Atilla Özsever
Madenci, zayıf sınıfsal desteğe rağmen…
Yayın Tarihi: 26.08.2026 , 22:14 Güncelleme Tarihi: 27.08.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Bağımsız Maden-İş Sendikası’na üye Doruk Madencilik işçileri, ödenmeyen ücretleri ve tazminatları için 17 gündür Ankara’da direniyor. Keza aynı işverenin, yani Yıldızlar SSS Holding’in işletmelerinde çalışan Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş üyesi Elazığ Eti Gümüş işçileri de bir aydır Ankara’da eylemlerini sürdürüyor.
Bağımsız Maden-İş Sendikası’ndan 26 Ağustos 2026 günü yapılan açıklamada, önceki gece işveren heyetiyle sürdürülen müzakereler sonucunda zafere (anlaşmaya) yakın olduğu bildirildi. Sendika avukatı Mürsel Ünder, alacakların büyük kısmı konusunda anlaşmaya varıldığını, tüm hesaplamaların yapılmasından sonra nihai durumun 27 Ağustos’ta netleşeceğini ifade etti.
Gözaltında bulunan Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu ise, dün gece saatlerinde tutuklandı.
Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın güçlü bir sınıfsal destek ve dayanışma olmamasına rağmen yürüttükleri mücadele ve direniş sayesinde Enerji Bakanlığı’nı da arabuluculuğa zorlayarak işverene geri adım attırılması, önemli bir başarıdır. Madenciler, bu direnişlerinde polis baskısına, gözaltına alınmalarına karşın aileleriyle birlikte örnek bir mücadele sergilediler.
Türk-İş’in zayıf desteği
Şimdi burada konunun sınıfsal destek ve dayanışma boyutuna gelelim.
Türkiye Maden-İş Sendikası’na üye Eti Gümüş işçileri, ödenmeyen ücret ve tazminatları için Ankara’da Ulus Meydanı’nda, Sakarya Caddesi’nde ve Enerji Bakanlığı önünde fasılalı olarak eylemlerini sürdürürken Türk-İş yönetimi, sadece 5 Ağustos 2026 günü bu işçileri genel merkezde kabul etti.
Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, 5 Ağustos’ta konfederasyona üye Türkiye Maden-İş üyesi işçilere ücret ve diğer haklarının ödenmesi konusunda “sonuna kadar yanlarında olduklarını” söyledi.
Ancak Türk-İş yönetimi, işçilerin alacakları konusunda diğer sendikaları harekete geçirme, konfederasyonun daha kitlesel eylemleri gerçekleştirme konusunda bir adım atmadı. Konfederasyon, sözel olarak bir destek vermiş oldu.
DİSK’ten yazılı açıklama
Öte yandan sınıf sendikacılığı ilkesini savunan DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ise, 17 Ağustos 2026 tarihinde “Ücret haktır; gasp edilemez” başlıklı bir yazılı açıklama yaptı.
DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun yaptığı açıklamada, Türkiye’deki işçilerin dünyada en kötü koşullara sahip 10 ülke içinde yer aldığı, günümüzde sadece örgütlenme ve grev hakkını içeren sendikal hakların değil ücret hakkının dahi gasp edildiği belirtildi.
35 satırlık açıklamada madencilerin sorunlarına sadece 8 satırda yer verildi. DİSK’in açıklamasında, madencilerin sorunlarıyla ilgili olarak işverenle birlikte Enerji ve Çalışma Bakanlıklarının da kamu otoritesi olarak sorumlu olduğu hatırlatıldı.
Güçlü dayanışma eksik
Görüldüğü gibi DİSK yönetimi, Doruk madencilerinin direnişine açıktan destek vermekle birlikte sahada örgütlü bir dayanışma gösteremedi.
Hak-İş zaten “AKP yandaşı” konumunda bir işçi kuruluşu olduğu için Doruk madencilerinin direnişine yönelik bir ziyaret, açıklama, eylem ya da dayanışma çağrısında bulunmadı.
Özellikle Türk-İş’in kendi üyesi madencilerin hak eylemine ve DİSK’in de sınıf sendikacılığı açısından Bağımsız Maden-İş üyesi işçilerin direnişine aktif bir destek vermemesi, her iki konfederasyonun aynı patrona ait işçilerin haksızlığa uğramasına yönelik ortak bir tavır göstermemesi, kabul edilecek bir durum değildir.
