Ali Rıza Aydın
AKP’nin 25 yılı: Olaylar içinde hukuk zinciri
Yayın Tarihi: 19.08.2026 , 23:47 Güncelleme Tarihi: 20.08.2026 , 00:01
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Çeyrek asırlık ömrünü 14 Ağustos 2026’da tamamlayan, çeyrek asırlık iktidarını 18 Kasım 2027’de tamamlamayı bekleyen bir siyasi parti AKP. 58. Hükümetle başlayıp 65’incisiyle 8 hükümeti başbakanlar başkanlığında bakanlar kurullarıyla, 10 Temmuz 2018’de başlayan (66. ve 67.) son iki hükümeti de başkanlı rejimle sürdüren, ortaklıklara giren, ortaklıklar bozan, yeni ortaklıklara uzanan ama hep AKP olarak siyasal iktidarını sürdüren bir siyasi partiden söz ediyoruz.
Bu bilinmez olmayan biçimsel tablo içinde Anayasa, yasalar, kanun hükmünde kararnameler (KHK) ve cumhurbaşkanlığı kararnameleri (CBK), genelgeler ve kararlarla üzerinde bolca oynanan, güvenliğini yitiren hukuk var; hukuklu hukuksuzluklar, bütünüyle hukuksuzluklar var; tanınan ve tanınmayan yargı kararları, hak arama özgürlüğünün kurumu olması gerekirken baskı aracı olan yargı var.
Toplumsal ve ekonomik ilişkilerin ürünü olarak sözünü ettiğimiz hukuk: burjuva hukuku. Her üretim tarzının kendi yönetim ve hukukunu yarattığını biliyoruz ama bilinmesi gereken bir başka konu, kapitalizmin ve emperyalizmin iniş ve çıkışlarıyla, kriz ve çürümeleriyle hukuku da kendine özgü bir kalıba sokması, gerektiğinde de hukuksuzluğu yaratıp yaşatacak yolları bulup uygulaması. Liberalizm elini hiç çekmedi hukukun ve yargının üzerinden. Yasama organları devreye sokularak kurallarla sürekli oynandı, yargı organları devreye sokularak kuralların yorumuyla sürekli oynandı. Yetmediği yerde de ne kural tanındı ne yargı kararı.
AKP dönemi anlatılırken 12 Eylül 1980 darbesi ve hukukunu, AKP’nin bu hukuk üzerine kurulu olduğunu vurgulamadan olmaz. Darbe ve sonrasında 2000’li yılların başına kadar geçen dönem, 12 Eylül hukukuna ve anayasasına karşın, kapitalizmin ve emperyalizmin istek ve gereksinmelerini istenildiği düzeyde gerçekleştiremeyen bir siyasal iktidarlar bütünü olarak yeterli görülmeyince AKP’li “Yeni Türkiye Projesi” devreye sokuldu.
Kuruluş öncesi iki devam partisinin, Refah ve Fazilet partilerinin Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatılması, üçüncü devam partisi (Saadet) yerine yeni bir proje partisinin (AKP) kurulması unutulamaz. AKP kurucu genel başkanını Erdoğan’ın milletvekili ve başbakan olabilmesi için, CHP’nin de desteğiyle, 2002’de Anayasanın 76. ve 78. maddelerinin değiştirilmesi unutulamaz.
1982 Anayasasında yapılan ve birçok maddeyi içeren 19 değişikliğin 12’si AKP damgalı. AKP’nin bir de Anayasa Mahkemesinden dönen Anayasa değişikliği var ki 2008 tarihli bu iptal AKP’nin kapatma davasında da gerekçe olarak kullanıldı. Partinin, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı eylemlerinin odak haline gelmesi nedeniyle, kapatılması yerine, devlet yardımından kısmen yoksun bırakılmasıyla siyasal faaliyetinin devamına karar verilmesi de unutulamaz.
Olaylar içindeki hukuk/hukuksuzluk zinciri sürekli uzatılırken yargının devreye sokulmaması düşünülemez. AKP, hayli kapsamlı hukuk oynamalarıyla ve hukuk tanımazlıkla yetinmeyince, 2010 Anayasa değişiklikleriyle yargıya el atmaktan çekinmedi. Ardından 2011 KHK’leri dönemiyle devletinin yeniden yapılandırılmasında kapsamlı değişikliklere geçildi. Devam 2016 darbe girişimi sonrası ortaklardan birinin tasfiyesi ve OHAL KHK’leriyle geldi, 2017 Anayasa değişikliği sonrası başkanlı rejime geçiş ve CBK ile sürdürülüyor.
