Ali Rıza Aydın
NATO’ya karşı onurlu duruş
Yayın Tarihi: 15.07.2026 , 21:43 Güncelleme Tarihi: 16.07.2026 , 00:00
NATO’nun yalnızca militarist bir örgüt olmadığı soL’da köşe yazısı, görüş ve haberlerle sürekli işleniyor. Bu inceltilmiş analizler bir yandan NATO’yla kapitalizm ve emperyalizm bütünleşmesini anlatmaya diğer yandan yeni sömürücülüğün gerçek yüzünü göstermeye yarıyor.
Ankara Zirvesi ulusal ve çok uluslu sermaye şirketleri, burjuva devletleri ve düzen içi siyaset ile emperyalist egemenlik ve NATO arasındaki ilişkilerin gerçek yüzünü gösterecek hayli bilgi ve belgeyle dolu. Ortada daha saldırgan bir emperyalizmi güçlendirme yolunda küreselleşme ve işçi sınıfını, emekçi halkları savaşımsız, çaresiz bırakma hedefi var. İşte kendilerini sol diye tanımlayan kimi düzen içi siyasi partilerin ve kimi ilgisizlerin yandaşlığı ya da sessizliğine karşın yurtsever ve bağımsızlıkçıların, sosyalist ve komünistlerin Ankara Zirvesi karşısındaki kararlı ve onurlu eylemlerinin özü bu: sömürücülere karşı sınıfsal savaşım ve devrimde kararlılık.
ABD emperyalizminin projesi olarak kurulan çeyrek asırlık AKP, milliyetçiliği, dinselliği, muhafazakarlığı, Yeni Osmanlıcılığıyla, halkı yasaklara boğması ve koşulsuz boyun eğmesiyle yeniden vize almış durumda. Bağımlılığını, emperyalist emellerini ve de sömürücü politikalarını neredeyse kayıtsız koşulsuz sürdürdüğünü Zirve öncesi, sırası ve sonunda gösterdi.
Avrupa Parlamentosu Raportörünün “seçici zulüm” olarak tanımladığı, üzerinde organize operasyonlar yapılan, seçme ve seçilme hakkının kullanılmasıyla sağladığı güç ve kadroları parça parça kaybetmeye başlayan düzen içi muhalefet devasa sömürü dünyasının karşısına siyasal ve ideolojik olarak çıkamıyor. Yurtsever ve bağımsızlıkçıların, sosyalist ve komünistlerin Ankara Zirvesi karşısındaki kararlı ve onurlu eylemlerinin özünde bu muhalefet ve düzen uzlaşmacılığına karşı duruş da var.
NATO’nun doğu genişlemesiyle birlikte Rusya’nın da NATO üyesi olabileceği savı biçimsel birleşmenin ötesinde öz olarak daha derin hedefler taşıyor. Bunu ABD’li strateji uzmanı Zbigniew Brzezinski, Avrasya içerisinden “yeni bir Avrasya imparatorluğunun doğmasına asla izin verilememesi” gerektiğini, Rusya’nın “demokratik dönüşümü”nün mümkün olduğunu, “AB ve NATO standartlarını karşıladığı” yani arındığı takdirde AB ve NATO üyeliğinin de söz konusu olabileceğini açık dile getirmişti. Nitekim bugünlerde Türkiye’de de sıkça kullanılan “arınma” sözcüğü, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından doğu bloğundaki kimi kişilerin hak ihlali kararlarında kullanılıyor. Arınmanın anlamı tüm dünyanın “Batılılaşması”, sömürü dünyasının içine entegre edilmesi. NATO 2026 Zirvesi bu entegrasyonun emarelerini fazlasıyla gösterdi.
Birleşmiş Milletler (BM) de bu konuda hazır gözüküyor. Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya, Ukrayna, Filistin ve Suriye’nin, bu geniş coğrafyadaki halkların başlarına gelenler Batı denilen dünyanın demokrasi adı altında kapitalist/emperyalist bütünleşme anlamına geldiğinin açık delili. NATO “BM amaçlarına aykırı şekilde güç kullanımı ya da tehdidinden sakınmayı taahhüt” eden bir Anlaşma ile kurulduğuna göre yaşananlar karşısında BM de NATO’laştı mı?