Birleşik Metal-İş’ten somut destek
Bu arada bazı sendikaların münferit (tekil) destekleri daha dikkat çekiciydi. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası, madencilerin direnişine hem yazılı açıklama yaparak hem de bizzat direniş yerini ziyaret ederek gıda ve lojistik malzeme desteğinde bulundu. Sendikanın 18 Ağustos tarihli açıklamasında şöyle denildi:
“Biz metal işçileri olarak madencilerin yanındayız; çünkü biliyoruz ki herhangi bir işyerinde işçilerin hakkına yönelen saldırı, bütün işçi sınıfına yöneliktir. İşçi sınıfı tüm bileşenleriyle bir bütündür. Madenciye kalkan eller, hepimize kalkmış sayılır”.
Birleşik Metal-İş Sendikası, madencilerin direnişi ile dayanışmak amacıyla da 19 Ağustos 2026 tarihinde örgütlü olduğu tüm fabrikalarda eş zamanlı vardiya giriş-çıkış eylemleri ve bildiri okuma etkinlikleri gerçekleştirdi.
Sendikanın Ankara Şubesi de, yine 19 Ağustos günü Doruk Madencilik ve Elazığ Eti Gümüş işçilerini eylem alanında doğrudan ziyaret ederek madencilere sıcak yemek ve su desteği sağladı.
Nisan 2026 direnişi
Aslında Nisan 2026 tarihinde Doruk Madencilerinin eylemine gerek DİSK ve gerekse diğer sendikalar daha aktif bir dayanışma göstermişlerdi. Keza meslek örgütleri, siyasal partiler, çeşitli demokratik kuruluşlar ve halkın toplumsal desteği ve dayanışması da etkili olduğundan o direniş bir kazanımla sonuçlanmıştı.
Ancak Yıldızlar SSS Holding işvereni, Nisan direnişi sonrasında üç bakanlığın (Enerji, Çalışma ve İçişleri) garantörlüğüne rağmen işçi alacaklarının sadece bir kısmını ödemiş, geri kalanını ödememişti. Bunun üzerine Doruk Madencilik işçileri, 10 Ağustos’ta yine Ankara’ya gelip eylemlere başlamışlardı.
Sınıfsal mesele yapmak
Özetle Doruk Madencilik direnişinde, belli bir sendikal destek olduysa da bu durum işçi sınıfının kolektif gücünü gösterecek düzeyde, sürekli ve koordineli bir dayanışmaya dönüşmedi. Oysaki ücretlerin ödenmemesi, tazminatların geciktirilmesi gibi sorunlar, sendikalı, sendikasız tüm işçilerin başına gelebilecek sorunlardır.
Burada konfederasyonlar arasındaki rekabetin, sendikaların sadece kendi üyelerinin sorunlarına yönelik dar sınıfsal bakışın, grev ve dayanışma eylemi kültürünün zayıflamasının, yasal sınırlamalar ve siyasal iktidarın baskısı gibi faktörlerin de rol oynadığını söylemek mümkündür.
Bununla birlikte bir işyerinde işçilerin haklarına yönelik saldırı, aslında bütün işçi sınıfına yapılmış bir saldırı şeklinde algılanmalıdır.
Direniş dersleri
Öte yandan Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş üyesi işçilerin, direnişleri sonucu çeşitli kereler gözaltına alınan Bağımsız Maden-İş’in üyelerinin serbest bırakılması için gerçekleştirilen eylemlere katılmaması da dikkati çeken diğer bir konudur. Burada da sendikalar arasındaki ayrılık ve çekişmelerin mücadele birliğinin önüne geçtiği söylenebilir.
Sonuç itibarıyla yeterli bir sınıfsal destek ve dayanışma olmamasına rağmen Bağımsız Maden-İş’in direnişi, işçi sınıfı mücadelesi açısından önemli bir kazanımdır.
Bu direnişten çıkarılacak derslerden biri de, işçi sınıfının birliğini sağlayacak düzeyde ortak somut sorunlar etrafında sendikal rekabet anlayışını aşarak tabanda daha güçlü bir sınıf dayanışmasını gerçekleştirmek olmalıdır, şeklinde ifade edilebilir…