Atilla Özsever
Asgari ücrette ‘yapı’ tartışması
Yayın Tarihi: 19.11.2025 , 23:21 Güncelleme Tarihi: 20.11.2025 , 00:00
Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Aralık ayı başında toplanacak. Komisyonun mevcut yapısında 5 işçi, 5 işveren ve 5 de hükümet temsilcisi bulunuyor. Komisyon, 10 kişinin oyu ile de karar aldığından büyük ölçüde hükümet ve işveren tarafının dediği oluyor.
Türk-İş de, komisyonun bu yapısıyla devam etmesi halinde Aralık ayındaki görüşmelere katılmayacağını açıkladı. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, 2000 yılından bu yana 29 kez belirlenen asgari ücretin 21’inin hükümet ve işveren tarafından birlikte saptandığına dikkati çekti.
Türk-İş Başkanı Atalay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na komisyonun yapısıyla ilgili talepleri ilettiklerini belirterek şunları söyledi:
“O masada işçinin dediğinin olacağı bir tablo olursa adil bir tablo olur. Formül ne, adil bir yapı. Komisyonda 5 kişi işveren, 5 kişi bizden olur. Bir de tarafsız birisi olur.”
Yani, özetle Türk-İş, 5 işçi, 5 işveren ve 1 de “tarafsız başkan”dan oluşan bir komisyon yapısını öneriyor.
‘Tarafsız başkan’ mümkün mü?
Aslında “tarafsız başkan”ın devlet (hükümet) yanlısı olacağı açık. Çünkü Yüksek Hakem Kurulu’nda olduğu gibi kurulun başkanı bir Yargıtay üyesi olduğunda, hakimleri de AKP iktidarı belirlediğinden asgari ücretin komisyon yapısında da benzer bir yasal düzenleme yapılırsa sonuçta hükümet ve işverenin dediği olacaktır.
Komisyon başkanı, akademik bir kişi olsa bile YÖK (Yüksek Öğretim Kurulu) ya da hükümetin belirlemesi halinde 11 kişilik komisyonda yine 6’ya 5 işçi aleyhine bir sonuç çıkacaktır. İşçi ve işveren tarafının ortak seçtiği başkan da yine hükümete yakın durabilir.
Öte yandan Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, 5 Kasım 2025’te yaptığı açıklamada, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun mevcut yapısına karşı olduklarını, Almanya modelinde olduğu gibi 5 işçi, 5 işveren ve gerekirse 1 de işçi ile işverenin birlikte belirleyeceği “tarafsız başkan” modelini önerdi.
Mahmut Arslan, 18 Kasım günü Hak-İş’in 50. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada ise, asgari ücret konusuna hiç değinmedi, törende bulunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bol, bol övgüler yağdırdı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan da, 11 Kasım günü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, doğrudan ifade etmemekle birlikte Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun mevcut haliyle devam etmesinden yana bir eğilim gösterdi.
Sendika kulisleri
Asgari ücretle ilgili sendika kulislerinde şu senaryolar konuşuluyor: Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK), asgari ücretin geçerli olduğu işyerlerinin daha çok esnaf ve küçük işyerleri olduğundan kendi örgütlerinin de komisyonda yer almasını istiyor.
Hatta TESK, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) ağırlıklı olarak sendikalı işyerlerinde örgütlü olduğundan bu işyerlerindeki ücretlerin asgari ücretten yüksek olması nedeniyle TİSK’in komisyonda temsil edilmemesi görüşüne sahip.
Öte Yandan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) de bu komisyonda temsil edilmek istiyor. Türk-İş Başkanı Atalay’ın da Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndaki işveren tarafında TOBB ile TESK’in bulunmasına sıcak baktığı ifade ediliyor.
Bölgesel asgari ücret tuzağı
Özellikle TOBB’un komisyonda bulunması, bölgesel asgari ücret meselesinin de gündeme gelmesi demektir. Çünkü Odalar Birliği’nin Anadolu’da da birçok üyesi bulunduğundan örneğin Van’daki işyerinde çalışan işçiyle İstanbul’daki işçinin yaşam koşulları ve geçim durumunun farklı olması nedeniyle daha düşük bir ücretin saptanmasına zemin hazırlanıyor.