Bu sürecin Meclis’in işlevsizleştirilip önemsizleştirilmesiyle koşut sürdürülmesi gerekiyordu, başarıldı. Şimdilerde Meclis’te ve belediyelerde seçme ve seçilme haklarına, yargının aracılığıyla ve düzen içi hesaplaşmalarda ve operasyonlardaki aktifliğiyle el atıldığı, AKP yönüne doğru transfer ve pazarlık hareketlerinin yoğunlaştığı dönemdeyiz. Pazarlık ve hesaplaşma aslında yasak olması gereken tarikat ve cemaatlerle de sürüyor. Operasyonlarla tarikat ve cemaatlerin meşrulaştırılması sağlanıyor.
Kendilerini ve sömürücü düzeni temize çıkarama zincirinin son halkalarından olan Çerçeve Yasayla birlikte Cumhuriyetin geleceğinin belirsizliği içindeyiz.
Temize çıkarma işini CHP ve belediye operasyonlarında da görüyoruz. Transferler arınma kılıfı olarak gösterilirken aynı ihale yapısı içindeki AKP’li kurum ve kuruluşlar da temiz gösteriliyor. Diğer mali ya da uyuşturucu gibi operasyonlarda da durum farklı değil. Aynı hukukla ve yargıyla birilerini temiz birilerini kirli göstererek iktidara devam…
Bu durum ve yeniden paylaşım düzenin bütünü için geçerli aslında. Düzeni meşru ve temiz göstermek, sömürüyü meşrulaştırmak… Siyasetteki çürümede de hedef aynı. Her operasyon ve paylaşım egemen sermaye sınıfını, AKP iktidarını ve gerici ortaklarını güçlendirmeyi hedefliyor. Hukuksal ve yargısal keyfilik diyeceğimiz, düzen yanlılarının özgürlük hukuku ve yargısı dediği durumda kanıksatılma var.
Bir de İslam hukuku dedikleri var. Her tarikat ya da cemaatin farklı yorumladığı, çıkar hesaplarına göre farklılaştırıldıkça alt tarikat ya da cemaatin kurulduğu, devasa ayni ve nakdi malvarlıklarının yığıldığı, dernek, vakıf, şirket ve holdingler ağı.
Hukukun belirleyicileri olan ekonomi ve siyaset hukuksuzluğun ve hukuksuzluğa geçirilen hukuksal kılıfların da belirleyicileri. Hukukun üstünlüğü derken yüzlerce kez düşünmek gerekiyor. Bağımsız ve tarafız denilen yargının “sopa” olarak kullanılmasını sorgulamak gerekiyor.
Hukuk ve yargıyla çözümlenebileceği beklentisi yaratılan birçok sorunun, hukuk ve yargıyla yeniden ve büyütülerek üretildiği bir düzensiz düzenin, çürümenin içindeyiz. AKP döneminde ve özellikle son yıllarda bu yeniden üretimi daha açık ve yaygın olarak görüyoruz ki gericiliğin, kapitalist ve emperyalist düzenin -kimi zaman TÜSİAD türü sermaye örgütlerinin kendileri çıkarına hukuk çağrısı olsa da- bu liberal ve keyfi yapıyı sevdiği tartışmasız.
Uluslararası durum da vahim. Örneğin Birleşmiş Milletlerde İsrail aleyhine, Küba lehine çıkan kararlar karşısında İsrail ve Küba’nın içinde bulundukları durum tek başına çok şey anlatıyor.
Bu düzenden kimler yararlanıyor, kimler sömürülmeye devam ediyor?
Doğru haber ve analize, eleştiri hakkına, eleştirel hukuka dahi katlanamıyorlar. soL Habere karşı tavırları bunlardan biri. Çerçeve Yasa yorumları bir başkası. İşin kolayı bulundu: Baskı-pazarlık-susturma ya da transfer… Hür dünyanın gerekleri kişilerin, seçilmişlerin, siyasi partilerin, kurum ve kuruluşların, mülkiyetin öyle ya da böyle transferine izin veriyor; yeter ki sermaye sınıfının egemenliği sürsün.
Düzen siyasetinin bütünleştiği, düzen içi muhalefetin farklı programlar üretemediği durum hukuktan devlete, siyasetten ekonomiye her alanı kapsıyor. Yeni Parti’nin Çerçeve Yasa karşısında tavrında olduğu gibi yollar çok, hepsine bir gerekçe bulunuyor ama bütün yollar kapitalist/emperyalist düzene çıkıyor. Marx bir kez daha haklı çıkıyor. Dünyaya hukukla bakmamak gerekiyor.
Düzen kurum ve kurallarıyla, hukuk dışı düzenekleriyle, ekonomi politiği ve uygulamalarıyla frene bile basmadan tepetaklak gidiyor. Sınıfsız, sömürüsüz toplumcu koşulların güçlenerek devreye girmesi, söz ve karar sahipliğinin el değiştirmesi kaçınılmaz.