Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Atilla Özsever

Atilla Özsever

Bölgesel asgari ücret masalı

“Yandaş” basında “yaşam maliyeti farklılıkları” öne sürülerek bölgesel asgari ücret konusu yeniden gündeme getirildi. Özellikle Anadolu illerinde asgari ücret daha düşük tutularak ülke genelinde ortalama ücret haline gelen bu ücretin daha da aşağıya çekilmesi isteniyor. Üç işçi konfederasyonu da bu girişime karşı çıktı.

Yayın Tarihi: 29.07.2026 , 20:43 Güncelleme Tarihi: 30.07.2026 , 00:00

Geçen hafta AKP Hükümeti’nin siyasi çizgisine yakın gazetelerde, “bölgesel asgari ücret” konusu yeniden gündeme getirildi. Söz konusu haberlerde, büyükşehirler ile Anadolu kentlerinde yaşayanlar arasında “yaşam maliyeti farkı” gerekçe gösterilerek tek tip asgari ücretin mağduriyete yol açtığı iddia edildi.

İlgili haberlerde, “çalışanların alım gücünün korunması, istihdamın artırılması ve işletmenin rekabet gücünün desteklenmesi” amacıyla bölgesel asgari ücret fikri ortaya atılıyor. Aslında işverenlerin maliyet yükünü hafifleterek “yaşam maliyeti farkını” öne sürüp zaten açlık sınırının altında olan asgari ücretin daha da aşağıya çekilmesi amaçlanıyor.

Büyükşehirlerle Anadolu kentlerini karşılaştırdığımızda; kira ve ulaşım giderleri bir yana doğal gaz, elektrik, iletişim, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların fiyatları nerdeyse ülkenin hemen her yerinde aynı. Sadece kira meselesi üzerinden bölgesel asgari ücreti savunmak gerçekçi değil. Zaten o illerde de kiralar, 15 - 20 bin lira dolayında bulunuyor.

Gıda harcamaları açısından da baktığımızda; 28 bin 75 liralık asgari ücretin büyük bir bölümü bu tür harcamalara gidiyor. Nitekim Türk-İş’in Haziran 2026 verilerine göre, dört kişilik bir ailenin sadece gıda harcamalarından oluşan açlık sınırı, 35 bin 759 lira. İstanbul’da da, Şanlıurfa’da da bu harcamalar birbirine yakın. 

Keza ekonomik yönden daha az gelişmiş kentlerde daha düşük asgari ücret dayatarak yoksulluğun daha kalıcı hale gelmesi, dolayısıyla büyük şehirlerde de asgari ücretin daha düşük saptanmasına olanak sağlanması isteniyor.

Yeniden ısıtılıyor

Bölgesel asgari ücret meselesi, IMF ile birlikte çeşitli işveren örgütleri tarafından da uzun zamandan beri savunulan bir konudur. Özellikle son dönemde AKP’ye yakınlığı ile bilinen MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği) tarafından da çokça dile getiriliyor.

Türkiye’de bölgesel asgari ücret, 1951-1974 yılları arasında uygulandı. 1974 yılında Bülent Ecevit Başbakanlığındaki CHP-MSP koalisyon hükümeti döneminde bu uygulamaya son verildi. Yani bölgesel asgari ücret meselesi, 52 yıl önce vazgeçilmiş bir uygulamadır.

Uygulamasından vazgeçilmiş bir meseleyi, bir masal gibi yeniden hatırlatmak, ısıtıp ısıtıp kamuoyuna maletmeye çalışmak, ülkemizde sömürünün daha da yoğunlaşmasına hizmet eden bir “ucuz emek cenneti” yaratmayı amaçlıyor. 

Aslında bu sistem, dünyada da ABD, Kanada, Hindistan, Çin gibi eyalet ve federal sisteme sahip sınırlı ülkede uygulanıyor. Avrupa Birliği ülkelerinde böyle bir uygulama yok. Eyalet sistemine sahip Almanya’da bile bölgesel asgari ücret değil ulusal asgari ücret sistemi yürürlükte bulunuyor (DİSK-AR Asgari Ücret Raporu 2025).

Eşitlik ilkesine aykırı

Bölgesel asgari ücret önerisi, asgari ücretin tanımı ve özüyle çelişen bir öneridir. Çünkü asgari ücret, bir ülkenin en düşük ücretidir, onun altı olamaz. Bu anlamda da Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olur.

Ülkemizde asgari ücret, ortalama ücret haline gelmiştir. DİSK-AR’ın (DİSK Araştırma Merkezi) Haziran 2026 Araştırma Raporu’na göre, Türkiye’de asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altı bir ücretle çalışanların kapsamı yüzde 35’e yakındır. Böylece Türkiye asgari ücretin yaygınlığı bakımından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer almaktadır.

Keza Türkiye’de her 100 çalışandan 15’i asgari ücretin altında çalıştırılmaktadır. Bir kez daha ifade edelim; asgari ücret açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının (116 bin 478 lira) dörtte biri düzeyindedir.

3 konfederasyon da karşı

Bölgesel asgari ücret konusunun medyada gündeme gelmesi üzerine üç işçi konfederasyonu, ayrı ayrı açıklama yaparak bu yaklaşımın ekonomik ve sosyal gerçeklerle uyuşmadığını, sadece ücretleri düşük tutmaya yönelik bir girişim olduğunu vurguladılar. 

Türk-İş Yönetim Kurulu’nca yapılan yazılı açıklamada, "Bölgesel asgari ücreti gündeme getirmek ya da bunu savunmak, işçiye de emekçiye de, ülkeye de kötülüktür. Konuşulması gereken, asgari ücretin geçim ücretine dönüştürülmesidir" ifadesi kullanıldı.

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan da, "Bölgesel asgari ücrete kesinlikle karşıyız. Bölgesel asgari ücret isteyenlerin arkadaki planları, İstanbul'daki kişiyi de Hakkari'deki ücretle çalıştırmaktır” diye görüş belirtti. 

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, bu tür görüşlerin asgari ücrete zam yapılmasından kaçınmak olduğunu ifade etti. Çerkezoğlu, Türkiye'de çalışanların yarısının gelirinin asgari ücret civarına, yani ortalama ücret haline gelmesinin önemli bir sorun olduğunu vurguladı.

Görüldüğü gibi Türkiye’de esas mesele, bölgesel asgari ücret değil çalışan nüfusun yarısının mahkum edildiği bu ortalama ücretin insanca yaşanacak bir düzeye gelmesi için mücadele edilmesidir...

Atilla Özsever 'ın Son Yazıları