Asgari ücret zaten en düşük ücrettir, bölgesel asgari ücret uygulamasıyla asgari ücretin daha da aşağıya çekilmek istenmesi, gelir dağılımı adaletsizliğine ve bölgeler arası gelir uçurumun derinleşmesine yol açacaktır.
Bu arada Türk-İş Başkanı Atalay’ın komisyonun yapısı ile ilgili tartışmaları öne sürerek “minderden kaçmak” istediği, asgari ücretin mevcut yapıyla düşük saptanması halinde ortaya çıkacak “suçlamalardan” kurtulmayı amaçladığı öne sürülüyor.
Hükümetin hedefi
AKP Hükümeti, asgari ücretin hedeflenen enflasyon oranında belirlenmesi görüşündedir. AKP’nin Orta Vadeli Programı’nda (OVP) hedeflenen enflasyon oranı yüzde 16’dır. Uluslararası mali kuruluşlar ise, yüzde 20’lik bir zammı uygun buluyor. İşveren sendikaları da, 5 puan daha artırılıp yüzde 25’lik bir artışa (evet) diyebilirler. Bu durumda 2026 yılı asgari ücretinin 26 bin 500 ile 27 bin 700 TL dolayında olabileceği ileri sürülebilir.
Oysa Türk-İş’in Ekim 2025 sonu verilerine göre dört kişilik bir ailenin sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırı 28 bin 412 TL’dir. Bu rakamın yılsonu itibariyle 30 bin liraya çıkabileceği dikkate alındığında yeni asgari ücret yine açlık sınırının altında kalacaktır.
Türk-İş’in dört kişilik bir ailenin geçim harcamalarını içeren yoksulluk sınırı ise 92 bin 547 TL olarak saptandı. Bir aileye en az iki kişilik asgari ücretin girmesi gerektiği hesaplandığı takdirde 2026 yılı asgari ücretinin 46 bin 274 TL olması gerekiyor.
En düşük memur maaşı emsal alındığında ise halen bu ücret de, aile yardımı dahil 50 bin 503 TL’dir.
Esas mesele sendikalaşma
Aslında esas mesele, asgari ücretle çalışan sayısının azaltılmasıdır. Oysa bugün asgari ücret ortalama ücret haline gelmiştir, çalışan nüfusun yarısına yakını, yani 8 milyon kişi asgari ücretle çalışıyor.
Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışanların tüm çalışanlara oranı yüzde 4 ile 6 oranında iken bizde yüzde 50’leri bulması toplumun yoksullaştığının da bir göstergesi oluyor. Asgari ücretli sayısının düşürülmesi için sendikalaşma oranının yükselmesi gerekiyor.
Sendikasız işyerlerinde çalışanlar genellikle asgari ücret düzeyinde ücret alırken sendikalı işyerlerinde ise işçi başlangıçta işe asgari ücretle de girse toplu sözleşme gereği hemen ücretine yüzde 8’lik bir zam yapılıyor, yılda 4 ikramiye ve diğer sosyal haklarla birlikte mevcut ücreti iki asgari ücrete yaklaşabiliyor.
O nedenle asgari ücretin ülke düzeyinde çok sınırlı kesimi kapsaması açısından sendikalaşma oranın yükseltilmesi gerekli gözüküyor. Ancak şimdi içinde bulunduğumuz mevcut koşullarda asgari ücretin gerçek bir geçim ücreti olması için mücadele verilmesi kaçınılmazdır.
Kitlesel mücadele
Bu anlamda işçi sınıfının, sendikalarının örgütlü bir biçimde kitlesel eylemlere başvurmasında yarar var. Türk-İş, asgari ücretin yükseltilmesi konusunda komisyona katılmama dışında bir etkinlikte bulunmuyor.
Oysa yerel bir kuruluş olmasına rağmen örneğin Gebze Sendikalar Birliği, 26 Kasım’da ilçenin kent meydanında asgari ücretle ilgili bir miting düzenleyecek.
AKP Hükümeti’ni ve sermaye sınıfını zorlamak açısından bu tür eylemlere, üretimden gelen gücün kullanılmasına gayret göstermek gerekecek…