan’ın tutukluluk sürecinde diğer bir itiraz noktası da yapılan haksız uygulamalara karşı, örneğin havalandırma süresinin azlığı, kısa sürede koğuş değiştirme, mektupların engellenmesi, hapishane doktorlarının ilgisizliği gibi konularda sürekli dilekçe vermesidir.

Cumartesi, Pazar günleri hapishanede kaloriferler yanmayınca Reha İsvan, “Bu nasıl iştir, biz insan değil miyiz” sözlerini dile getiren bir dilekçe yazar. Hatta kadın tutuklu arkadaşları, “Bu dilekçe değil, bildiri olmuş” derler. Ama sonunda hafta tatillerinde de kaloriferler yanacaktır.

Aslında dilekçe vermek de Reha İsvan açısından yasal bir direniş yoludur…

'Helal olsun hırsıza'

Tutuklu Ahmet İsvan, bir süre sonra DİSK davasından serbest bırakılır. Bir yılbaşı günü eşi Reha İsvan’ı Metris Cezaevi’nde ziyaret eder. Ziyarete ise şu nedenle izin verilmiştir: İsvan’ların Levent’teki evleri soyulmuştur.

Her ne hikmetse eve giren hırsız, yalnız Reha İsvan’a ait takıları çalmış, başka bir şeye dokunmamıştır. İşte bu konuyu görüşmek üzere Ahmet ile Reha İsvan, “açık görüş”te bir araya gelirler.

Reha hanım, görüşme sonunda Ahmet İsvan’a “Helal olsun hırsıza. İyi ki bizim eve girmiş, takılarımı almış. Aksi halde seninle burada görüşemezdik. Bütün çaldıkları helal olsun” diyecektir…

Hey özgürlük!

Barış Derneği davası, Askeri Yargıtay tarafından “noksan soruşturma” nedeniyle bozulmuştur, İstanbul 2.Nolu Askeri Mahkemesi’nde yargılama yeniden başlar. Sanıklar arasında yer alan Reha İsvan, siyah tayyörü ve her zamanki dik duruşuyla mahkeme salonundadır.

Kimlik saptamasından sonra avukatlar söz alır. Sıra sanıklara gelir, Reha İsvan, şu konuşmayı yapar:

“Yazılı yasalara uyarak somut ve yansız belgelere dayalı yargılansaydım, suç bana ilişmeyecekti. Ben zaten özgürüm. Özgürlük mekanla sınırlı değildir. Özgürlük bilinçle ilgili bir şeydir. Tutuklanmamla ilgili dilediğiniz kararı verebilirsiniz. Atıfet değil, adalet istiyorum”.  

Daha sonra mahkeme heyeti kararını açıklar. Reha İsvan’la birlikte birçok sanığın tahliyelerine karar verilecektir. 17 Şubat 1986 günü, 61 yaşındaki Reha İsvan, 38 aylık tutukluluğundan sonra özgürlüğüne kavuşacaktır.

Reha İsvan, hapislik sürecini değerlendirirken Zeynep Oral’a şu sözleri söyler:

Gençlerden çok şey öğrendim. Ama en önemlisi insan onurunu korumada onların dirençlerine tanıklık ettim, kendi iradelerine sahip çıkmada nasıl bütünleştiklerini gördüm. Onun için diyorum ki, asıl, insanlık onurumu korumada onlardan çok şey öğrendim”.

Zeynep Oral’ın Reha İsvan kitabı bize, en zor koşullarda bile onurla direnmeyi ve umutlu olmayı salık veriyor…
 

Yazarın Son Yazıları