Ali Rıza Aydın
'Ama'lı, 'yama'lı demokrasi... Sömürü adına her derde deva!
Yayın Tarihi: 12.08.2026 , 22:03 Güncelleme Tarihi: 13.08.2026 , 00:14
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Demokrasi ve barış, dayanışma ve bütünleşme adına ilk adım olarak tanımlandı çerçeve yasa. Kapkaç yöntemiyle işlevsizleştirilmiş, önemsizleştirilmiş bir meclisin, sermaye sınıfı meclisinin şaha kalkışıyla kanunlaştı. Demokrasi denildi ama yasa önerisinin imzaya açılmasından, görüşülmesine ve oylanmasına kadar geçen sürede, “demokratik Cumhuriyete” bağlı kalacağına yemin eden milletvekilleri böylesine önemli bir yasa önerisi üzerinde madde, tümce, sözcük bazında dahi ayrıntılı tartışma yapmadı, yapamadı. Demokrasi denildi ama böylesine önemli bir yasa önerisi üzerinde halk seyirci konumunda kaldı. İlkesizliğin halka havale edilmesi de boş geçilmedi.
Bu tür tartışmaları “ama”lı “yama”lı demokrasi sevdalılarına bırakıp, en çok konuşulan barış ve demokrasi kavramlarını, kapitalist/emperyalist özellikleriyle biraz açalım.
Kapitalist/emperyalist barışın özelliği, sömürülenlerle sömürenlerin uzlaşma içinde yaşadığı sömürü düzeni; demokrasinin özelliğiyse seçimden seçime sömürülenlere, sömürenlerin temsilcileri arasından mecliste kendilerini ve sömürü hukukunu kimlerin temsil edeceğini belirleme hakkı verilmesi.
Her ikisinin ortak yanı eşitsizliği biçimsel eşitlikle meşrulaştırmak, sömürüleni sömürene teslim etmek. Sınıfsallıkla bakmak zorundayız. Etnik, dinsel veya belirli bir kesimin çıkarı ya da bunlar arasındaki ayrımcılığın giderilmesi kılıfı altında barış ve demokrasi isteyerek sınıfsallığı yokmuş gibi göstermek sömürüyü sürdürmektir.
Mevcut ve gelecek burjuva anayasalarında güvence altına alındığı, alınacağı söylenen cumhuriyet ilkeleri, egemenlik ve hak kullanımları emekçileri barış ve demokrasi söylemleriyle kandırma amacı güder, güdecektir. Bu biçimsellik kapitalistlerin, emperyalistlerin barışıdır, demokrasisidir. Burjuva devletlerindeki parlamentoların işlerinden biri de -çerçeve yasada olduğu gibi- kendilerini seçen halk adına karar verildiği inancını yayıp, çoğunluk oyu adı altında, işine yarayacak biçimlerle düzeni sürdürmektir.
Kapitalizm ve emperyalizm boyunduruğundaki demokrasi uzlaştırma aracıdır. Bu demokrasiye sığınmak, anayasal/biçimsel eşitliğe razı olup onların boyunduruğu altına sıkışıp kalmak, karşı devrime teslim olmaktır. Bu teslimiyetle bulunacağı sanılan demokrasi ne haklarını alamadığı için eylem yaparken gözaltına alınan maden işçilerini ne gazeteci ve sanatçıları ne işsizleri ne emeklileri ve emekçileri kurtaracaktır.
Bir demokratik hukuk devleti olduğunu sürekli söyleyenlerle olmadığını fiilen yaşayanlar arasında sıkışıp kalan Türkiye’de anayasal ve yasal demokratlığın, oylamaların, seçimlerin, seçme ve seçilme hakkı gasplarının kimlere hizmet ettiği defalarca görülüp yaşandı. Özetle, güller arasında bülbüllerin şakıyacağının söylendiği nice söylem ve adımlarda halka hep karga düştü.
Sorunların çözümü, halkın egemenliğinden alınıp sömürenlerin egemenliğine bırakılınca, sorunların üretildiği düzen içinde o düzenin istek ve gereksinmelerine göre oluyor. Bir güncel notla örneklersek, çerçeve yasanın Demirtaş’ı kapsayıp kapsamadığı tartışması ve bu tartışmanın kimi siyasilerin olumlu ya da olumsuz görüşlerinin havalarda uçması “askıda demokrasi”, “askıda hukuk” nitelendirmelerini gösteriyor.
