Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alpaslan Savaş

Alpaslan Savaş

Bize bir cumhuriyet gerek

Refahın, güvenliğin, istikrarın teminatı, barış ve kardeşliğin hâkim olduğu bir cumhuriyet. Kendi celladını, yani sömürücü sınıfı bağrında beslemeyen bir cumhuriyet. Kaynağındaki fikir olan eşitliği temel ilke edinen, özgürlüğü eşitliğin güvencesi kılan, toplumu her alanda örgütlü tutan bir cumhuriyet. Ustanın dizelerindeki gibi, “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” bir cumhuriyet gerek bize.

Yayın Tarihi: 29.10.2026 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.10.2026 , 00:08

Bugün 29 Ekim. Bu topraklarda yeşeren eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık fikrinin bir devrimle buluşmasının yıl dönümü. Cumhuriyetin ilanının yüz üçüncü yılı. Kutlu olsun.

Olsun olmasına fakat yüz üç yıl sonra bugün Cumhuriyetin bir karşıdevrime yenik düştüğünü söylemek zorundayız.

Laiklik dinselliğe, halkçılık ümmetçiliğe, kamuculuk piyasacılığa, bağımsızlıkçılık işbirlikçiliğe yenik düştüğünde bir Cumhuriyetten bahsedemeyiz.

Cumhuriyeti çaldılar ve bundan sonrası artık bir kutlamanın değil mücadelenin konusu olmalıdır.

Karşı devrim AKP’de somutlanıyor. Cumhuriyetin pek çok kazanımı bu partinin 25 yıla merdiven dayayan iktidarı döneminde ortadan kaldırıldı. Cumhuriyete başından bu yana düşmanlardı fakat cumhuriyet düşmanlığı onlarla başlamadı. Bir adım öncesinde 12 Eylül darbesi var. Darbe işçi sınıfına karşı yapıldı, anti-komünistti ve cumhuriyetin kazanımlarından kurtulmayı hedefledi. Birbiriyle uyumludur.

Bu nedenle Erdoğan’dan Evren’e uzanan bir süreklilik var. 12 Eylül darbesinden hemen sonra Vehbi Koç’un cuntacı Evren’e yazdığı mektup ile AKP iktidara gelir gelmez TÜPRAŞ’ın bu aileye satılması söz konusu sürekliliğin sembolüdür.

Hayata geçirdikleri program Türkiye sermaye sınıfı ile uluslararası tekellerin çıkarlarını gözetti. Her şeyi sattılar. Kentleri, okulları, hastaneleri, yolları hepsini nakde çevirdiler. Hâkim kıldıkları piyasa düzeni ile zengini daha zengin yapıp emekçiyi yoksulluğa bağladılar.

Karşı devrimin kazananı şirketler oldu. Demek ki meselemiz sınıfsal.

Cumhuriyeti ortaya çıkaran şey eşitlik arayışıydı. Eski düzenin sömürücülerinden kurtulmak, kralın-padişahın, derebeyinin-ağanın mülkünü tebaanın yapmak. Ümmet halka, toprak vatan dönüştüyse, arayışın mücadeleye evrilmesi, mücadelenin devrimle taçlanması sayesindedir.

Devrimlerin merkezi Avrupa’da cumhuriyet böyle ortaya çıktı. Yükselen sınıf burjuvazi ile eski düzenin egemenleri feodaller zaman zaman savaşıp çoğu zaman uzlaştılar. Savaşımda köylülük ve burjuvazinin yanı başında büyüyen işçi sınıfı hep cumhuriyetçiliğin safında yer aldı. Uzlaşılarda kanla bastırıldılar. Ama hep ayaktaydılar. 1789 devriminin sokak barikatları Fransız yoksullarının marifetiydi. 1848’de Avrupa’ya yayılan devrimde burjuvazi tarafından ihanete uğrasa da işçi sınıfı ön saftaydı. Devrimler çağı olarak adlandırıyoruz, eski düzenin yerine yenisi yükseldi, tüm dünyada Cumhuriyet emekçi sınıfların eseri oldu.

Farklılıkları çokça olsa da bizde de Osmanlı’nın köhnemiş toplumsal yaşamından, sarayın saltanatından ve emperyalist işgalden kurtuluşta Anadolu’nun yoksul köylüsü ile emekçi halkının imzası var. Cephede onlar vardı. Çanakkale’den İzmir’e, Antep’ten Karadeniz’e kadar milli mücadelenin kahramanı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının liderliğinde feodal Osmanlı düzeninin sömürdüğü yoksullar savaştı. Yanı başında parlayan bir kutup yıldızından, Ekim devrimi ile kurulan ilk işçi devletinden güç aldılar. Yirminci yüzyılın başında insanlığın tarihsel ilerlemesinin aktörlerinden biri ve devrim cephesinin parçası oldular.

Cumhuriyet ayaklar baş olsun diyedir. Cumhuriyette ayaklar baş olamamışsa, başlar cumhuriyeti kendi sınıfsal çıkarları için kullandığı, kullandıkça onu bitirdiği içindir. Karşı devrimin yatağı işte tam olarak burada, yani sömürücü sınıfın kucağındaydı.

Cumhuriyet bu nedenle sınıfsaldır. Kendisini var eden eşitlik fikrinin karşısında her zaman sömürücü sınıfı buldu. Eski düzenin feodalleri cumhuriyete düşmandı, yeni düzenin burjuva sınıfı ise cumhuriyetin ortaya çıkardığı eşitlik fikrinden kurtulmak istedi.

Ülkemizdeki sonuçları çok ağır oldu. Halk ayaklar altında. İşçisi ortalama asgari ücretli. İşsiz açlıkla yüz yüze. Emeklisi barınmak için paylaşımlı otel odalarında. Genci umutsuz. Kadını tehdit altında. Bahis-kumar sıradanlaşmış, sokaklar uyuşturucuyla, çetelerle tutulmuş.

O halde bize bir cumhuriyet gerek. Refahın, güvenliğin, istikrarın teminatı, barış ve kardeşliğin hâkim olduğu bir cumhuriyet. Kendi celladını, yani sömürücü sınıfı bağrında beslemeyen bir cumhuriyet. Kaynağındaki fikir olan eşitliği temel ilke edinen, özgürlüğü eşitliğin güvencesi kılan, toplumu her alanda örgütlü tutan bir cumhuriyet.

Ustanın dizelerindeki gibi, “gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” bir cumhuriyet gerek bize.

Yazarın Son Yazıları