Halkın da alıştığı deyişle NATO asla NATO değil. “NATO’suz olamayız” diyenler, NATO tipi bir ordu standardını güç ve güvence sananlar hem yanılıyor hem de sömürücü ve saldırgan, yağmacı ve soykırımcı düzenin gerçek yüzünü saklayarak halkı da yanıltıyor. NATO’nun emperyalizmin, ABD’nin çıkarlarını savunan, yeni sömürgeciliğin stratejilerini belirleyip yollarını açan, düpedüz sermaye sınıfının ekonomik ve siyasal güvenliğini ve egemenliğini hedefleyen, işçi sınıfının ve emekçilerin düşmanı, halkın egemen ve iktidarda olduğu bir cumhuriyetin düşmanı olduğu bilinmeli. NATO’nun sömürülenlerin sömürenlere karşı ayağa kalkıp eşitleştirilmiş, özgürleştirilmiş, adaletli bir dünya için savaşımlarını engelleyen bir devrim kırıcı olduğu bilinmeli.
Bu arada geleceğe yönelik olarak, ayrıca ve ayrıntılı tartışmak ve elbette başka konu eklemeleri de yapmak üzere, üç konuya değinelim:
Birincisi, çözüm sürecini de içeren yeni hukuksal düzenlemelerde ve anayasa önerilerinde NATO’nun, emperyalizmin yeni işlevine ve hegemonyasına uygun düzenlemelere yer verilmesi, hatta daha önce TÜSİAD, TOBB gibi kuruluşların ve Ergun Özbudun başkanlığındaki Bilim Kurulu gibi birlikteliklerin Anayasanın egemenlik maddesine eklenmesini önerdikleri ama geçmişte kabul görmeyen “ulusal üstü yetkileri bulunan kuruluşlara üyeliği gerektiren uluslararası antlaşma hükümleri saklıdır” biçimindeki egemenlik devri hükümlerinin kabul görmesi sürpriz olmayacak.
İkincisi, yeni küreselleşme hedefinde öncekinde olduğu gibi ulus devletler yerine yerelleşme, ümmetçilik, tarikat ve cemaatler, etnik gruplar küreselleşmenin ikizi olacak. Türkiye’de belediyeler üzerindeki operasyonları ve emperyalist çözüm sürecini de bu ikizleştirmeyle birlikte okumak gerekiyor.
Üçüncüsü, NATO’laştırılmış Türk Silahlı Kuvvetlerinin yanına Jandarma-Polis gibi iç emniyet güçlerinin özel güvenlik kuruluşlarının eklenmesi de sürpriz olmayacak.
İşçi sınıfı 12 Eylül darbesinin özünü, devamcısı AKP’yi, sömürü ilişkilerini, emperyalist saldırı ve kıyımları, bu yapının NATO gibi çok yönlü bir örgütle bağlantısını ayrıntılı bilir. 2026 NATO Zirvesi sömürücü saldırganlığın ve savaşların zirvesi oldu. Bu zirveye karşı çıkışın anlamı bu sömürücü düzene karşı çıkışa, bu düzeni yıkma üzerine oturuyor.
Sömürü dünyasıyla uzlaşmaya karşı çıkanlar belli: Kapitalizm ve emperyalizm karşıtları, yurtseverler, bağımsızlıkçılar, sosyalistler, komünistler. Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi onurlarıyla ayakta durdular, susturulamadılar, susturulamayacaklar. Toplumsal savaşımlarda sınıfsal gerçeklikle, öncü siyasi partileriyle hep ayakta ve önde olacaklar. Sömürücüler uğruna “çark”ların eğilip bükülmesine, kırılmasına izin vermeyecekler. Şimdi işçi sınıfının, emekçilerin örgütlü gücünün büyüyüp güçlenmesi zamanındayız.