Ali Rıza Aydın
Baskı ve gaz alıcılıkla yola devam mı?
Yayın Tarihi: 29.07.2026 , 22:39 Güncelleme Tarihi: 30.07.2026 , 00:00
Burjuvazinin kandırmacalarla, yanılsamalarla, baskılarla süren ilişkiler ağı gereksinmelerine ve çıkarlarına göre zamansal farklılıklar göstererek hemen her konuda sürer. Egemen sermaye sınıfının ve iktidarlarının işçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki baskısını ve sömürüyü gizleyen, soyut hak ve özgürlükleri, hukuku ve siyaseti, sosyal devlet ve demokrasiyi kılıf yapan bir ilişki ağıdır kurulan. Boyun eğmeyen, sözünü ve tavrını sakınmayan varsa gelsin baskı…
Öyle bir düzen bağımlılığı kurulur ki hukuk devleti, bağımsız yargı, seçim ve bunlar gibi birçok kurumsallık ve kuralsallık iyi işlerse iyi gidecektir her şey. Kime iyi gideceği, kimin nasıl sömürüleceği sorgulanmaz; zenginlik ve yoksulluk, eşitsizlik ve adaletsizlik kanıksatılır, sömürü sorgulanmaz. Yargı adalet dağıtırsa her şeyin yolunda gideceği söylenir de adaletli kararlara neden uyulmadığı, adaletsiz kararların kimlere neden verildiği, dahası yargının dayanağı olan anayasa ve hukukun söz ve özündeki eşitsizlikler sorgulanmaz.
Yeni denilenlerin aslında düzen içi yinelemenin, hizaya getirmenin, mülkiyet paylaşım planlarının, meşrulaştırmanın başka renklere bürünmüş maske ya da tabelaları olduğu, aynı zamanda bireysel ve toplumsal heyecan yaratarak gaz alıcılık rolünü üstlendiği tartışılmaz. Anayasa ve yasalar sınıfsal özüne girilmeden dar alanlarıyla tartışmaya açılır ve değiştirilir, siyasi partiler kısır çekişmelerle bölünür, anlatım becerileriyle yeni denilen programlar yazılır, siyaset insanları transfer adı altında nöbet değiştirir; olmadı iç savaşlar ya da savaşlar çıkarılır, olmadı işgaller/göçler ve soykırımlar yaşatılır, ulus devletler yok edilir.
Demokrasi, siyasi faaliyet hakkı, hukuk devleti dillerden düşürülmez ama egemen siyaseti, NATO gibi emperyalist kurumları, kapitalist düzeni ve ekonomi politiği, sömürüyü, gericiliği eleştiri hakkı, çözüm olarak da sömürüsüz toplumda eşit ve özgür yaşama iradesini dışa vurma hakkı hakarete ya da halkı kin ve düşmanlığa tahrike sokularak gözaltılar, soruşturmalar, tutuklamalar başlatılır.
Bunun en yakın örneklerinden birini Türkiye Komünist Partisi'nin açıklamalarını paylaşan kimi üyelerinin, parti dostlarının ya da bu açıklamaları ülkesinin ve insanlığın geleceği için çözüm yolu olarak benimseyenlerin ifadeye çağrılmalarında görüyoruz.
Siyasi partiler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası hükümleri gereğince demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurlarından olup anayasal güvence altında, tüzük ve programlarına göre faaliyet gösterip iktidarı hedefleyen toplumsal kuruluşlardır. Parti üyeleri ve yöneticileri ile partiye sempati duyan, oy veren, destek olan yurttaşlar partilerle birlikte siyasi çalışma yapar, düşünce ve siyaset üretir, propaganda, toplantı, eylem, açıklama yapar, bildiri yayımlar.
Çalışmalarını kamuoyuyla paylaşmak, düşünce ve önerilerini açıklayıp yaymak, örgütlü çalışma ve eylem siyasi partilerin en olağan faaliyetleri arasındadır. Bu bütünsellik olmadan siyasi faaliyet hakkının siyasi partilerle yaşama geçmesi mümkün olmaz ve de siyasi partiler arasında da ayrımcılık yapılmaz.
Türkiye Komünist Partisi, 16.08.1993 tarihinde kurulan, 81 ilin ve ilçelerinin çoğunluğunda kuruluş ve kongrelerini tamamlayan, hukuka uygun olarak seçimlere katılma hakkını kazanan bir siyasi partidir.
TKP’ye, üye ve dostlarına yönelik baskı, ifadeye başvuru, soruşturma ve kovuşturmalar ne hukuksal ne de meşrudur. Hukuken ve siyaseten kabul edilemeyecek bu durum TKP’nin, üye ve dostlarının yanında halkın bilgilenme, gerçekleri öğrenme, siyasi faaliyet ve propaganda haklarını etkileyici ve engelleyici niteliktedir; demokratik cumhuriyet ve siyaset ilkelerine, seçimlerin serbest, eşit ve genel oy esaslarına göre yapılması ilkelerine aykırıdır. İnsanların içinde yaşadığı toplumun ve dünyanın geleceğini kurma programı, savaşımı ve umudu ne sermaye sınıfının ne dinsel ve etnik gericiliğin ne kapitalist/emperyalist histerinin ve çürümenin ne bağımlılığın ne sömürücülerin ne de faaliyetini bu alanlarda kullanan kimi siyasi partilerin tekelindedir. Farklı siyasi partilere farklı davranışlar gösterilemez.
Kimse vitrin ve kılıf değiştirerek, anayasa ve yasa değiştirerek, ayrımcılık yaparak, transferlere bel bağlayarak yeni sömürücülüklerle yoluna devam etmek isteyen bu kesimler ile emekçilerin, işçi sınıfının, sömürülenlerin uzlaşmasına zorlanamaz. Kimse kapitalist/emperyalist özgürlükle, liberalizmle, neoliberalizmle uyumlaşmaya zorlanamaz. Onurlu yurtseverlik, bağımsızlık savaşımı, yoksulluğu ve eşitsizliği anlatmak suç değildir.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrikin aranacağı yer sömürüsüz ve sınıfsız toplumu, bağımsızlığı, laikliği, eşitliği, özgürlüğü, adaleti savunma siyaseti olamaz. Bu siyasetin baskıcı ve gaz alıcı yollarla susturulmasına boyun eğilemez. Emekçilerin yeri sömürücü düzene karşı ilkeli, kararlı, örgütlü savaşımdır.