Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Ali Rıza Aydın

Ali Rıza Aydın

Cumhuriyeti çıkmaz sokaktan kurtarmak

Halkın ve meclislerin değil sermaye sınıfının, siyasal iktidarının ve bunların gerici işbirlikçilerinin söz ve karar sahibi olduğu düzen cumhuriyet olmaz.

Yayın Tarihi: 29.10.2025 , 21:55 Güncelleme Tarihi: 30.10.2025 , 00:00

Kurtuluş ve kuruluştan gelen aydınlanma, kamuculuk, yurttaşlık ve cumhuriyet birikimi bugün çıkmaz sokağa sıkıştırılmış durumda. Kimilerince 102. yıl kutlamalarında “ülkenin gururu” olarak tanımlanan günün siyaseti emperyalizmi, kapitalizmi, dinsel ve etnik gericiliği, sömürüyü içeriyor. Karşıdevrimi içeriyor. Eğer cumhuriyetin gerçek sahipleri her yıl olduğu gibi bu yıl da kutlamalar bitince düzenin dümen suyunda yaşama sessizliğine bürünmeye devam edecekse çıkmaz sokağa daha çok sıkışılacak.

Çıkmaz sokağın duvarlarını emperyalizm ve işbirlikçiler, NATO’cular, işgalci ve yağmacılar, holdingler ve tarikatlar, çıkarcılar ve gericiler, cinayetleri yaşam tarzı yapanlar, hırsızlar ve rantçılar, savaş sevdalıları, bilim ve sanat düşmanları, burjuva devleti ve hukuku, sandıktan önce ve sonra genel oy hakkını çalanlar, liberal kuşatmacılar, kamu kaynaklarını ve hizmetini satanlar, karşı devrimciler ve cumhuriyetçiler, sömürücüler örüyor, koruyor. 

Cumhuriyetçiler siyaseten teslim alınan biçimsel cumhuriyete sığmıyorsa da “toplumun tüm kesimleri ekonomik sıkıntı içinde” diyenler muhalefet yaptığını sanıp halkı, sömürülenleri özveriye, suskunluğa, rızaya çağırıyor.

Kurtuluş ve kuruluş cumhuriyetinin ilerici, aydınlanmacı, bağımsızlıkçı, devrimci kanadı ne kadar savaşırsa savaşsın gerici, işbirlikçi, karşı devrimci, sömürücü kanat hep yan kulvarda oldu; 1946 ve sonrasında da -kimi zaman frenlenmesine karşın- egemenliği elde tuttu. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 militarist el atmalar da gösterdi ki sermaye sınıfının egemenliğinin ve siyasal iktidarının sürdürülebilmesi bir yandan emperyalist işbirliğine diğer yandan gericiliğe dayandırılırken emekçilerin baskı ve denetim altında tutulmasından hiç vazgeçilmedi.

Cumhuriyetin niteliklerinin dokunulmazlığı, egemenliğin kayıtsız koşulsuz ulusa ait olması, temel hak ve özgürlüklerin anayasal güvencesi, meydan buluşmaları, olası seçimler halkı ne kadar canlı tutarsa tutsun sonuç değişmiyor. Nedeni çok açık. Anayasanın ekonomi politiği değişmiyor, sömürü sürüyor.

Evet toplum içinde devletin, devlet içinde siyasal iktidarın tanımlanması ve sınırlandırılması, hak ve özgürlükler, anayasallık ve hukuk savaşımlarla kazanılmıştır, hafife alınmaz ama bir yandan da bu kurumlar sömürücü düzenin araçlarıdır. Sömürücü düzen tarafından biçimlendirilirler.

Örneklersek, çalışma düzeninin hukuka bağlanması sömürüyü ortadan kaldırmamış biçimini değiştirmiştir. Bu düzene de başka değişikliklerle her an el atılmaktadır. Cılız olumluluklar uzun yaşatılamamakta ya uygulama ya da yargısal denetim yollarıyla gasp edilmektedir.

