Ali Rıza Aydın
Üsküdar’da erimek mi devrimle kurtuluş mu?
Yayın Tarihi: 09.09.2026 , 23:44 Güncelleme Tarihi: 10.09.2026 , 00:00
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Sömürücü düzende bir ilçe belediyesinde siyasetin, seçme ve seçilme hakkının, seçimlerin, genel oy hakkının, çok sevdikleri kavramla burjuva demokrasisinin çıkar ve pazarlıklarla nasıl bir işlev gördüğünü, çürümeyi ve erimeyi bir kez daha gösterdiler. Öyle bir örnek ki sayfalar dolusu anlatılabilecek konular ve olaylar bir çırpıda katmerli olarak fiilen gösterildi halka. Genel oyun çalınması ve Sevgili Halit Çelenk’in deyişiyle “demokrasi masalı” bir çırpıda fiili olarak kanıtlandı.
Öfkelenmek gerekiyor. Halkı demokrasi ve seçimlerle kandırdıkları, genel oy hakkını çaldıkları, siyaseti piyasaya düşürüp çürüttükleri, seçme ve seçilme hakkını gasp ettikleri için.
Üsküdar’a gelene kadar neler yapılmadı ki… Hukuk ve yargı kullanılarak, para ve güç kullanılarak, pazarlıklarla, çıkar ilişkileriyle, tehditlerle ne anayasal güvence kaldı ne hak ne ilke… O kadar cüretkâr ve cin akıllılar ki seçimle kazanılanı yargı destekli hukuksuzluklarla ortadan kaldırıp yine seçim kılıfıyla meşruluk gösterisi yapıyorlar. Halka, her şeye karşın seçimlerden başka çare olmadığını dayatarak düzenlerini koruma peşindeler. Buldukları çözüm süreçlerini hep demokrasi kılıfına sokmak.
Kaygan zeminde düşenler, gözaltına alınanlar, tutuklananlar, yolsuzluklar, hırsızlıklar, kaçakçılık… “Bu nasıl bir ülke ve yaşam” diyenlerle “iktidara bak düğmeye bastı” diyenler, polisiye film izler gibi televizyon ekranlarının başında, sosyal medyada izleyici olarak buluşuyor. Kimileri bireysel tepkilerle oyalanırken kimileri de korku ve baskıyla sinmiş durumda. Egemen sermaye ve siyasi iktidar bu uzlaşma ve uyumlaştırmadan, boyun eğen ve sorgulamayan halktan fazlasıyla memnun.
Ekonomisinden siyasetine, hukukundan yargısına, demokrasisinden laikliğine ve bütünüyle toplumsal ilişkilere kadar yağ lekesi gibi dağılıp büyüyen çürümenin kaynağındaki gerçek, bu ilişkilerin kaynağının kapitalizm ve emperyalizm olduğu.
Ekonominin devlet-hukuk-siyaset üçgeniyle, dinsellik ve milliyetçilikle üst yapıya taşıdığı bu ilişkiler ekonomi politiği sömürü olan düzeni sürdürülebilir kılarken sömürülenleri de aynı batağın içinde yaşamaya zorluyor.
Bu düzeni “hizaya getirme”, “düzeltme”, “iyileştirme”, “hukuk içinde demokratik kılma” gibi masum tasarım ya da girişimlerin karşısına, savaşları, işgalleri, doğa ve insan katliamlarıyla sermaye sınıfı ve gericilik çıkıyor. Hep vurguluyoruz: Düzen içi düzenekler halkı iyi kapitalizm ile vahşi kapitalizm gibi biçimsel seçenekler arasında oyalarken bir yandan sömürüyü ve sınıfsallığı gizlemeye diğer yandan sınıfsal savaşımları köreltmeye yarıyor. Sınıfların tarihi bize bunu hep gösterdi. Ki 21. yüzyılın ilk çeyreğinde artık sömürü dünyasının kendi içindeki “iyi” seçeneklere dahi dayanamadığını gün gün yaşadık.
Sermaye sınıfının ve siyasal iktidarının gereksinimleri hak gaspları ve sömürüyle sürerken işçi sınıfının ve emekçilerin egemenliklerinin ve iktidarlarının önüne setler çekiliyor. İnsanın insanı sömürmediği bir düzenden korkanlar halkın iradesini yok sayıyor.
Yaşananlar sömürenlerin ve gericilerin karşıdevrim çağının parçasıdır. Çözüm işçi sınıfı ve örgütlü partisinin öncülüğünde sömürülenlerin ve aydınlanmacıların sömürücü düzeni ortadan kaldırmasıdır, devrimdir.
Bugün 106. yılını kutlayan Türkiye Komünist Partisi, siyaset hakkına, seçme ve seçilme hakkına sahip çıkmak, halkın iradesini savunmak, genel oy hakkının çalınmasını önlemek için üzerine düşeni yapmaktan geri durmazken “düzen siyasetinden bağımsız; devrimci, yurtsever, sermaye karşıtı, emperyalizmin bütün biçim ve kurumlarından kopmuş, aydınlanmacı ve cumhuriyetçi bir solun toplumsal ve siyasal bir güç haline gelmesi”nin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu hep vurguladı.
İşçi sınıfının kapitalist sömürü, emperyalist barbarlık ve gericilik karşısında devrimci aydınlanmacı ve cumhuriyetçi bir meydan okuyuşun örgütlü ve öncü gücü haline gelmesi bugünün ertelenemez temel görevidir. Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvetin yenemeyeceği inancı devrimin ateşleyicisidir.
Emekçi halkın genel oy hakkının çalınmadığı, gerçek halk iradesiyle oluşan genel meclis ve yerel meclislerle sosyalizm artık bir seçenek olmaktan çıkmış zorunluluk haline gelmiştir.