Demokrasi konusunda teori ve uygulamada hayli zengin kaynakça var. Komünist aydın ve şair Nâzım Hikmet’in SSCB 1936 Anayasa Taslağı üzerine görüşleri az okunanlar arasında. Bu görüşlere geçmeden önce yazının girişinde değindiğim kapkaç yöntemine karşı 1936 tarihli SSCB Anayasa Taslağının SSCB halklarının geniş katılımıyla tartışılarak kabul edildiği, 60 milyon adet basıldığı, 36 milyon 500 bin insanının katıldığı 527 bin toplantıda görüşüldüğü, Anayasa Komisyonuna 154 bin değişiklik önerisinin verildiğini anımsatayım. Bu örnek anayasa için demeyelim; çerçeve yasanın içeriğine ve geleceğine, bu gelecek içinde anayasa değişiklikleri ya da yeni anayasanın yer alacağına baktığımızda, çerçeve yasadan önce başlatılan Lozan ve Cumhuriyet tartışmalarını değerlendirdiğimizde neye dikkat çektiğimiz daha net anlaşılacak.
Nâzım’ın “Sovyetlerin Anakanun Projesi Dolayısıyla Sovyet Demokrasisi” konulu broşürün girişinde “Lenin’e Göre Hakiki Demokrasi” başlıklı bölümdeki değerlendirmeleri, kendi anlatımıyla, özetle şöyle:
“Lenin der ki: Sınıf farkları mevcut oldukça ‘saf demokrasi’den bahsedilemez. Sınıf farkları mevcut oldukça ancak sınıf demokrasisi vardır.
Yine Lenin der ki: ‘saf demokrasi’ isteklerine örnek olarak ‘toplantı hürriyeti’ni alabiliriz. Kendi sınıfıyla bağını koparmamış olan her şuurlu amele bilir ki, istismarcılar imtiyazlarını müdafaa edebilecek ve yıkılıştan korunabilecek bir vaziyette iken bizim onlara ‘toplantı hürriyeti’ hakkı vadetmemiz çok saçma olur.
(…) yine ameleler pek âlâ bilirler ki en demokratik burjuva cumhuriyetlerinde bile ‘toplantı hürriyeti’ (ve diğer hürriyetler) kuru bir laftır.”
Bu göndermelerden sonra devam eder Nâzım:
“Bu sözler pek âlâ gösteriyor ki Bolşevikler en su katılmamış Marksistler olmaları dolayısıyla hiçbir zaman umumiyetle, topyekun demokrasi düşmanı olmamışlardır. Ancak ve ancak, onlar sınıflı bir cemiyette sınıf demokrasisi olacağını söylemektedirler. Ve yine ancak işçi sınıfının rehberliği altında memleket nüfusunun âzim ekseriyetini teşkil eden emekçi halkın iktidar mevkiine proleter diktaturası kurarak geçmesiyle, kapitalist, derebey ve her türlü istismarcı sınıfların maddi, manevi mukavemetleri kırıldıktan sonra, bu sınıflar yok edilince hakiki demokrasinin tahakkuk edebileceğine kanidirler.”
Halk, kayıtsız koşulsuz egemenliğin sahibi olarak gösterilecek ama egemenliği fiilen elinde tutanların istek ve gereksinmeleri karşısında, sömürü ve gericilik karşısında söz ve karar sahibi olmayacak, konuşamayacak, eylem yapamayacak, hakkını arayamayacak; kendi egemenliği ve iktidarı olan cumhuriyetin biçimden biçime sokulup yok edilmesine, emperyalizme ve NATO’ya sesini çıkaramayacak…
“Ama”lı, “yama”lı demokrasinin ve yeni anayasa özlemlerinin özü bu: Sömürücülerin kılıfı ve taktiği olmak.
Çözüm belli: Türkiye sosyalist devriminin öncü gücü olan işçi sınıfını, emekçi halkı örgütlemek ve devrime önderlik edecek siyaseti yaygınlaştırmak.