Uyulmayan Anayasa ve yasa hükümleri, uygulanmayan yargı kararları ya da çifte standart uygulamalar artık olağanlaştırıldı; “hukuk devleti”, “hukukun üstünlüğü” çağrıları da ciddiye alınmaz oldu. Liberalizmin yüzü kızarıyor mudur?

Aradan çok geçmedi. 2008 yılında AKP’nin Anayasanın 10. ve 42. maddelerinde yaptığı düzenleme Anayasa Mahkemesi'nden dönerken “yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yönünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu sonucuna” ulaşılmadı mı?

Yine aynı yıl AKP “demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline gelmesi nedeniyle” suçu sabit görülerek mali yaptırıma tabi tutulmadı mı? Bugün laiklik ilkesi, cumhuriyet nerede? AKP nerede?

Anayasal cumhuriyetle yetinilemeyeceğine, sömürücülere güvenilemeyeceğine ilişkin çok örnek var.

Liberal ideoloji sınırsız sömürünün önünü açarken, bireysel özgürlükler ve demokrasi yanılsamasıyla halkı kıskaç altına alırken cumhuriyeti de halkın egemenliği ve iktidarından uzaklaştırma, ilkelerinden kopma, sömürücü düzene hizmet etme aracı durumuna sokuyor.

Cumhuriyet emekçilerin egemenliğinin, yönetim ve yaşam tarzının, kalkınması, gelişmesi ve ilerlemesinin yolunu açması gerekirken sömürücülerin biçimsel aracı olma yolunda.

İlkeleriyle, organlarıyla, hukukuyla bütün kurumları sömürücüler için çalıştırılan bir biçimselliğin adı dahi cumhuriyet olamaz. 

Halkın ve meclislerin değil sermaye sınıfının, siyasal iktidarının ve bunların gerici işbirlikçilerinin söz ve karar sahibi olduğu düzen cumhuriyet olmaz.

Kapitalizmin ve emperyalizmin ekonomi politiği cumhuriyeti halktan koparmak için çıkmaz sokakta tutmaya devam edecektir. Sömürücü patronlar ve sömürücü siyaset neye gereksinmesi varsa cumhuriyeti oraya bükme hedefinden vazgeçmeyecektir. 

“Sandık” nakaratları da aynı çıkmaz sokakta halkı kandırma kılıfı olarak eriyip gitmektedir ki artık seçim sonuçları da tanınmaz olmuş, seçme ve seçilme hakkının yok sayılması yoluna girilmiştir. Transferler, altılı masa oyuncularının durumu siyaset-piyasa içiçeliğini gösteriyor.

Seçimden seçime anımsanan halk siyasetten uzak tutulurken cumhuriyetten de uzak tutuluyor. Kutlamalar halkın cumhuriyetine yetmiyor.

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi'nin 25 Ekim 2025 günlü 6. Genel Kurulunda, bir Emekçi Cumhuriyetinin kuruluş sürecinde birlikte yol yürünebilecek kapsam alanının daha geniş bir çevreye taşınması hedeflenirken yerelliklere, gençliğe ve çeşitli emekçi kesimlere uzanmanın ve bu birlikteliğin bir halk hareketine dönüşme potansiyelinin önemi de vurgulandı.   

Cumhuriyetin ilke ve değerleri için savaşım sınıfsaldır. Emekçilerin cumhuriyeti için savaşımla özdeşleşerek, cumhuriyetçilerin ilkesel bütünlüğüyle birlikte hedefe ulaşacaktır.          

İnsanın insanı sömürdüğü düzenden kurtulmanın, doğadan ve insanlıktan yana, eşit, özgür, adaletli, planlı, kamucu, laik ve bağımsız cumhuriyeti kurmanın görev ve sorumluluğu  102 yıl boyunca cumhuriyete güç veren emekçilerindir.

Ali Rıza Aydın 'ın Son Yazıları